Bilimkurgunun sınırlarını zorlayan epik yapımlardan, toplumsal tabuları sarsan provokatif dramalara kadar uzanan bu özel seçki, yedinci sanatın bu yıl ne kadar iddialı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. İşte BBC sinema eleştirmenleri Caryn James ve Nicholas Barber'ın tam not verdiği, izleme listenizin en başına eklemeniz gereken o 8 film:

28 YEARS LATER: THE BONE TEMPLE

2002 yılında Danny Boyle ve Alex Garland, 28 Days Later ile zombi apokalipsi türünü yeniden canlandırmıştı. 2025’teki geri dönüşün ardından gelen bu devam filmi, selefini dahi gölgede bırakıyor. Nia DaCosta’nın yönetmen koltuğunda olduğu yapım, türün gerektirdiği vahşeti sunarken, kendine has bir "folk-horror" mitolojisi inşa ediyor. Ralph Fiennes ve Chi Lewis-Parry’nin alışılmadık ikilisi ile Jack O'Connell'ın tüyler ürperten performansı, filmi "eksantrik bir başyapıt" seviyesine taşıyor.

MY FATHER'S SHADOW

Akinola Davies imzalı yapım, 1993 Nijerya’sında bir baba ve iki oğlunun hikayesini odağına alıyor. Kişisel olanı politik olanla ustalıkla harmanlayan film, Sope Dirisu’nun güçlü performansı eşliğinde Lagos’un kaotik atmosferini ve askeri diktatörlüğün gölgesindeki bir aileyi anlatıyor. BAFTA’da "En İyi Britanyalı Çıkış Filmi" ödülünü kazanan yapım, çocukların gözünden anlatılan sofistike kurgusuyla dikkat çekiyor.

HOPPERS

Pixar, "konuşan hayvanlar" temasını modern bir enerjiyle harmanlayarak eski formuna dönüyor. Robotik bir kundağın içine zihni aktarılan bir okul kızının maceralarını konu alan Hoppers, Daniel Chong’un yönetiminde hem eğlenceli hem de çevreci mesajlar barındıran keskin bir senaryoya sahip. Finaldeki karanlık tonuna rağmen, her yaştan izleyiciye hitap eden bir macera sunuyor.

WUTHERING HEIGHTS

Emerald Fennell, Emily Brontë’nin klasik eserini alışılmadık ve cesur bir görsellikle yeniden yorumluyor. Margot Robbie ve Jacob Elordi’nin Cathy ve Heathcliff rollerinde sergilediği tutkulu ve yıkıcı performanslar, eserin özündeki sınıfsal öfkeyi modern bir estetikle birleştiriyor. Geleneksel dönem filmi kalıplarını yıkan bu adaptasyon, Brontë safkanlarını rahatsız etse de sinematik açıdan büyüleyici bir deneyim vadediyor.

Ugultulu Tepeler Guncel

PROJECT HAIL MARY

Andy Weir’ın romanından uyarlanan film, aksiyondan ziyade bilginin ve kolektif zekanın gücüne odaklanan sıra dışı bir bilimkurgu. Phil Lord ve Christopher Miller ikilisi, karmaşık bir anlatıyı The Lego Movie tempousunda ve neşesinde sunmayı başarıyor. Ryan Gosling’in karizmatik oyunculuğuyla hayat bulan hafızasını kaybetmiş biyolog karakteri, dünyayı kurtarma çabasını izleyici için hem dokunaklı hem de eğlenceli kılıyor.

TWO PROSECUTORS

Ukraynalı yönetmen Sergei Loznitsa, 1937 Stalin temizlikleri döneminde geçen bu dramada, otoriterleşmenin dünü ve bugünü arasında köprü kuruyor. İdealist bir avukatın, yolsuzluk ve korku imparatorluğu içinde adaleti arama çabasını anlatan yapım, klostrofobik atmosferi ve Kafkaesk anlatısıyla diktatörlüğün günlük hayat üzerindeki sarsıcı etkisini gözler önüne seriyor.

DEAD MAN'S WIRE

Gus Van Sant, gerçek bir olaydan esinlenen bu kara mizah türündeki gerilimde, bir borç krizinin nasıl bir medya sirkine dönüştüğünü anlatıyor. Al Pacino’nun küçük bir rolle yer aldığı filmde asıl yükü Bill Skarsgård sırtlıyor. Skarsgård, elinde tüfekle bir mortgage brokerını rehin alan karakterine hem acıma hem de fars düzeyinde bir mizah katarak izleyiciyi kiminle empati kuracağı konusunda ikilemde bırakıyor.

THE DRAMA

Zendaya ve Robert Pattinson’ı bir araya getiren bu yapım, klasik bir romantik komedi gibi başlasa da Kristoffer Borgli’nin kışkırtıcı dokunuşuyla bambaşka bir yöne evriliyor. Düğünden bir hafta önce ortaya çıkan karanlık bir sır, filmi bir "sosyopatlık" sorgulamasına dönüştürüyor. Tartışmalı konusuyla vizyon öncesi tepki çekse de, Hollywood’un yıldız gücünü toplumsal hassasiyetlerle birleştiren nadir bir eser olarak öne çıkıyor.

Drama