İran ile tırmanan gerilim ve bölgesel çatışma riskleri, Donald Trump’ın siyasi geleceği üzerinde "çift tarafı keskin bir bıçak" etkisi yaratıyor.

Bir yandan geleneksel "sert güç" imajıyla tabanını konsolide etmeye çalışan Trump, diğer yandan savaşın getirdiği ekonomik belirsizlik ve askeri angajman endişeleri nedeniyle halk nezdindeki kredisini hızla tüketiyor. ABD Anayasası gereği üçüncü bir dönem seçilme hakkı bulunmayan Trump’ın, anketlerdeki bu düşüşle birlikte "topal ördek" (lame duck) konumuna evrilmesi, Washington kulislerinde haleflik savaşlarını erkenden başlattı.

Şu anki tabloda, Trump sonrası dönemin mirasını devralmak isteyen iki ağır sıklet ön plana çıkıyor: Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio.

İRAN SAVAŞI: VELİAHTLAR ARASINDAKİ İDEOLOJİK KIRILMA

Cumhuriyetçi Parti içindeki taht oyunlarının ana merkezinde, İran’a yönelik askeri stratejiler yer alıyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump’ın en sert dış politika çizgisiyle tam uyum sağlayarak, olası bir savaşı "ABD ve dünya için bir iyilik" olarak nitelendiren ateşli bir "şahin" portresi çiziyor. Rubio’nun bu net duruşu, Trump’ın mirasını korumak isteyen geleneksel kanatta karşılık bulsa da, savaşın halk nezdindeki popülaritesini kaybetmesi Rubio için büyük bir siyasi risk barındırıyor.

VANCE’İN İTİDAL ARAYIŞI VE STRATEJİK MESAFESİ

Öte yandan, Başkan Yardımcısı JD Vance, geçmişteki askeri tecrübesinin de etkisiyle çok daha temkinli bir yol izliyor. Trump’ın kararlarına olan sadakati ile müdahaleci politikalara duyduğu tarihsel şüphe arasında ince bir çizgide yürüyen Vance, İran konusunda "itidal" çağrısı yaparak Rubio’dan ayrışıyor.

Vance’in, savaş tamtamlarının çaldığı kabine toplantılarında Paskalya bayramı gibi sivil konulara odaklanmaya çalışması, aslında Trump’ın kaybettiği "savaş yorgunu" seçmeni geri kazanma stratejisinin bir parçası olarak yorumlanıyor.

ANKETLERDEKİ ERİME VE 2028 SENARYOLARI

Trump’ın savaş politikaları nedeniyle halk desteğinin aşınması, Cumhuriyetçi Parti içinde de çatlaklara yol açmış durumda. Seçmenlerin bir kısmı Rubio’nun kararlılığını liderlik olarak görürken, önemli bir kesim Vance’in daha az müdahaleci olan "Önce Amerika" vizyonuna yöneliyor. Bu durum, 2028 ön seçimlerinin sadece iki isim arasında değil, aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti'nin "dünya jandarmalığına devam mı, yoksa içe dönüş mü?" sorusuna vereceği yanıt üzerinden şekilleneceğini gösteriyor.

SONUÇ: SAVAŞIN GÖLGESİNDE BİR HALEFLİK YARIŞI

Donald Trump’ın görev süresinin sonuna yaklaşırken İran kartını ne kadar sert oynayacağı, hem Vance hem de Rubio’nun siyasi kaderini belirleyecek. Eğer olası bir çatışma ABD ekonomisini ve toplumsal huzurunu sarsmaya devam ederse, Rubio "savaşın mimarı" olarak saf dışı kalabilir; Vance ise "sağduyunun sesi" olarak Trump sonrası dönemin mutlak favorisi haline gelebilir. Ancak Trump’ın sadakat testinden geçemeyen bir adayın Cumhuriyetçi tabandan onay alması da bir o kadar zor görünüyor.

KAYNAK: KANAL 6 DIŞ HABERLER / ESRA ŞAHİN

Kaynak: Kanal 6 Haber