Bir güne sığmayan değer: Kadınlar günü ve hayatın gerçek şifresi

Her yıl 8 Mart geldiğinde sosyal medya mesajlarla doluyor, kurumlar kutlama metinleri yayımlıyor, çiçekler dağıtılıyor, güzel sözler havada uçuşuyor. Elbette 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kıymetlidir; kadınların hak mücadelesini, emeğini ve varoluşunu hatırlatan sembolik bir gündür. Bu yönüyle kutlanması da, hatırlanması da anlamlıdır. Ama insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Gerçekten değer verdiğimiz şeyleri yılda bir gün hatırlamak yeterli mi?

Kadınların emeğini, sabrını, mücadelesini ve hayatın her alanındaki varlığını sadece bir güne sığdırmak aslında hayatın doğasına da aykırı.

Çünkü kadın dediğimiz şey yalnızca bir kimlik değil; hayatın kendisini taşıyan bir güçtür.

Anne olarak, kardeş olarak, eş olarak, dost olarak, iş hayatında, sokakta, evde, hayatın tam merkezinde yer alan bir varlıktan söz ediyoruz.

Bu yüzden mesele yalnızca bir günü kutlamak değil, her günü insanî bir farkındalıkla yaşayabilmek meselesidir.

Sevdiklerimiz için de aynı durum geçerli. Annemize, eşimize, kız kardeşimize ya da hayatımızdaki herhangi bir insana “değer verdiğimizi” göstermek için özel günleri beklemek aslında biraz da hayatın hızına teslim olmaktır.

Modern hayat bizi o kadar koşturuyor ki, bazen en kıymetli şeyleri takvim yaprakları hatırlatır hale geliyor.

Oysa hayatın gerçek şifresi belki de çok daha basit bir yerde saklıdır:

Her günü özel kılabilmek.

Bir insanı gerçekten değerli hissettirmek; pahalı hediyelerle değil, çoğu zaman küçük bir cümleyle, samimi bir ilgiyle, bir teşekkürle, bir anlayışla mümkün olur.

Bazen bir omuza dokunmak, bazen bir yorgunluğu paylaşmak, bazen de sadece dinlemek…

Hayatı anlamlı kılan şeyler bunlardır.

Kadınlar için de en büyük saygı, bir gün çiçek vermek değil; her gün hak ettiği değeri görmek, her gün eşit ve güvenli bir hayat yaşayabilmektir.

Ne yazık ki dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu şartlar bu ideal tabloya her zaman izin vermiyor.

Şiddet haberleri, eşitsizlikler, görünmeyen emek, hayatın sert gerçekleri…

Bütün bunlar bize gösteriyor ki kadınlara değer vermek sadece bir duygusal söylem değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk.

Bu yüzden 8 Mart’ı elbette kutlayalım.

Ama onu yalnızca bir “kutlama günü” değil, bir hatırlatma günü olarak görelim.

Hayatımızdaki kadınları, sevdiklerimizi, hatta birbirimizi yılda bir gün değil; her gün daha fazla anlayarak, daha fazla değer vererek yaşayabilirsek belki dünya da biraz daha yaşanabilir bir yer olur.

Çünkü bazen hayatın bütün karmaşasının içinde unuttuğumuz en basit gerçek şudur: İnsan, kendini değerli hissettiği yerde yaşar.

Ve bir insanın hayatını güzelleştirmenin yolu çoğu zaman sadece onu gerçekten görmekten geçer.

Belki de hayatın tek şifresi tam olarak budur.