"Öğretmenler Odası" (The Teachers’ Lounge) ile Oscar adaylığı kazanan yönetmen İlker Çatak, yeni filmi "Sarı Zarflar” (Yellow Letters) ile Berlin Film Festivali’nde (Berlinale) ses getirmeye devam ediyor. Başrollerini Özgü Namal (Derya) ve Tansu Biçer’in (Aziz) paylaştığı film, siyasi görüşleri nedeniyle işlerini kaybeden sanatçı bir çiftin evliliğinin sarsılmasını konu alıyor.
Variety’e konuşan Çatak, sanatçılar üzerindeki siyasi baskının küresel bir sorun olduğuna dikkat çekerek ezber bozan açıklamalarda bulundu.
GERÇEK BİR HİKAYEDEN YOLA ÇIKILDI
Çatak, filmin ilham kaynağının 2019 yılında İstanbul’da bir kafede duyduğu gerçek bir hikaye olduğunu belirtti. Yönetmen, süreci şu sözlerle anlattı:
“Her zaman evlilik hakkında bir film yapmak istemişimdir. Ressam bir eşle evliyim -ki kendisi aynı zamanda bu filmdeki ortak yazarım- ve biz her zaman "Evlilik Hikayesi" [Noah Baumbach tarafından] gibi filmlerden çok etkilenmiştik; bu filmlerde aşıklar arasında bir yandan çok hassas ve sevgi dolu, diğer yandan ise son derece sert bir gerilim var. Sonra bu filmin siyasi yönleri vardı. 2019'da İstanbul'daydım ve o zamana kadar yaşanan toplu işten çıkarmaları duymuştum. Ama o gün, birkaç oyuncu arkadaşımla bir kafede oturuyorduk ve oyunculardan biri şöyle dedi: "Bana bir mektup geldi ve sahne arkasında sigara içtiğim için işten çıkarıldım." Ben de "Ne?" dedim. O da "Evet, mektupta öyle yazıyordu." dedi. Bunu eşimle konuştuk ve bu işten çıkarmalar ve bunların aileler üzerindeki etkileri hakkında okumaya başladık. Hemen hemen herkes, ideallerinden vazgeçmek zorunda kaldığı bir noktaya gelir. Ve biz de düşündük ki: bu, bir evlilik hikayesi anlatmak için mükemmel bir zemin.”

“BU SADECE TÜRKİYE’YE ÖZGÜ BİR SORUN DEĞİL”
Filmde Özgü Namal’ın canlandırdığı Derya karakterinin geçim derdiyle bir pembe dizide oynamayı kabul etmesi üzerine konuşan Çatak, sanatçıların otosansür ve baskıyla sadece Türkiye'de karşılaşmadığını vurguladı:
“Bu sadece Türkiye'ye özgü bir sorun değil. ABD'de de var. Jimmy Kimmel'e ne olduğuna bakın! Birkaç yıl önce Amazon'un yayınladığı çeşitlilik duyurusuna ne olduğuna bakın, sonra Trump geri döndü ve birdenbire: puf! Sanki hiç olmamış gibi. Yönetimlerle iyi arkadaş olan bu tür kanallarla iş yapmaya tereddüt ederdim. Çünkü onların gündeminin bir parçası olurdum, değil mi? Bir sanatçı olarak, ABD'de veya Türkiye'de veya nerede olduğunuzun önemi yok bence. Kendinize sormanız gereken şey şu: "Burada kiminle yatağa giriyorum?" "Bu kişi veya kurumu kim? Ve kimlerle bağlantılılar?" Bu yüzden bence biz sanatçılar olarak kendimize sormamız gereken bir şey bu. Ve bu soru giderek daha da yüksek sesle soruluyor.”

“OMURGANIZ OLMASI GEREKİYOR”
Filmde idealist ve egosu yüksek Aziz ile daha pragmatik olan Derya arasındaki çatışmaya değinen Çatak, tarafsız kalmaya çalıştığını ancak sanatçının duruşunun önemli olduğunu belirtti. Derya’nın bir aileye bakma sorumluluğuyla hareket ettiğini kabul eden yönetmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dürüst olmak gerekirse, taraf tutmuyorum. Derya'nın mücadelesinin ve kararının netleşmesini umuyordum. Bu benim öncelikle ve her şeyden önce işim. Yargılamak değil, olayları anlaşılır kılmak. Elbette Aziz'in tarafında olmayı çok isterdim. Ama aynı zamanda bunun biraz eski, belki de hayalperest bir bakış açısı olduğunu da görüyorum. Bir aileyi geçindirmenin yolu bu değil. Ve her şeyden önce, bir aileyi geçindirmeniz gerekiyor. Bu filmle ilgili en önemli şey, Fox Networks veya benzeri yerlerde çalışan kimseyi yargılamak istememem. Eminim ki onların da kendi sebepleri vardır. Ama bu davranışı sorgulamak istiyorum çünkü omurganız olması gerekiyor. Nerede durduğunuzu bilmeniz gerekiyor. Bence bu bir sanatçı için önemli.”





