Son yıllarda küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalar, merkez bankalarının rezerv yönetiminde köklü bir değişime gitmesine neden oldu. Altın fiyatlarının son beş yılda yüzde 230’u aşan tarihi yükselişi, dünya devlerini stratejik bir rota değişikliğine itti. Bu süreçte birçok ülke, dolara olan bağımlılığını azaltmak ve jeopolitik risklere karşı korunmak amacıyla rotayı altına kırdı.

DÜNYA DEVLERİNİN ALTIN HAMLESİ

Bloomberg ve Reuters verilerine dayanan güncel raporlar, 2020-2025 döneminin finans tarihinde eşine az rastlanır bir fiziksel varlık biriktirme dönemine sahne olduğunu gösteriyor. Küresel finans sisteminde "güvenli liman" arayışı, yerini fiziksel varlık biriktirme yarışına bıraktı. Jeopolitik riskler ve dolardan uzaklaşma (de-dolarizasyon) stratejisiyle merkez bankaları son yılların en büyük altın toplama operasyonuna imza atarken, Türkiye dünyanın en çok alım yapan ilk üç ülkesi arasında yer aldı.

ÇİN VE POLONYA'NIN ARDINDAN TÜRKİYE KÜRSÜDE

Son beş yıllık süreçte küresel piyasalardan yaklaşık 2 bin ton altın çekilirken, Çin 357 tonluk net alımıyla listenin zirvesindeki yerini korudu. Avrupa'da en agresif alım stratejisini izleyen Polonya ise 314,6 tonla ikinci sırada yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) ise bu küresel yarışta kritik bir hamle yaparak rezervlerini 251,8 ton artırdı. Bu rakamla Türkiye, dev ekonomileri geride bırakarak dünya üçüncülüğüne yerleşti.

SATIŞ TARAFINDA HANGİ ÜLKELER YER ALIYOR?

Piyasada genel bir toplama eğilimi olsa da, bazı ülkeler likidite ihtiyaçları nedeniyle farklı bir yol izledi. 65 tonu aşan satışı ile Filipinler listenin başında yer alırken, onu 52,4 tonla Kazakistan ve 19,1 tonla Sri Lanka takip etti. Avrupa'da ise Almanya ve Finlandiya sınırlı satışlarla portföy dengelerken, İsviçre durağan yapısını korudu. Gelişmekte olan piyasalar için altın, Batı merkezli finansal yaptırımlara karşı "stratejik bir zırh" olarak görülmeye devam ediyor.

Kaynak: Kanal 6 Haber