Bazı mağlubiyetler aslında galibiyettir

Hayat bana en değerli derslerini kazandığım, alkışlandığım günlerde değil; tam aksine kaybettiğim, sessizliğe gömüldüğüm o zor günlerde verdi.

İlk bakışta büyük bir başarısızlık, bir son gibi görünen birçok olayın, yıllar geçip taşlar yerine oturduğunda hayatımın en doğru, en kırılma noktası olan dönemeçlerinden biri olduğunu gördüm.

O yüzden artık ne başarıya ne de yenilgiye o ilk günkü heyecanlı ya da yıkılmış duygularla bakmıyorum. Çünkü zaman bana öğretti ki, bazı mağlubiyetler aslında sadece ertelenmiş galibiyetlerdir.

TARİHİN AYNASINDAKİ SABIR

Tarih de bunun sayısız, çarpıcı örneğiyle dolu.

Napolyon onlarca görkemli savaş kazandı; ama tek bir savaşı, Waterloo’yu kaybettiği için tarihe mağlup bir imparator olarak geçti. Buna karşılık Winston Churchill, siyasi hayatında defalarca seçim kaybetti, kabineden uzaklaştırıldı, acımasızca eleştirildi. Ama İkinci Dünya Savaşı’nın o karanlık günlerinde kazandığı stratejik zafer, onu tarihin en büyük devlet adamlarından biri yaptı.

Abraham Lincoln defalarca sandıkta kaybetti. Nelson Mandela ömrünün yirmi yedi yılını bir hapishane hüresinde bıraktı. Steve Jobs, kendi elleriyle, tırnaklarıyla kurduğu şirketten bir gün kapı dışarı edildi. Bugün ise hiçbirimizin aklına onların hayat hikâyelerini okurken "mağlubiyet" kelimesi gelmiyor; aksine azmin, direncin ve yeniden doğuşun sembolü olarak anılıyorlar. Çünkü bazen hayat, bizi önce kaybettirerek büyütür.

MASADAN KALKABİLMENİN GÜCÜ

Diplomaside de durum hiç farklı değildir. Kırk yılı aşkın meslek hayatım boyunca dünyanın dört bir yanında, sayısız çetin müzakere masasında oturdum.
Bazı dönemler oldu ki aylarca uğraştığımız o anlaşmaları imzalayamadık. Bazı büyük girişimlerimiz sonuçsuz kaldı, bazı kapılar yüzümüze sertçe kapandı. O günlerin sıcağında bunları büyük birer başarısızlık gibi görüp üzüldük. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda ise, o gün masadan kalkmanın, o anlaşmaya imza atmamanın bizi çok daha büyük felaketlerden, geri dönülmez hatalardan koruduğunu fark ettik.

Diplomaside her imzalanmayan anlaşma bir kayıp değildir. Bazen o masayı terk etmek, geleceğinizi ipotek altına alacak kötü bir anlaşmayı kabul etmekten çok daha büyük bir başarıdır.

VİTRİNİN ARKASINDAKİ GERÇEK

İş dünyasında da hep aynı gerçeğe şahit oldum. İnsanlar çoğunlukla sadece parıltılı başarı hikâyelerini, zirveye çıkanları dinlemeyi sever. Oysa o hayran olunarak bakılan her büyük şirketin, her başarılı girişimcinin ve her güçlü liderin arkasında, kimsenin bilmediği, konuşmadığı onlarca başarısızlık, uykusuz gece ve hüsran vardır.

Hayattaki asıl mesele hiç düşmemek, hep zirvede kalmak değildir; her düştüğünde üstünü başını silkeleyip, heybene biraz daha bilgelik katarak ayağa kalkabilmektir.

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, başarıyı yalnızca tabeladaki sonuca bakarak ölçmektir. Oysa bazen her şeyi tamamen doğru yaparsınız ama yine de kaybedersiniz. Bazen de yanlış bir yoldasınızdır ama kısa vadede şansınız yaver gider, kazanırsınız. Fakat tarih ve zaman, kısa vadeli küçük kazançlarla değil, uzun vadeli büyük sonuçlarla hüküm verir. Gerçek zafer bazen anlık alkışlarla değil, sessiz bir sabırla gelir.

Bugün kafamızı kaldırıp uluslararası siyasete, dünyaya baktığımızda da bunu net bir şekilde görüyoruz. Bir savaşı tankla tüfekle kazanabilirsiniz; ama günün sonunda barışı kaybedersiniz. Bir seçimi sandıkta kazanabilirsiniz; ama toplumu, insanların kalbini kaybedersiniz. Çok büyük bir şirketi satın alabilirsiniz; ama itibarınızı kaybedersiniz. Büyük bir ihaleyi alırsınız; ama geleceğinizi, dürüstlüğünüzü kaybedersiniz. Demek ki her galibiyet gerçekten bir galibiyet değildir. Ve her mağlubiyet de göründüğü gibi bir mağlubiyet değildir.

KAYBETMEKTEN KORKMADIĞIMIZ GÜN

Son yıllarda kendi içimde beni en çok düşündüren, üzerine kafa yorduğum konulardan biri de budur. İnsanlar neden kaybetmekten, hata yapmaktan bu kadar çok korkuyor? Belki de kaybetmeyi hayatın sonu, mutlak bir netice olarak görüyoruz.

Oysa kaybetmek, insanın karakterini inşa eden en güçlü çimentodur. İnsana sabırlı olmayı öğretir. İçimizdeki o tehlikeli kibirden, egodan arındırır. Bizi durup yeniden düşünmeye, plan yapmaya zorlar. Hayatında hiç kaybetmemiş, hep kazanmış insanlar çoğu zaman kendilerini, eksiklerini sorgulamazlar. İnsanın en büyük gelişme alanı ise tam da o derin sorgulamanın, "Ben nerede hata yaptım?" sorusunun başladığı yerdir.

Ben artık başarıyı çok daha farklı, daha dingin tanımlıyorum. Başarı, girdiğin her mücadeleden zaferle çıkmak değildir. Başarı, her kayıptan, her yıkımdan sonra yola yeniden koyulabilme iradesidir.

Çünkü bu hayat bir 100 metre sürat yarışı değil; çok uzun, inişli çıkışlı bir maratondur. Ve maratonu kazananlar, en hızlı başlayanlar değil, nefesini ve içindeki o asıl gücü son kilometreye kadar taşıyabilenlerdir.

GÖRÜNMEYEN KÖKLERİN DÖNEMİ

Doğu bilgeliğinde çok sevdiğim bir söz vardır: “Bambu ağacı ilk yıllarında toprağın altında büyür.”

Yıllarca sularsınız, emek verirsiniz ama dışarıdan bakıldığında toprakta hiçbir gelişme, tek bir filiz bile yokmuş gibi görünür. Sonra bir gün gelir, birkaç hafta içinde metrelerce yükselir. Aslında o ağaç o birkaç haftada büyümemiştir; dışarıdan hiçbir şeyin görünmediği, kimsenin fark etmediği o sessiz yıllarda yerin altında devasa kökler salmıştır.

İnsan hayatı da aynen böyledir. Yaşadığımız bazı mağlubiyetler, aslında dışarıdan duraklama gibi görünen ama içeride görünmeyen o güçlü köklerimizin oluştuğu, bizi olgunlaştıran dönemlerdir.

Hayat bana net bir şekilde öğretti ki, insanın bu dünyadaki gerçek rakibi başkaları değildir; dünkü kendisidir. Eğer bugün dünden daha bilgeyseniz… Daha sakin, daha adil, daha güçlü ve anlayışlıysanız… Etrafınızdaki başkaları bunu henüz fark etmemiş olsa bile, siz aslında kazanmışsınızdır.

Bu yüzden artık hayatımda ne zaman bir yenilgi, bir hüsran yaşasam duruyorum ve kendime sadece tek bir soru soruyorum:

“Bu yaşananlar bana ne öğretiyor?”

O sorunun cevabını içtenlikle bulduğum anda, yaşadığım şey bir mağlubiyet olmaktan çıkıyor; geleceğime ışık tutan çok değerli bir hayat dersine dönüşüyor.
Çünkü günün sonunda mesele hayat boyu kaç kez düştüğünüz değildir; kaç kez o düştüğünüz yerden daha güçlü ayağa kalktığınızdır. Ve bazen, tam da o ayağa kalkmayı, kendi kendinizi iyileştirmeyi öğrendiğiniz gün, aslında bu hayattaki en büyük zaferinizi kazanmış olursunuz.

İşte tam da bu yüzden ben artık şuna tüm kalbimle inanıyorum:

Bazı mağlubiyetler, galibiyetin ta kendisidir.