AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.
AK Parti Sözcüsü Çelik'in açıklamalarından satır başları:
Değerli arkadaşlarım, İstanbul'da gerçekleşen terör saldırısını tüm boyutlarıyla takip ettik ve etmeye devam ediyoruz. Öncelikle İçişleri Bakanlığımızı ve kahraman polislerimizi tebrik ediyoruz. Allah hepsini muhafaza etsin. Terörle ve teröristle mücadelemiz sürecektir.

"PROVOKASYONU TÜM BOYUTUYLA GÖRDÜK"
Tabii her eylemin görünür bir tarafı vardır. Bu tip eylemlerin arkasında murat ettiği bir siyasi mesaj da vardır. Hiçbiri tesadüfen ya da küçük bir grubun kendi kafasına göre karar vererek gerçekleştirdiği eylemler değildir. Bu eylemlerin siyasi hedefini ve oluşturmaya çalıştığı provokasyonu tüm boyutlarıyla gördüğümüzün bilinmesini isterim. Dolayısıyla terörle ve teröristle mücadele ederken aynı zamanda görünenin arkasındaki siyasi denklem oluşturma, provokasyon ve sabotaj odaklarıyla da mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyorum.
Adalet Bakanımız açıkladı. Adliyemiz bunun ardından çok boyutlu bir soruşturma yürütüyor. Başsavcılıklarımız ve savcılıklarımız çeşitli illerde operasyonlar yapıyor ve bu terör saldırısının bütün bağlantıları üzerine hassasiyetle gidiliyor. Dolayısıyla İçişleri Bakanlığımızın ve Adalet Bakanlığımızın koordinasyonunda, bu kritik uluslararası gündemde ülkemize yönelik bu provokasyon ve sabotajı tüm boyutlarıyla ortaya çıkaracağımızdan milletimiz emin olsun.

"İRAN'A SALDIRI VAHİM SONUÇLAR DOĞURDU"
Küresel barışı etkileyecek çok kötü neticeler oluştu. Bunu tüm boyutlarıyla hep beraber izledik. Tabii Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler önemli. Tedarik zincirleri önemli. Enerji konusu son derece önemli. Gıda konusu son derece önemli. Ama en önemlisi o bombaların altında sebepsiz yere can veren masumlar var. Mağdurlar var. Dolayısıyla biz barış dediğimizde bizim anladığımız daha çok masum kanı dökülmesin. Daha çok insan mağdur olmasındır. Aynı savaşın ilk günlerinde okuldaki kız çocuklarının üst üste bombalamalarla öldürülmesi gibi asıl baktığımız yer o masum kuş gibi çocukların hayatıdır. Artık söz konusu olmayan gelecekleridir. Tabii ki tüm boyutlarıyla bunu takip ediyoruz. İnceliyoruz. Ama biz barış dediğimizde daha çok kan dökülmesin. Daha çok mağdur ortaya çıkmasın. Daha çok masum hayatını kaybetmesin diye bunu değerlendiriyoruz.
Şimdi bu açıdan baktığımızda bütün bu sürece dönük olarak değerlendirme yaptığımızda önemli olan kalıcı ateşkesle birlikte barışın çerçevesinin ortaya çıkmasıdır. 'Bir gecede sizi taş çağına çeviririz' ya da 'Bir gecede bir medeniyeti yok ederiz' şeklindeki ABD ve İsrail saldırganlarının söylemlerinin herhangi bir barış perspektifine hizmet etmediği açıktır. Bizim de buradaki odaklandığımız nokta esas olarak bir barış çerçevesinin, bir barış metninin ortaya çıkmasıydı. Ama geçici ateşkes meselesi konuları çözmüyor. Önemli olan burada kalıcı bir şekilde barışa ulaşılmasıdır. Çünkü ortaya çıkan bu vahim insani tablo ve çeşitli alanlardaki enerji, tarım ve diğer alanlardaki krizler kuşkusuz şöyle bir tablo ortaya çıkarıyor.
Görülmüştür ki aslında ulusal olanla bölgesel olan, bölgesel olanla küresel olan iç içe geçmiştir. Ulusal olanın bölgesel olana, bölgesel olanın küresel olana etkisi arasında artık bugünün dünyasında bir mesafe kalmamıştır. Bu mesafenin olmaması demek aslında herhangi bir ülkeye dönük haksız ve hukuksuz bir saldırı gerçekleştirdiğinizde insanlığın tamamını etkileyen tablolar ortaya çıkarmış oluyorsunuz demektir. Tüm bu çerçevenin doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerekir. Ve kalıcı barış olmadan sadece ateşkesin belli mevziler kazanmakla sınırlı bir tablo haline getirilmemesi gerekir. Bu çerçevede bunun değerlendirilmesi gerekir.
İsrail, işgal etmeye dönük adımlar atıyor. Oradaki yasa dışı yerleşimleri daha da genişletmeye ve yeni yasa dışı yerleşimler açmaya dönük bir takım yaklaşımlar sergiliyor. Tüm bunun anlamı şudur. Yani hiçbir şekilde İsrail'in barış istemediği ve daha çok kan dökülmesine dönük bir strateji izlediğidir. Şimdi bakın, bugün itibarıyla ABD ile İran arasında bir barışın olması gerektiği konusunda bütün dünya, ABD ile İsrail hattının saldırılarını durdurması gerektiğine dair bir irade ortaya koymuşken İsrail, Lübnan'a saldırmaya devam ediyor. İsrail hükümeti diyor ki; 'Lübnan'ın içindeki Litani Nehri'ne kadar olan bölge siviller tarafından boşaltılsın.' Litani Nehri'ne kadar olan bölgenin siviller tarafından boşaltılması ne demek? Bir ülke başka bir ülkenin içinde neredeyse Litani Nehri'ne kadar olan bölgeyi, yani Lübnan'ın üçte birlik alanını ifade eden kısmı, kendi toprakları gibi görerek egemenlik iddiasında bulunmuş oluyor. Şimdi orada yaklaşık olarak 600 bin ile 1 milyon arasında sivilin yer değiştirdiği ifade ediliyor. Önce hava bombardımanıyla Lübnan'ın önemli mevzilerini yerle bir etti. Litani Nehri'ne kadar olan yerdeki insanları yerinden etti. 1 milyona yakın bir göçten bahsediliyor. Şimdi aynısını kara harekâtıyla yapıyor. Yani Gazze'de gerçekleştirdiği bütün zulmü Lübnan'da gerçekleştirmeye çalışıyor.
Bütün bunun anlamı Cumhurbaşkanlığımızın Birleşmiş Milletler kürsüsünden defalarca sorduğu soruda gizlidir. İsrail'in sınırları neresidir. İsrail kendi sınırlarına kendi kafasına göre karar veriyor. Üstelik bunu teolojik bir şekilde, dini bir fanatizmle yapıyor. Bunu açıkça da ifade ediyorlar. Bu fanatizmin kendi siyasal çerçeveleri ve siyasal pusulaları olduğu şeklinde yaklaşımlar sergiliyorlar. Aynı şekilde Suriye'ye dönük tacizi devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin İsrail'deki Büyükelçisi, İncil'e göre bazı bölgelerin İsrail'in hakkı olduğunu ifade ediyor. Şimdi burada nerede uluslararası hukuk konuşacağız. Barışı nasıl konuşacağız?

"ÇOK KIRILGAN BİR ATEŞKES ORTAMI VAR"
Gelinen noktada bu nedenle Pakistan'daki toplantı son derece önemli olacaktır. Evet, çok kırılgan bir barış ortamı var. İran diyor ki; '10 maddenin 3'ü şimdiden ihlal edildi. Barış görüşmesi için Pakistan'a gidecek olan Amerikan heyeti adına yapılan açıklamalarda bir müzakereden ziyade tek taraflı olarak İran'a ödev verme ve İran'a tek taraflı mükellefiyet yükleme şeklinde bir yaklaşım görülüyor. Halbuki barış karşılıklı atılması gereken adımlarla olur. Sonuçta iki taraf da köprüyü yürür ve ortasında buluşur. Ama sadece bir tarafa dönük olarak şurada dur, kırmızı ışıkta dur, sarı ışıkta bekle, yeşil ışıkta geç gibi talimat verir tarzda bir uluslararası ilişkiler anlayışı tek taraflı olmaz. Burada çift taraflı bir yaklaşım gerekir.
"TESLİMİYET DAYATMASIYLA BARIŞ ÇIKMAZ"
Esasında da asıl sorumluluk bu savaşı başlatanların üzerindedir. Yani şimdi bir devlete, barışçıl da olsa, şu programlarından vazgeç, savunma sanayii ile ilgili şu sistemleri yapma, egemenlik alanı üzerindeki şu boğazları ya da toprakları üzerindeki egemenlik haklarını devret şeklinde bir yaklaşım barışı getirmez. Çok temel bir prensip vardır. Barış yapmak istiyorsanız galip gelseniz bile aşırı şartlar dayatmamalısınız. Halbuki burada devam eden bir savaşa çözüm bulma yerine dayatma söz konusudur. Hiçbir zaman şunu unutmayalım. Saldırıyı İran başlatmadı. Netice itibarıyla İran halkı burada mağdurdur. Burada doğru yolun bulunması için saldırıyı başlatanların bu çerçeveye riayet etmesi esastır. Tabii ki onların riayetiyle birlikte bu süreç karşılıklı olacaktır ve İran'ın da riayet etmesi gerekecektir. Bir taraf hiçbir çerçeveye, hiçbir ilkeye ve hiçbir prensibe riayet etmesin. Öbür taraf da verdiğimiz ödevlerin tamamını yerine getirsin demek barış değildir. O teslimiyettir. Teslimiyet dayatmasıyla barış çıkmaz. Dolayısıyla bunu iyi değerlendirmek gerekiyor. Bakın bugün şu silahların kullanımından bahsediliyor. Hiçbir şekilde akla gelmemesi gereken, telaffuz bile edilmemesi gereken nükleer silahların kullanılmasından bahsediliyor. Başka şeylerden bahsediliyor. Tüm bu tablo ortaya çıktığı zaman geldiğimiz nokta neresidir? Barış şu anda çok kırılgan bir haldedir. Dolayısıyla bu kırılganlığın giderilmesi için bütün uluslararası toplumun destek vermesi gerekir.
İlk andan itibaren Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu irade, barışın doğru bir şekilde kurulması ve kalıcı olması için, bütün bu süreçlerin geride bırakılması için en doğru iradedir. Cumhurbaşkanımızın gösterdiği yol ve kurulmasını önerdiği diplomasi masası esasında bu krizlerden çıkış için gerçek bir siyasi pusuladır. Dolayısıyla Pakistanlı kardeşlerimizin buradaki iradesi, gayreti, emeği ve yaklaşımı son derece saygıdeğerdir. Başarılı olmaları için hem dua ediyoruz hem de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanımız bütün desteğini veriyor. Pakistanlı kardeşlerimize buradan bir kere daha selamlarımızı ve saygılarımızı iletiyoruz. Ama bu, bütün dünyanın sahip çıkması ve bu iradeyi ortaya koyması gereken bir meseledir. Günün sonunda savaşı başlatanların savaşı başlatma sebeplerinin, ki bu sebeplerin birçoğunun hatta hemen hemen hepsinin aslında meşruiyeti ve reel bir karşılığı olmadığını ifade ettik, şimdi zaten savaşı başlatma bakımından meşruiyeti olmayan ve reel bir karşılığı bulunmayan bir takım gündem maddelerinin barış maddesi gibi dayatılması söz konusu olmaz. Olmamalıdır. Şimdi gelinen noktada bir ateşkesin ortaya çıkmasından, geçici bir ateşkesin oluşmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bunun gerçekten kalıcı bir ateşkese ve ardından kalıcı bir barışa dönüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

"NATO İÇİNE ÇATLAKLAR DERİNLEŞTİ"
Tabii ki bölgede ve Körfez'de özellikle ortaya çıkan kırılmaların tamiri çok uzun yıllar alacaktır. İran'ın karşı karşıya kaldığı zararların tazmini burada çok önemli olacaktır. Yine bu vesileyle Atlantik ittifakı içerisinde, NATO ittifakı içerisinde Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasındaki çatlakların bu derece belirginleşmiş olması da önemlidir. Artık ortada bir dünya düzeninin olmadığı anlaşılmıştır. Bu düzenin geleceği açısından ya da yeni bir düzenin ne şekilde oluşacağı açısından da bu durum bir problemdir. Bu konuda önemli bir husus daha vardır. Bu düzen meselesi konuşulurken herkes yeni güvenlik mimarileri olur mu olmaz mı gibi bir yaklaşım sergiliyor. Fakat işe buradan başlamak düğmeyi tersten iliklemek olur. Önemli olan uluslararası toplumu bundan sonrasında yönetecek bir zihin açıklığının ve temel değerler yaklaşımının ortaya çıkmasıdır. Ancak bunun üzerine bölgesel ve küresel bir güvenlik mimarisi inşa edilebilir. Aksi halde güvenlik dediğimiz konu, herkesin işine yarayan formüle güvenlik dediği, işine yaramayanı ise terörizm olarak nitelendirdiği bir yapıya dönüşür. Bu da canavarlar çağı dediğimiz bir ortamın ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle dünya beşten büyüktür ifadesinin anlamının daha iyi anlaşılması gereken bir dönemdeyiz. Barış, sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin beş üyesine ya da mevcut mekanizmalara bırakılmayacak kadar karmaşık ve kırılgan hale gelmiştir. Türkiye'de kurulacak her türlü diplomasi masası, bu değerlerin doğru tanımlanması ve herkesin güvenliğini sağlayacak yaklaşımların güncellenmesi açısından son derece önemlidir.
Tabii bütün bu tartışmalar önümüzdeki aylarda Türkiye'de gerçekleşecek NATO zirvesini çok daha kritik hale getirmektedir. Burada Atlantik ittifakının kendi geleceği ile yüzleşeceği, Avrupa ve Amerika ilişkilerinin güvenlik mimarisi açısından yeniden değerlendirileceği bir tablo ortaya çıkacaktır. Belki de daha basit bir ifadeyle tamam mı devam mı sorusunun cevabının netleşeceği bir süreç yaşanacaktır.
Son zamanlarda Venezuela ve İran örneklerinde olduğu gibi yaşanan gelişmeler, dünya sistemi açısından olumsuz örnekler ortaya koymuştur. Temel değerlerin yıpranması, güvenlik mimarilerinin işleyişinde ciddi aksaklıklar ve problemler doğurmuştur. Tüm bunlar olurken İsrail işgal politikasına ve saldırganlığına devam etmektedir. Lübnan'ı hedef almakta, Suriye'yi hedef almakta ve Körfez ülkelerini birbirine düşürmeye çalışmaktadır. Somaliland örneğinde olduğu gibi Afrika'da da krizler üretmeye çalışmaktadır. Bu tabloyu doğru değerlendirerek yeni bir gelecek inşası için doğru yaklaşımlar geliştirmek gerekmektedir. Ancak herkesin destek vermesi gereken, medeni değerlere ve adil bir güvenlik mimarisine inanan herkesin sahip çıkması gereken Pakistan'da gerçekleşecek müzakerelerin, önce kalıcı ateşkese ardından kalıcı barışa dönüşmesidir. Buna herkesin destek vermesi, bölgenin ve küresel güvenliğin geleceği açısından kritik önemdedir.

AK PARTİ'NİN 25. YILI
Bir diğer konu arkadaşlar, biliyorsunuz partimizin 25. yılını kutlayacağız. Bu çok büyük bir tarih. Bu 25 yılda adeta sıkıştırılmış 250 yıllık bir tarih yaşandı. Hem uluslararası politikada hem iç politika açısından Türk demokrasi tarihi bakımından çok önemli safhalar geride bırakıldı. Dünyanın çok önemli aşamaları bu dönemde, Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı döneminde yaşandı. Bütün bunların içerisinde Cumhurbaşkanımızın liderliği ve kadrolarımızın kararlılığı Türkiye'yi tüm bu krizlerin, kaosların ve türbülansların dışında tuttu. Onun için bugün Cumhur İttifakı olarak geleceğe daha iradeli ve daha güvenli bir şekilde bakıyoruz. Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaştırmak için büyük bir kararlılığı ve özgüveni koruduğumuz gibi aynı zamanda ilk günlerimize göre daha yüksek bir enerjiyle bu hedeflere yöneliyoruz. Bu nedenle 25. yıl kutlamalarımız bir bakıma önümüzdeki geleceğe dönük atacağımız imzaların da zeminini oluşturacaktır. Hep beraber bunları değerlendireceğiz.
Bir diğer konu Batı Trakya'daki Türklere yönelik olarak Yunanistan'ın haksız ve hukuksuz uygulamalarının devam etmesidir. Orada maalesef Türk azınlığın kendi müftülerini seçme hakkı Yunanistan tarafından yıllardır hukuksuz bir şekilde ihlal edilmektedir. Son olarak yine bu yönde iki uygulama olmuştur. Biz Yunanistan'ın burada hukuka ve hakkaniyete uygun bir biçimde davranması gerektiğini düşünüyoruz. Oradaki Türk azınlığın müftülerini seçme hakkına yapılan müdahaleler Türkiye ile Yunanistan ilişkileri açısından da doğru sonuçlar doğurmamaktadır. Halbuki orada hukuka uygun bir yaklaşım sergilenmesi hem Türk azınlığın haklarının teslim edilmesi açısından doğru olacaktır hem de Türkiye ile Yunanistan ilişkilerine daha pozitif katkılar sunacaktır.





