Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler, 1949 yılından bu yana jeopolitik bir satranç tahtası gibi sürekli değişen hamlelere sahne oldu. Bir dönem stratejik ortak olan, bir dönem ise diplomatik köprüleri tamamen atan iki ülkenin hikayesi, sadece ikili bir mesele değil, Orta Doğu’nun kaderini belirleyen en kritik denklemlerden biri. İşte 2026 yılı perspektifiyle, tarihin tozlu sayfalarından bugünün sert manşetlerine uzanan o kapsamlı analiz.
TÜRKİYE İSRAİL'İ TANIYAN İLK MÜSLÜMAN ÜLKEYDİ
Türkiye, 1949 yılında İsrail’i tanıyan Müslüman çoğunluklu ilk ülke olarak tarihe geçti. Soğuk Savaş yıllarında Batı ittifakı içinde şekillenen bu bağ, 1958 yılında imzalanan "Periferik Anlaşma" ile istihbarat ve güvenlik odaklı gizli bir ortaklığa dönüştü. 1990’lı yıllarda ise ilişkiler altın çağını yaşadı; savunma sanayinden eğitime, turizmden serbest ticarete kadar her alanda devasa adımlar atıldı. Ancak 2000’li yılların başından itibaren Filistin meselesi, bu sarsılmaz görünen denklemi temelinden sarstı.
MAVİ MARMARA’DAN BUGÜNE DİPLOMATİK GELGİTLER
2010 yılındaki Mavi Marmara baskını, ilişkilerdeki en büyük kopuşun adı oldu. Yıllarca süren maslahatgüzar düzeyindeki temsilin ardından 2022’de yeniden büyükelçi atanmasıyla umutlar yeşermişti. Fakat 7 Ekim 2023 sonrası başlayan süreç ve Gazze’deki insani dram, Ankara’nın dış politikasında radikal bir eksen değişikliğine yol açtı. Bugün 2026 yılı itibarıyla, karşılıklı büyükelçilerin geri çekildiği ve diplomatik kanalların tarihin en düşük seviyesinde seyrettiği bir dönemden geçiyoruz.
EKONOMİK SİLAH: TİCARETİN SIFIRLANMASI VE AMBARGO
Türkiye, 2024 yılının Mayıs ayında dünya siyasetinde yankı uyandıran bir karara imza atarak İsrail ile tüm ihracat ve ithalat işlemlerini durdurdu. Yaklaşık 9 milyar dolarlık bir ticaret hacminin bir gecede askıya alınması, ekonomik ilişkilerde "topyekün bir kesinti" anlamına geliyordu. Bugün bu ambargo, Türkiye’nin Filistin davasındaki somut duruşunun en büyük göstergesi olarak kabul edilirken, İsrail’in tedarik zincirinde yarattığı boşluklar uluslararası raporlara yansımaya devam ediyor.
DOĞU AKDENİZ'DE ENERJİ SATRANCI
Enerji, iki ülke arasındaki en büyük iş birliği potansiyeli olmasına rağmen aynı zamanda en büyük rekabet alanı. Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervlerinin Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması projesi, siyasi gerilimlerin kurbanı oldu. İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu enerji bloklaşmasına karşı Türkiye’nin "Mavi Vatan" doktrini ile verdiği yanıt, Akdeniz’deki suların ısınmasına neden oluyor. Boru hatları artık sadece mühendislik değil, egemenlik mücadelesinin de bir parçası.
GÖLGE DİPLOMASİSİ HALA AKTİF
Siyasetçiler restleşse de uzmanlar, "arka kapı diplomasisinin" hiçbir zaman tamamen kapanmadığına dikkat çekiyor. Bölgesel terör tehditleri ve Suriye’deki belirsizlikler, MİT ve Mossad arasındaki istihbarat trafiğini zorunlu bir ihtiyaç haline getiriyor. 2026'da yılında, resmi ilişkilerin donduğu bu dönemde bile güvenlik bürokrasisinin kriz yönetimi için iletişim kanallarını açık tuttuğu görülüyor.
SONUÇ OLARAK: GELECEKTE BİZİ NE BEKLİYOR?
Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği, Gazze’de kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve iki devletli çözüm vizyonuna dönülmesine göbekten bağlı. Ankara’nın "garantörlük" önerisi masada dururken, Tel Aviv’in güvenlik politikaları bu süreci şekillendirecek temel unsur olacak. Bölgenin iki büyük gücü arasındaki bu gelgitli ilişki, önümüzdeki yıllarda da manşetlerden düşmeyecek gibi görünüyor.