Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, bugün Netflix'te yayına girecek "Masumiyet Müzesi" kitabının uyarlamasını The New York Times'tan Ben Hubbard'a anlattı.
Pamuk, yaklaşık altı yıl önce, Masumiyet Müzesi’nin Hollywood uyarlaması için hazırlanan senaryo taslağını eline aldığında, karşısında bir sanat eserinden ziyade bir "yabancı" buldu. 1970’lerin İstanbul’unda geçen o saplantılı, melankolik ve eşyalarla örülü aşk hikâyesi gitmiş; yerine kahramanların hamile kaldığı, olay örgüsünün tanınmaz hale geldiği bir Amerikan draması gelmişti.
Pamuk, o günleri "Kâbuslar görüyordum," diye anımsıyor. "Kendi standartlarıma göre bir servet ödeyerek Kaliforniyalı avukatlar tuttum. Tek bir korkum vardı: Ya bu yazdıklarını çekerlerse?"

Pamuk, 2019’da adını açıklamak istemediği, “bir Hollywood yapım şirketi” olarak tanımladığı bir şirketle sözleşme imzaladı. Ancak şirketin vizyonu, Kemal’in Füsun’u hamile bırakması gibi Pamuk’un kabul edemeyeceği büyük değişiklikler içeriyordu. İki buçuk yıllık yıpratıcı bir hukuk mücadelesinin ardından haklarını geri aldığı, üzerine titrediği romanı, nihayet yazarın kendi şartlarıyla izleyiciyle buluşuyor. Dokuz bölümlük Masumiyet Müzesi dizisi, bugün itibarıyla Netflix kütüphanesindeki yerini aldı.
PAMUK'TAN AY YAPIM'A ŞARTLAR
73 yaşındaki yazar için bu proje, sadece bir televizyon uyarlaması değil, aynı zamanda kurguyla gerçeğin iç içe geçtiği dünyasının korunma çabasıydı. İstanbul’un Nişantaşı semtindeki, kitaplarla dolu ofisinde konuşan Pamuk, bu kez ipleri elinden bırakmamış.

Türk yapım şirketi Ay Yapım ile masaya oturduğunda, sektörde pek eşine rastlanmayan şartlar öne sürmüş:
- Peşin ödeme yok: Senaryo tam istediği gibi olana dek tek bir kuruş kabul etmemiş.
- Islak imzalı sayfalar: Senaryonun her bir sayfası, Pamuk ve yapımcı Kerem Çatay tarafından tek tek imzalanmış.
- İkinci sezon yasağı: Hikâyenin sonunun sulandırılmaması için başarısı ne olursa olsun devam sezonu çekilmeyecek.
Ay Yapım’ın CEO’su Kerem Çatay, bu süreci "19 yıllık kariyerimin en uzun ve en zorlu yolculuğu" olarak tanımlıyor ve ekliyor: "Orhan Bey’in standartları çok yüksek. Her sayfa üzerinde tek tek ilerlemek kolay değildi ama sonuç benzersiz oldu."

PAMUK ÖZELLİKLE YÖNETMEN ZEYNEP GÜNAY'I TERCİH ETTİ
Roman, yayımlandığı 2008 yılından bu yana Türk feministlerden, hikâyeyi tamamen "erkek bakış açısıyla" (Kemal’in Füsun’a olan saplantısı üzerinden) kurguladığı gerekçesiyle eleştiriler almıştı. Pamuk, bu eleştirilere karşı dürüst bir özeleştiri sunuyor:
"Orta Doğulu erkeklerin önyargılarından kaçınmaya çalışsam da ne yazık ki ben de bir Orta Doğulu erkeğim. Feminist eleştirileri tamamen kabul ediyorum."
Belki de bu yüzden, dizinin yönetmen koltuğuna Pamuk’un özellikle tercih ettiği bir kadın yönetmen, Zeynep Günay oturdu. Pamuk, Günay’ın dokunuşunun hikâyeye kadın kahramanın (Füsun) perspektifinden bir derinlik kattığına inanıyor.

ESKİ İSTANBUL YARATILDI
Dizi, sadece bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda Pamuk’un çocukluğunun geçtiği ama artık "sıradan birer AVM veya zincir mağaza" haline gelen Nişantaşı sokaklarına bir saygı duruşu niteliğinde. Kemal’in Füsun’a ait 4 bin 213 sigara izmaritini, tokaları ve kahve fincanlarını topladığı o takıntılı koleksiyon, bugün İstanbul’da fiziksel bir müze olarak zaten yaşıyor. Diziyle birlikte bu "eşyaların ruhu", şimdi küresel bir kitleye ulaşacak.
Dizinin küçük bir sürprizi de bizzat yazarın kendisi. Pamuk, dizide birkaç sahnede kendisini, yani "Yazar Orhan Pamuk"u canlandırıyor. Kendi oyunculuğu sorulduğunda ise mütevazı bir espriyle yanıt veriyor: "Buna oyunculuk denemez, kendimi oynuyorum." Yapımcı Çatay’ın bu konudaki yorumu ise daha keskin: "İyi oynamış ama kesinlikle yazarlığı oyunculuğundan çok daha iyi."





