Türkiye genelindeki 69 baro, 22 Mayıs 2026 tarihinde yayımladıkları ortak bir metinle, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kurultay iradesini hedef alan "mutlak butlan" yönündeki yargı kararına çok sert tepki gösterdi. Açıklamada, söz konusu kararın yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişine ilişkin teknik bir mesele olmadığı, anayasal düzene ve halk iradesine doğrudan bir müdahale niteliği taşıdığı vurgulandı.
DEMOKRATİK ANAYASAL DÜZENE VE HALK İRADESİNE YARGI ELİYLE MÜDAHALE KABUL EDİLEMEZ
— İstanbul Barosu (@istbarosu) May 22, 2026
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultay iradesine yönelik verilen “mutlak butlan” kararı, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişine ilişkin teknik bir hukuk meselesi değildir. Söz konusu karar; hukuk… pic.twitter.com/Pw56guLiRb
"DEMOKRATİK MEŞRUİYET VE HUKUK GÜVENLİĞİ İLKESİ ZEDELENİYOR"
Yayımlanan ortak metinde, Anayasa'nın 68. maddesi uyarınca siyasi partilerin demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olduğuna dikkat çekildi. Seçim kurullarının denetiminden geçerek kesinleşmiş bir kurultay iradesinin, yıllar sonra "mutlak butlan" kavramı genişletilerek tartışmaya açılmasının hukuki güvenliği ortadan kaldırdığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Anayasa’nın 68. maddesi uyarınca siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Seçim kurullarının denetiminden geçerek oluşmuş kurultay iradesinin, yıllar sonra “mutlak butlan” kavramı genişletilerek tartışmaya açılması; seçme ve seçilme hakkını, demokratik meşruiyeti ve hukuk güvenliği ilkesini zedelemektedir."
"SEÇİMLERİN YÖNETİMİ VE DENETİMİ YSK YETKİSİNDEDİR"
Barolar, seçimlerin yönetim ve denetiminin Anayasa gereği münhasıran Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) yetkisinde olduğunu hatırlattı. Seçim kurullarının onayından geçmiş ve kesinleşmiş bir siyasi iradenin, sonradan adli yargı eliyle hükümsüz kılınmaya çalışılmasının anayasal kurumlar arasındaki görev dağılımını sakatladığı ifade edildi:
"Seçimlerin yönetimi ve denetimi Anayasa gereği münhasıran Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir. Seçim kurullarının denetiminden geçerek kesinleşmiş siyasal iradenin, sonradan adli yargı eliyle hükümsüz hale getirilmeye çalışılması; anayasal kurumlar arasındaki görev dağılımını, hukuk güvenliği ilkesini ve demokratik meşruiyeti zedeleme riski taşımaktadır."
"YARGININ GÖREVİ SİYASAL ALANI DİZAYN ETMEK DEĞİLDİR"
Açıklamanın son bölümünde, mahkemelerin siyasi rekabeti doğrudan etkileyebilecek kararlar alırken çok daha yüksek bir anayasal hassasiyetle hareket etmesi gerektiğinin altı çizildi:
"Yargının görevi siyasal alanı dizayn etmek değil; hukukun üstünlüğünü, temel hak ve özgürlükleri ve demokratik anayasal düzeni korumaktır. Mahkemelerin siyasal rekabeti doğrudan etkileyebilecek kararlarında çok daha yüksek bir anayasal hassasiyetle hareket etmesi zorunludur."
Yargının temel misyonunun hukukun üstünlüğünü, temel hak ve özgürlükleri ve demokratik anayasal düzeni korumak olduğunu belirten 69 baro, yargının bir "siyasal alanı şekillendirme aracına" dönüştürülmesine karşı hukuk çerçevesinde mücadelelerini sürdüreceklerini ilan etti.






