ABD Başkanı Trump, 8,5 yıl aradan sonra Çin'e yaptığı ziyarette mevkidaşı Şi Cinping ile ikili siyasi ilişkilerden, ekonomik ve ticari sorunlara, Tayvan meselesinden uluslararası ve bölgesel krizlere dek çok sayıda konuda uzun tartışmalar yürüttü.
Zirve sonunda liderler, iki ülke ilişkilerini, Trump'ın iktidar döneminin kalan 3 yılında çatışmasız yürütmek üzere, "yapıcı stratejik istikrar ilişkisi" olarak adlandırdıkları bir formül üzerinde uzlaştıklarını duyurdu.
Trump'ın İran ile devam eden savaş nedeniyle Pekin'e eli zayıf geldiği ziyaret, iki tarafın da çok şey elde edemediği, fakat iç kamuoylarına "tarihi", "dönüm noktası" gibi ifadelerle olumlu yansıtmaya gayret ettiği bir buluşma oldu.
Taraflar, ziyarette gümrük tarifeleri ve ihracat kontrolleri gibi ekonomik ve ticari anlaşmazlıklarda daha önce vardıkları geçici uzlaşmayı korurken siyasi ilişkiler için potansiyel çatışma unsurlarının varlığını sürdürdüğü, belirsiz bir stratejik istikrar formülünü ortaya attı.
"TUKİDİDES TUZAĞI"
Çin ve ABD liderlerinin, 2 günde 9 saate yakın birlikte zaman geçirdiği temaslarının ardından iki ülke arasında dış politika, askeri ilişkiler, ekonomi, ticaret, halk sağlığı, tarım, turizm, halklar arası bağlar, kanun koruma dahil tüm alanlarda ve her seviyede temasların artırılmasında anlaştıkları ve ilişkilerde "yapıcı stratejik istikrar ilişkisi" olarak tanımladıkları bir vizyon oluşturma konusunda siyasi mutabakata vardıkları bildirildi.
Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, ziyaretin ardından, tartışılan konulara dair basına yaptığı yazılı değerlendirmede, stratejik istikrarın tesisine odaklanan bu yeni vizyonun, büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma ihtiyacına yanıt verdiği, Çin'in, bundan, işbirliğinin temel dayanak olduğu, rekabetin uygun sınırlar içinde sürdürüldüğü, cepheleşme ve çatışma yerine barışa odaklanan bir istikrar ilişkisini anladığını belirtti.
Çin Devlet Başkanı Şi, 14 Mayıs'ta Trump ile görüşmesinde sözlerine başlarken dünyanın yüzyılda görülmeyen değişimlerinden uluslararası durumun değişken ve karmaşık olduğuna işaret ederek "Çin ve ABD, 'Tukidides Tuzağı'ndan büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma yaratabilir mi?" sorunu sordu.
Çin liderinin, ABD'li tarihçi Graham Allison'ın, Antik Yunan tarihçisi Tukidides'in Sparta ve Atina kent devletleri arasındaki "hakim güç-yükselen güç" mücadelesine ilişkin tarihsel anlatısından hareketle bu mücadelenin kaçınılmaz bir çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceğini tartışırken kullandığı "Tukidides Tuzağı" kavramına gönderme yapması dikkati çekti.
Şi, ABD-Çin ilişkilerini ele alırken daha önce de pek çok defa bu kavrama göndermede bulunmuş hatta Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Allison'ı Pekin'de konuk etmişti.
Çin lideri, Trump'la görüşmesinde yeniden bu kavrama gönderme yaparak aslında ziyaretten ne umduğunu da ortaya koydu. Çin'in yükselen güç olarak hakim güç ABD'ye rakip olduğunu kabul eden Şi, bu rekabeti "Tukidides Tuzağı"na düşmeden, çatışmasız şekilde yönetmek istediklerini vurguladı.
TAYVAN SORUNU KIRMIZI ÇİZGİ
Şi'nin bu temennisini dile getirmesinin hemen ardından aynı görüşmede Tayvan sorununun iki güç arasındaki çatışmaya sebep olabilecek en hassas konu olduğunun altını çizdi.
Çin'in topraklarının parçası olarak gördüğü Tayvan ile ilgili hassasiyetlerini vurgulayan Şi, "(Tayvan sorunu) Eğer uygun şekilde ele alınırsa ABD-Çin ilişkileri istikrarlı olacaktır. Aksi halde, iki ülke arasında gerginlikler ve hatta çatışmalar yaşanabilir, bu durum tüm ilişkileri tehlikeye atabilir." ifadelerini kullandı.
Trump ve ABD tarafı, Tayvan konusundaki bu çıkışa sessiz kalmayı ve "stratejik belirsizlik" olarak adlandırılan tutumu sürdürmeyi seçti. Önceki Başkan Joe Biden, Çin'in Tayvan'a saldırması halinde Amerikan silahlı kuvvetlerinin Ada'nın koruyup korumayacağı sorusuna birkaç defa "Evet, koruyacak." yanıtını vererek stratejik belirsizlik politikasının dışına çıkan, Çin'i çevrelemenin ve baskı altında tutmanın bir aracı olarak Tayvan'a doğrudan destek ifade eden bir tavrı benimsemişti.
Ancak Trump'ın bir yandan ikili görüşmelerde Tayvan sorununu gündeme getirmekten kaçınırken diğer yandan Ada'ya yaklaşık 11 milyar dolarlık silah satışına onay vermesi ve yeni bir büyük ölçekli silah satışının hazırlığını yapması, Pekin yönetiminde kaygı uyandırıyor.
ABD Başkanı, ziyareti öncesinde yaptığı açıklamalarda, Şi ile görüşmesinde Tayvan'a silah satışını gündeme getireceğini söylemesine rağmen Beyaz Saray'dan zirveye dair yapılan açıklamalarda bu konuya değinilmedi.
Çinli yorumcular, Washington'ın stratejik belirsizlik politikasına dönüşünü bir kazanım olarak değerlendirse de Tayvan sorunu ilişkilerde potansiyel çatışma unsuru olarak varlığını sürdürüyor.
ORTA DOĞU'DAKİ SAVAŞ
Trump, ABD ile İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan ve İran'ın misillemeleriyle Orta Doğu'da tırmanan savaşın, kırılgan ateşkes süreci içinde halen çözüme kavuşturulamadığı dönemde, ülkesinin stratejik rakibi Çin'i ziyaret etti.
Daha önce 31 Mart-2 Nisan tarihlerinde yapılacağı bildirilen ancak ABD Başkanı'nın İran'daki savaşla ilgilenmesi gerektiği gerekçesiyle ertelenen ziyarette Orta Doğu'daki savaş da önemli bir gündem maddesiydi.
Trump, İran'la savaştan umduğu sonuçları alamadığı için Pekin'e eli zayıf bir konumda geldi. Kırılgan ilerleyen ateşkes sürecinde anlaşma işaretleri olsa da savaşın yarattığı belirsizlik bulutları henüz dağılmış değil. Üstelik, Basra Körfezi'ndeki çatışmanın küresel enerji ticareti açısından kritik geçiş güzergahı Hürmüz Boğazı'nda sebep olduğu kesintinin ekonomik etkileri, küresel düzeyde hissedilmeye devam ediyor.
Ziyarette Devlet Başkanı Şi, Orta Doğu'daki savaş konusunda güç kullanımının sorunları çözmeyeceğini ve diyaloğun tek doğru tercih olduğunu belirterek İran ile müzakerelerden hemen sonuç alınamasa da diyalog kapısı hazır açılmışken yeniden kapanmaması gerektiğini vurguladı.
ABD'ye İran ile nükleer sorunu dahil farklılıklarını ve anlaşmazlıklarını müzakerelerle çözmeyi sürdürmeyi salık veren Şi, kapsamlı ve kalıcı ateşkesin sağlanarak Hürmüz Boğazı'nın en kısa zamanda yeniden açılması çağrısı yaptı.
Trump ise görüşmede her iki tarafın İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması ve Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasında hemfikir olduğu belirtti ancak bunun için Pekin'in ne gibi bir rol oynamasını beklediğine dair işaret vermedi.
EKONOMİK REKABET VE TİCARİ SORUNLAR
Trump'ın ziyareti, ekonomik rekabet konuları ve ticari sorunlarda daha önce varılan geçici uzlaşmaların sürdürülmesini sağlarken bu alanlarda sınırlı yeni sonuçlar doğurdu.
İki ülke, Trump'ın ziyaretinde ve öncesinde ekonomi heyetlerinin 13 Mayıs'ta Güney Kore'de yaptıkları görüşmelerde, bazı tarım ve gıda ürünlerinde tarife dışı engellerin karşılıklı kaldırılması, Çin'in ABD'den yolcu uçakları satın alması ve belirli ürünlerde karşılıklı tarife indirimlerinin müzakere edilmesi üzerinde anlaşmaya vardı.
Tarafların ticaret ve yatırım alanlarındaki karşılıklı endişelerini ele almak üzere bir "Ticaret Kurulu" ve bir "Yatırım Kurulu" oluşturulmasına karar verdi. Ticaret Kurulu aracılığıyla belirli ürünlerde karşılıklı tarife indirimlerini müzakere edecek taraflar, ilke olarak eşit miktarlardaki ürünlerde tarife indirimlerine gidecek.
Bu arada taraflar, Çin'in ABD'den yolcu uçağı alması ve ABD'nin de uçak motoru ve yedek parçası sağlamayı garanti etmesi konusundaki düzenlemelerde anlaşmaya varıldığını bildirdi. Trump, Pekin'in ABD'li uçak üreticisi Boeing'den 200 yolcu uçağı almayı kabul ettiğini duyurdu. Boeing firması da anlaşmayı doğruladı.
ABD ile Çin arasındaki ilişkiler, Trump'ın ikinci iktidar döneminde bir tarafta Washington yönetiminin tarife artışları ve teknoloji alanındaki kısıtlamaları diğer tarafta Çin'in küresel tedarikin büyük bölümünü karşıladığı nadir toprak elementlerinin kontrolüne yönelik attığı adımlarla genişleyen bir dizi anlaşmazlıkta düğümlenmişti.
Trump'ın ziyaretinde taraflar, geçen yıl ekimde Güney Kore'nin Busan şehrindeki zirvede karşılıklı tarifeler ve bağlantılı bir dizi konuda varılan geçici uzlaşmanın sürdürülmesinde mutabık kaldı.
KIRILGAN STRATEJİK İSTİKRAR
ABD ve Çin, hem siyasi konularda hem de ekonomik ilişkilerde ihtilafların ve çatışma unsurlarının sürdüğü, jeopolitik çatışmaların istikrasızlığı beslediği bir dönemde kırılgan bir stratejik istikrar vizyonu üzerinde uzlaştı.
Trump, Orta Doğu'da ve Latin Amerika'da ateş hatlarının canlı olduğu dönemde Asya-Pasifik bölgesinde yeni bir gerilim yaratmaktan kaçınmak istediğinde Çin ile ilişkilerde istikrarı sürdürmekte yarar görüyor.
Çin ise İran'daki savaşın sürdüğü, ABD'de ara seçimlerin yaklaştığı bir dönemde Trump'ın enerjisini büyük güç rekabetinde ayırmayacağının bilincinde olarak kalan iktidar döneminde ilişkilere öngörülebilirlik kazandıracak bir çerçevenin oluşmasından memnun olsa da ziyaretten büyük kazanımlar elde etmiş değil.
ABD Başkanı, Çin liderini 24 Eylül'de resmi ziyaret için ABD'ye davet etti. İki ülke bu yılın son aylarında Çin'in ev sahipliği yapacağı Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) ve ABD'nin ev sahipliğinde düzenlenecek Grup 20 (G20) zirveleri için birbirlerine destek vereceklerini bildirdi.
Şi'nin ABD'ye ziyareti ve iki zirvede yapılacak görüşmeler göz önüne alındığında Trump ve Şi, bu yıl 3 kere daha bir araya gelecek. İki liderin yapıcı stratejik istikrar ilişkisi içini nasıl dolduracağını bu görüşmeler belirleyecek.




