Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Meclis Grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
Aziz milletim, değerli milletvekili arkadaşlarım, basınımızın değerli mensupları, çok kıymetli misafirler, AK Parti Grup Toplantımızın açılışında sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Grup toplantımızın ve burada yapacağımız değerlendirmelerin ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Türkiye'nin farklı köşelerinden toplantımızı teşrif eden tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyor, heyecanlarından, coşkularından ve ahde vefalarından dolayı kendilerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Türk siyasetine hiç yakışmayan olayların yaşandığı bugünlerde, AK Parti Grubu'ndaki şu muhteşem kardeşlik tablosunun herkese, özellikle de siyaseti marjinalize etmeye çalışanlara örnek olmasını temenni ediyorum. Kurban Bayramı sonrasındaki bu ilk buluşmamız vesilesiyle hac farizasını yerine getiren kardeşlerimizin ibadetlerinin Cenab-ı Hak katında makbul ve mebrur olmasını niyaz ediyorum.
Değerli dava arkadaşlarım, yola çıktığımız ilk günden beri milletle bütünleşmemiz katlanarak, güçlenerek hamdolsun devam ediyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak aziz milletimizle kurduğumuz gönül köprülerinin sağlamlığına hafta sonu bir kere daha şahitlik ettik. Halkımız pazar günü Gümüşhane, Nevşehir ve Tokat'taki 6 beldede belediye başkanlarını ve meclis üyelerini belirlemek üzere sandık başına gitti. Yapılan ara seçimlerde altı beldenin dördünde AK Partimizin, birinde ise ittifak ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi'nin adayı ipi göğüslemiştir. Cumhur İttifakı çok anlamlı bir seçim zaferine imza atmıştır. Öncelikle hemşerilerinin takdiriyle belediye başkanı olarak seçilen Tokat Bağtaşı Beldesi'nde Mustafa Karadağ'ı, Tokat Yolüstü Beldesi'nde Mustafa Altın'ı, Gümüşhane Tekke Beldesi'nde Kemalettin Demirkıran'ı, Nevşehir Mustafapaşa Beldesi'nde Mustafa Özer'i canıgönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde Milliyetçi Hareket Partisi'nden Tokat Kuşçu Beldesi Belediye Başkanlığı'na seçilen Hikmet Temizel'e tebriklerimi iletiyorum. Belediye başkanlarımıza ve meclis üyelerimize, beldelerine hizmet yolunda Rabbimden üstün muvaffakiyetler temenni ediyorum. Kelimenin tam anlamıyla sandıkları patlatan vatandaşlarımıza da partimize ve ittifakımıza yönelik teveccühleri için teşekkür ediyorum. İnşallah bu güveni ve muhabbeti asla boşa çıkarmayacak, milletimize olan şükran borcumuzu daha çok çalışarak ödemenin gayretinde olacağız.
Yine 7 Haziran Pazar günü ülkemiz genelinde 355 mahallede muhtarlık, 37 mahallede ise ihtiyar heyeti için sandık kuruldu. Demokrasimizin temel yapı taşları olarak gördüğümüz muhtarlarımızı da yürekten tebrik ediyor, kendilerine başarılar diliyorum.
"DÜNE KADAR AVAZI ÇIKTIĞINCA BAĞIRANLARIN 3 GÜNDÜR SESİ SOLUĞU ÇIKMAZ OLDU"
Değerli arkadaşlarım, bakınız burada 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tablonun önemli bir yönüne dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Malumunuz, bir süredir ana muhalefet partisinin kimi aktörleri üst perdeden konuşarak kendilerince bir gündem oluşturma çabasındaydılar. Otobüslerle o şehirden bu şehre sürükledikleri vatandaşlarımız üzerinden güya ahkâm kesiyor, kendilerini dev aynasında görüyorlardı. Ama sandık sonuçlarının gelmesiyle hepsi birden ortalıktan kayboldular. Daha düne kadar avazı çıktığınca bağıranların 3 gündür sesi soluğu çıkmaz oldu. Ne konuşan var, ne seçimler hakkında yorum yapan var, ne de galeyana getirdikleri vatandaşlarımızın karşısına çıkıp özür dileyen var.
"SİZ BU KAFAYLA GİDERSENİZ SANDIKTA MİLLETTEN DAHA ÇOK TOKAT YERSİNİZ"
Aslında benzer bir yüzsüzlüğe biz 14-28 Mayıs seçimleri sonrasında da şahit olduk. O günleri hepimiz dün gibi hatırlıyoruz. Nelerle karşılaşmadık ki. Geride olduklarını çok iyi bildikleri hâlde utanmadan çıktılar, "Öndeyiz." diyerek halkımıza yalan söylediler. Kampanya döneminde sipariş anketler vasıtasıyla seçmenlerini manipüle etmeye kalktılar. Seçim sonuçları kesinleştikten sonra bile yanıldıklarını kabul etmek yerine milleti suçladılar. Hatayı kendilerinde değil, milletin tercihlerinde aradılar. Yaşadıkları ağır hezimete rağmen siyasetin, sosyal medyanın yankı odalarından ibaret olmadığını bir türlü anlayamadılar. Bugün de aynısını yapıyorlar. Faturayı kendi beceriksizlikleri dışında herkese ve her şeye kesen bu kibir abidelerine sadece şunu söylemek isterim. Beyler, kusura bakmayın. Siz bu kafayla giderseniz sandıkta milletten daha çok tokat yersiniz. Siz kendinizi düzeltmez, gerçekçi siyaset yapmazsanız daha çok dut yemiş bülbüle dönersiniz. Siz cuntacıların ve suç örgütlerinin vesayetinden kurtulamazsanız daha çok yenilgi tadar, daha çok hüsrana uğrarsınız.
Bakın, her zaman ifade ediyorum. Sorun sadece bunların siyasete bakış açılarında, siyaset tarzlarında, bunların çirkin ve çirkef üsluplarında değildir. Esas sorun bunların zihniyetindedir. Bunların faşizan ideolojisindedir. Sorun bunların sokakla kurdukları bağın harbi, hasbi, sahici ve samimi olmamasındadır. Sorun bunların milleti mümeyyiz görmemelerinde, Anadolu irfanını hafife almalarındadır. Sorun bunların siyaseti halka hizmet vasıtası olarak değil, şahsi kariyer ve kazanç kapısı olarak görmelerindedir. Çeyrek asra yaklaşan rekabetimiz boyunca bütün bunlarda defalarca yenildiler. Defalarca yanıldılar. Fakat bir kez olsun zihniyetlerini değiştirmeyi denemediler. Kıymetli kardeşlerim, son günlerdeki tavırlarına bakılırsa pek değiştirecek gibi de durmuyorlar.
"KURULTAYI YAPAN DA, KURULTAYA ŞAİBE BULAŞTIĞINI İDDİA EDEN DE CHP'LİLERDİR"
Kendi aralarındaki anlaşmazlıkları yargı kararları çerçevesinde suhulet ve sükûnetle çözmek yerine, kimi zaman bizi, kimi zaman mahkemeleri, kimi zaman da medyayı suçlayarak yine kendilerine toz kondurmuyorlar. Oysa biz ilk günden itibaren hep şunu dedik. CHP'nin 38. Kurultayı'na ilişkin tartışmalarda kurultayı yapan da, kurultaya şaibe bulaştığını iddia eden de, bu iddiaları belgeleriyle birlikte mahkemeye götürüp hakkını arayan da CHP'lilerdir. Gazi Mustafa Kemal'in kurduğu partiyi, affınıza sığınarak söylüyorum, pavyon masalarına düşürenler yine kendileridir. Kardeşlerim, "Rüşvet aldım, rüşvet verdim, şu kişiye şu kadar para verdim." diyenler aynı şekilde kendileridir. Dün halkın umudu dediklerine bugün hain damgası vuranlar da kendilerinden başkası değildir.
"MAHKEME KARARI SONRASI YAŞANANLAR BİZİM HAKLILIĞIMIZI TEYİT ETMİŞTİR"
Tüm tarafların CHP'li olduğu hukuki bir ihtilafta belge ve bilgiler ışığında yargı gerekli değerlendirmeleri yapmış, neticede hükmünü vermiştir. Mahkeme kararı sonrası yaşananlar bizim haklılığımızı teyit etmiştir. Dikkat ederseniz, partimize yönelik edep, adap ve siyasi nezaket dışı onca hakarete rağmen karar sonrasında da tartışmaların uzağında durduk. Hiç elimizi dilimizi bulaştırmadık. Siyaset bezirgânlarının sataşmalarına kulak asmadık. Medyadaki silahşorlerin tuzaklarına düşmedik. Aklı ile ağzı arasındaki rabıta kopmuş olan çapsızlara prim vermedik. Hadiseleri ve tartışmaları güvenli bir mesafeden takip etmekle yetindik. Aynı tavrımızı koruyoruz.
"KOLTUK VE SALON KAPMACA SAVAŞININ TARAFI DEĞİLİZ"
Toplumsal barışa, kamu düzenine ve siyaset kurumuna zarar vermediği sürece CHP'deki anafor bizi zerre ilgilendirmiyor. Biz bu girdabın içine sürüklenmek veya çekilmek asla istemiyoruz. Koltuk ve salon kapmaca savaşının tarafı değiliz ve olmayacağız. Esasen milletimizin arzusu ve bizden beklentisi de bu yöndedir. Biz kendimize yakışanı yapmakla mükellefiz. Nitekim bunu yapıyoruz. AK Parti olarak samimi temennimiz, suç örgütlerinin güdümünden çıkamayan kimi tiplerin sorumsuz tavırları sebebiyle saatli bir bombaya dönüşen bu krizin bir an önce aşılmasıdır. Milletimizin huzuruna, Gazi Meclisimizin mehabetine, demokrasimizin ve ülkemizin itibarına zarar vermeye başlayan bu kavganın yargı kararları çerçevesinde demokratik bir olgunlukla çözüme kavuşturulmasıdır.
"TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN TERÖRİZE EDİLMESİNE RIZA GÖSTERMEYİZ"
Bakın, açık söylüyorum. Siyasette rakibimiz dahi olsa bu yüce çatı altında milleti temsil eden hiçbir partinin kavgayla, çatışmayla, sokaklara ve Meclis koridorlarına taşan güç mücadelesiyle anılmasını biz arzu etmeyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin terörize edilmesine, Gazi Meclisin nümayiş arenasına dönüştürülmesine de rıza göstermeyiz. Az dinleyip çok bağırarak, az düşünüp çok konuşarak siyaset yapılmaz. Herkes 86 milyona karşı sorumluluk duygusuyla hareket etmelidir. Siyasette polarizasyonu artıracak adımlardan herkes uzak durmalıdır.
"CHP'NİN GENEL BAŞKANLIK KOLTUĞUNU KİMİN İŞGAL ETTİĞİNİN BİZİM NAZARIMIZDA HİÇBİR KIYMETİHARBİYESİ YOK"
Burada şu gerçeğin de bilinmesinde fayda görüyorum. CHP'nin genel başkanlık koltuğunu kimin işgal ettiğinin bizim nazarımızda hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Bugüne kadar bizim şahıslarla işimiz olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Çünkü AK Parti hareketi olarak bizim mücadelemiz kişilerle değil, CHP'nin halk düşmanı, millî irade düşmanı ideolojisiyledir. Bizim mücadelemiz başörtülü kızlarımızı üniversite kapılarında ağlatan 28 Şubat zorbalarıyladır. Bizim mücadelemiz milletin inancına, kutsalına, değerlerine dil uzatan, millete tepeden bakan Jakoben zihniyetledir. Bizim mücadelemiz hacca gitmek için yardım isteyen vatandaşa, "Boş ver, Araplara paranı kaptırma." diyen gafillerledir. Bizim mücadelemiz milletin kaynaklarını siyasi ikballerine basamak yapan yağmacılarladır. Bizim mücadelemiz Batılı patronlarından aferin alabilmek için Türkiye'yi yurt dışına şikâyet eden mandacılarladır. Ellerine fırsat geçse Türkiye'yi tek parti karanlığına tekrar götürecek faşizm hevesleriyle mücadelemiz sürecektir. Bizim mücadelemiz Mehter Marşı'ndan rahatsız olanlarla, okullarımızda Ramazan etkinliklerine tahammül edemeyenlerle, laikliği siper alarak milletin inanç değerlerine ateş edenlerledir. Bizim mücadelemiz Sultan Fatih'in emaneti aziz İstanbul'un duvarlarını "Zulüm 1453'te başladı." yazılarıyla kirleten mankurtlarladır. Bu makamlarda olduğumuz müddetçe mücadelemiz devam edecektir.
"BİZİMLE ESER, HİZMET VE PROJEDE YARIŞACAK MUHALEFET ARAYIŞIMIZDA UMUTLARIMIZI TÜKETMİŞ DEĞİLİZ"
Değerli yol arkadaşlarım, şunu bir kere daha sizlere ve aziz milletime hatırlatmak durumundayım. Tembel muhalefetten, vizyonsuz muhalefetten, kavgalı muhalefetten ne bu ülkeye ne de bu millete hiçbir fayda gelmez. Türkiye'nin güçlü, dirayetli, başarılı ve istikrarlı bir iktidar kadar vizyon, ufuk ve hassasiyet sahibi bir muhalefete de ihtiyacı var. Bizimle eser, hizmet ve projede yarışacak muhalefet arayışımız son 23 yıldır mâkes bulmadı. Ama buna rağmen umutlarımızı tüketmiş değiliz. Er veya geç Türkiye'nin hak ettiği kalitede bir muhalefete kavuşacağına yürekten inanıyorum. Biz o gün gelene kadar kendimizle yarışmaya devam edeceğiz. Rakiplerimiz kendi kısır çekişmeleri ile meşgulken, her zaman söylediğim gibi biz sadece işimize bakıyoruz.
"SIFIR ATIK FORUMU, ÜLKEMİZİN EV SAHİPLİĞİNDE BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ"
Özellikle dış politikada 2026 senesini en verimli şekilde değerlendirmenin mücadelesini veriyoruz. Geçen hafta sonu İstanbul'umuz çevre diplomasisi alanında çok tarihi bir uluslararası toplantıya ev sahipliği yaptı. Sıfır Atık Forumu, 183 ülkeden 120'yi aşkın bakanın, 200'ün üzerinde belediye başkanının ve 5 bin 000'den fazla katılımcının iştirakiyle ülkemizin ev sahipliğinde başarıyla gerçekleştirildi.
"NATO LİDERLER ZİRVESİ'NE BÜYÜK ÖNEM ATFEDİYORUZ"
2026 yılı inşallah Türkiye'nin uluslararası itibarı ve görünürlüğünün doruğa çıktığı bir sene olacak. 7-8 Temmuz'da Ankara'da tertiplenecek NATO Liderler Zirvesi'ne büyük önem atfediyoruz. Geçtiğimiz günlerde Amerikan Başkanı Sayın Trump'ın zirveye bizzat katılacağının açıklanması, ittifakın insicamı bakımından kıymetli bir adımdı. Sadece müttefikler arasında değil, dünya genelinde de Ankara Zirvesi'ne dönük yoğun bir ilgi söz konusu. Biz de Ankara Zirvesi'nin NATO tarihinde bir referans noktası olması için hazırlıklarımızı yoğunlaştırdık. Geride kalan yaklaşık bir aylık zamanı da en etkin şekilde kullanacağız.
NATO dışında, biliyorsunuz, ekim ayında 77. Uluslararası Uzay Kongresi'ne ev sahipliği yapacağız. Akabinde aile meclisimiz olarak gördüğümüz Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. Liderler Zirvesi'ni ülkemizde tertipleyeceğiz. 9-20 Kasım tarihleri arasında ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansları'nın 31'incisini Antalya'da düzenleyeceğiz. 197 farklı ülkeden 100 bin katılımcıyla COP31'in tarihin en büyük çevre zirvesi olarak kayıtlara geçtiğini göreceğiz.
"GAZZE'DE TÜM DÜNYANIN GÖZLERİ ÖNÜNDE 73 BİN MASUM İNSAN KATLEDİLDİ"
Kıymetli milletvekilleri, değerli yol ve dava arkadaşlarım. Coğrafyamızda ne yazık ki krizlerin ve savaşların ardı arkası kesilmiyor. Gazze'den Lübnan'a, yönümüzü nereye dönsek mazlumların yüreklerimizi dağlayan feryatlarıyla karşılaşıyoruz. İsrail, kurulduğu günden bu yana bölgemizde barışı, huzuru, refahı ve güvenliği mütemadiyen tehdit eden bir fonksiyon icra ediyor. Filistin'e yönelik işgal ve Filistinlilere yönelik soykırım sistematik bir şekilde devam ediyor. Bakınız, Gazze'de tüm dünyanın gözleri önünde 73 bin masum insan katledilmiştir. Bu soykırım hâlen hem katliam boyutuyla hem de insanlık dışı tecrit boyutuyla sürmektedir. İnsanlık tarihinin en kanlı soykırımını gerçekleştiren İsrail, aynı anda İran'a saldırmış, yetmemiş aynı anda Lübnan'ı işgal etmeye başlamıştır. Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin tepkilerine rağmen İsrail, Lübnan'dan çekilmeyi reddetmekte, buradaki kanlı operasyonlarını devam ettirmektedir. 2 Mart'tan bu yana Lübnan'da katledilenlerin sayısı 3 bin 700'e, yaralıların sayısı ise 11 bin 400'e ulaşmıştır. İsrail eş zamanlı olarak Afrika ülkelerini ve Akdeniz'i istikrarsız hâle getirmek için de sinsi bir çabanın içine girmiştir.
"CİNAYET ŞEBEKESİNİN SALDIRILARI TÜRKİYE'Yİ DE TEHDİT EDER BİR NOKTAYA TAŞINMIŞTIR"
Siyonist yönetim tam anlamıyla bir çıbanbaşı, bir fitne fabrikası olarak geniş bir coğrafyada sürekli huzursuzluk üretmektedir. İsrail'in bu kural tanımaz, hukuk tanımaz, ilke, değer ve sınır tanımaz politikalarına maalesef dünyadan gerekli reaksiyon gösterilmiyor. İsrail, mevcut hükümetin yönetiminde şımardıkça şımarmış, sadece bölge için değil, insanlık için de bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Netanyahu ve cinayet şebekesinin Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırıları, bu iki kardeş ülkeyi olduğu kadar artık Türkiye'yi de tehdit eder bir noktaya taşınmıştır.
Şunu bir defa herkesin bilmesini isterim. Suriye ve Lübnan müstakil, bağımsız iki devlettir. Ancak bu iki devlet, yani Suriye ve Lübnan, aynı zamanda Türkiye'nin sevgi ve kardeşlik coğrafyasının içinde yer alan iki devlettir. Şam ve Beyrut, İstanbul'un iki kardeş şehridir. Türkiye'nin güvenliği sadece Hatay'dan değil, Halep'ten başlar, Şam'dan başlar. Türkiye'nin güvenliği Beyrut'tan başlar. Kardeşlerimizin ülkelerinde hiçbir emrivakiye müsamaha göstermeyiz. Kardeşlerimize yönelik hiçbir saldırıya göz yummayız.
Şimdi bunlar ve tetikçileri çıkıyorlar, sağda solda Türkiye'yi hedef alan güya tehditler savuruyorlar. Hiç bunu söylemenize gerek yok. Biz sizin niyetinizi, amacınızı ve hedefinizi zaten çok iyi biliyoruz.