Market raflarından e-ticaret sitelerine, kafelerden abonelik hizmetlerine kadar Türkiye’de alışverişin neredeyse tamamı artık “kampanya” diliyle yapılıyor. Sürekli indirim, bitmeyen fırsatlar ve her gün yenilenen özel teklifler, tüketiciye kazanç hissi verirken asıl soruyu görünmez kılıyor: Ürünün gerçek fiyatı ne?
YILIN HER GÜNÜ FARKLI BİR KAMPANYA
Uzmanlara göre kampanya kavramı, geçici bir satış tekniği olmaktan çıkıp kalıcı bir fiyatlama modeline dönüştü. Etiketler çoğu zaman “indirimsiz” hali göstermiyor; tüketici, ürünü yalnızca kampanya varken ulaşılabilir buluyor. Bu durum fiyat algısını bozarken, karşılaştırma yapmayı da zorlaştırıyor.
BİTMEYEN SON GÜNLER!
“Son 24 saat”, “sadece bugün”, “kaçırma” gibi ifadeler haftalarca devam edebiliyor. Pazarlama dili, aciliyet hissi yaratarak tüketiciyi hızlı karar almaya zorluyor. Böylece gerçek değer yerine psikolojik baskı öne çıkıyor. Tüketiciler de hiç fark etmedikleri bir şekilde bir daha aynı fiyata alamayacaklarını düşünerek kendini sadece kampanyalı diye sık kullandıklarını üründen 5-10 adet satın almış buluyor.
ZAMLARA YUMUŞAK GEÇİŞ
Ekonomistler, yüksek enflasyon ortamında firmaların fiyatları sabitlemek yerine kampanya ile esnetmeyi tercih ettiğini belirtiyor. Bu yöntem hem zam tepkisini yumuşatıyor hem de fiyat artışını parça parça gizliyor. Sonuçta tüketici, pahalılaşmayı net bir zam olarak değil, “kampanya bitti” duygusuyla yaşıyor.
TÜKETİCİ NE KAYBEDİYOR?
-Fiyat karşılaştırması zorlaşıyor.
-İndirim algısı kalıcı hale geliyor..
-Gerçek zamlar görünmez oluyor.
-Harcama kontrolü zorlaşıyor.
Tüketici artık “ucuz mu?” sorusunu değil, “kampanya var mı?” sorusunu soruyor.
KAYBEDEN HEP BELLİ
Tüketici artık fiyat etiketine değil, kampanya etiketine bakıyor. Ucuzluk, somut bir rakam olmaktan çıkıp geçici bir duyguya dönüşürken, gerçek fiyat ise görünmez hale geliyor. Sürekli indirim vaadiyle kurulan bu yeni alışveriş düzeninde kazananın kim olduğu belirsiz, kaybedenin ise her seferinde tüketici olduğu daha net görülüyor.