Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.
Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
Aziz milletim, değerli milletvekili arkadaşlarım, basınımızın kıymetli mensupları, hanımefendiler, beyefendiler, sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Sizlerin şahsında Türkiye Yüzyılı’nın inşası için gecesini gündüzüne katan tüm yol ve dava arkadaşlarımı bu kürsüden hürmetle selamlıyorum. Gönül ve kültür coğrafyamızın farklı köşelerinde başları dik, alınları ak bir şekilde hayat mücadelesi veren kardeşlerimin hepsini saygıyla selamlıyor, ülkem ve milletim adına kendilerine dostluk mesajlarımızı yolluyorum.
Bilhassa uluslararası kuruluşların sessiz bakışları altında maruz kaldıkları onca barbarlığa, onca zulme ve soykırıma rağmen, "Susarsak eğer taşları sıkacağız. Acıkırsak eğer toprakla doyacağız ama asla terk etmeyeceğiz. Kanımız masumdur. Ama onu dökmekten çekinmeyeceğiz. Mazimiz önümüzde uzanıyor. Yaşadığımız an içimizde. Gelecek sırtımızda" diyerek topraklarına sahip çıkan Filistin’in yiğit evlatlarını bugün bir kez daha hürmetle selamlıyor, AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak dualarımızla, desteklerimizle daima yanlarında olduğumuzu tekrar ifade ediyorum.

KUT’ÜL AMARE ZAFERİ 110. YIL DÖNÜMÜ
Aziz milletim, çok kıymetli milletvekillerimiz, bugün tarihimizin iftihar vesilelerinden biri olan Kut’ül Amare Zaferi’mizin 110. yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bu destansı zaferin 110. sene-i devriyesinde Selman-ı Pak ve Kut çarpışmaları başta olmak üzere Birinci Cihan Harbi’nin tüm cephelerinde kahramanca mücadele eden askerlerimizi rahmetle iade ediyorum. Aynı şekilde tarih boyunca İ’lâ-yı Kelimetullah uğrunda fedai can eyleyen aziz şehitlerimizi tazimle anıyor, Rabbim cümlesinin ruhunu şad, mekânını inşallah cennet eylesin diyorum. Kut’ül Amare Zaferi, Çanakkale Zaferi’mizle birlikte milletimizin mücadele azminin yanı sıra ordumuzun kurmay zekâsını ortaya koyan muhteşem bir askerî başarı hikâyesi olarak ortaya çıkmıştır. Kut zaferi ile Bağdat’ın işgali bir sene daha engellenmiş ve Birinci Dünya Savaşı’nın bitirilmesi iki sene uzatılmıştır. Bu zaferde başta General Townsend olmak üzere 5 general ve 476 subayla birlikte toplam 13.309 kişi esir alınmıştır. Zafer sonrasında gazilere hitap eden 6. Ordu Komutanı Halil Kut Paşa, bakınız askerlerini nasıl tebrik etmişti: "Aslanlarım, bugün şu kızgın toprağın güneşli semasında şühedamızın ruhları şad olarak uçuşurken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum." 18. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ise muzaffer askerlerini kutlarken onlara aynı zamanda şunları emrediyordu: "18. Kolordunun aslan yürekli erleri, Cenab-ı Hakk’a secdeye kapanalım. Bu akşam şehitlerimize fatihalar, tebarekeler, Yasinler okunsun, gaziler birbirine sarılsın, birbirini tebrik etsinler" Ben de bugünkü Kut’ül Amare Bayramı vesilesiyle sizin pak ve yüksek alınlarınızdan samimiyetle öpüyorum. Evet, Kut’ül Amâre Zaferi işte böyle karşılanmış, tarihimize şanla şerefle yazılmış bir kahramanlık destanı olarak millî hafızamızda yerini almıştır.
Şuraya da özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Kut zaferinin bir başka yönü, belli kesimler tarafından şimdilerde tekrar köpürtülen Birinci Dünya Savaşı’nda Araplar bizi sırtımızdan hançerledi yalanını deşifre eden en bariz örneklerden biri olmasıdır. Kut halkı, Osmanlı ordusunun bir parçası gibi hareket ederek kuşatmaya destek olmuş, hatta bu uğurda pek çok şehit vermiştir. Mesela köklü bir Arap ailesinin mensubu olan Uceymî Paşa, muhasara altında kalan bir birliğimizi yanındaki adamlarıyla beraber kurtarmıştır. Arapların yanı sıra Türdi, Berzenciye seyitleri, Niayin seyitleri, Talebani gibi Kürt aşiretleri de Osmanlı ordusunun yanında savaşmışlardır. Yine tarihçilerimize göre ordumuza destek veren Arap aşiretlerinin içinde Şii olanlar da bulunuyordu. Zaferin bu yönü, bizim sık sık altını çizdiğimiz Türk, Kürt, Arap ittifakının ne kadar stratejik önemde olduğunu bizlere yeniden hatırlatmaktadır. Sadece Kut’ül Amâre’de değil, aynı uhuvvet tablosuna Çanakkale’de de şahit oluyoruz. Saraybosna’dan, Üsküp’ten, Bakü’den, Kudüs’ten, Bağdat’tan, Şam’dan, Halep’ten nice kardeşimiz Çanakkale’de ecdadımızla birlikte omuz omuza çarpışmış, şehit düşmüş, kara toprağı al kanlarıyla birlikte sulamışlardır. Çanakkale bizim cihanşümul kardeşliğimizin vücut bulduğu yer olmuştur. Aynı hakikat Kut’ül Amâre için de geçerlidir. Orada da vahdet nifaka galip gelmiş, toplu vuran yürekleri hiçbir müstevli gücün sindiremeyeceği çok net görülmüştür.

"BÖLGEMİZDE YENİ AMELİYATLAR YAPMAK İSTEYENLERİN OYUNLARINA GELMEK İHANETTİR"
Değerli dostlarım, sevgili gençler, burada önemli belirtmek isterim ki bugün de kardeşi kardeşe kırdırmak suretiyle coğrafyamızı kana boğmaya çalışanların karşısında en sağlam direnç hattımız, bir duvarın tuğlaları misali birbirimize kenetlenmemizdir. Kökenlerimiz farklı olabilir. Mezheplerimiz, meşreplerimiz farklı olabilir. Hayat tarzlarımız, düşünce dünyamız, siyasi görüşlerimiz farklı olabilir. Bunların hepsi bizleri bölen, ayrıştıran, kutuplaştıran değil, beşerî ve fikrî zenginliğimizi yansıtan müstesna değerlerdir. Özellikle bölgemizin içinden geçtiği şu sancılı dönemde köken, meşrep ve mezhep farklılıklarımızı bir yana bırakıp hep beraber vahdeti kuşanmak, kardeşliği yüceltmek mecburiyetindeyiz. Sadece kendi içimizde değil, sınırlarımızın ötesinde de kardeşliğin özellikle dili ile konuşmak, barış mesajlarımızı çok güçlü biçimde vermek durumundayız. Türkiye bunun mücadelesini yürütmektedir. Aynı şekilde biz, tüm kadrolarımızla bunun mücadelesini yürütüyoruz. Türkiye’nin Kürt, Arap, Türkmen, Fars ayrımı yapmaksızın bölgedeki tüm kardeşleri ile kucaklaşması, ortak tarih, ortak gelecek temelinde yeni bir güvenlik paradigması inşa etmeye çalışması tenkit edilecek değil, aksine takdir edilecek, desteklenecek, övülecek bir politikadır. Mazimiz gibi istikbalimiz de müşterektir. Dolayısıyla bölgemizde yeni ameliyatlar yapmak isteyenlerin oyunlarına gelmek, hem tarihimize hem istikbalimize yapılmış bir ihanet olacaktır. Hangi bahaneyle olursa olsun hiç kimse böyle bir vebali taşıyamaz. Artık şunu herkes bilsin ve anlasın. Nasıl etle tırnak birbirinden ayrılmazsa, bin yıldır aynı topraklarda beraber yaşadığımız kardeşlerimizle aramıza kimse giremez, bizi kimse ayıramaz, barış içinde geleceği kucaklamak varken bize kimse düşman olamaz.
"KARDEŞLİĞİMİZİ BOZMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ"
Bizim Çanakkale’de, Kut’ül Amare’de ve daha nice İslam beldesinde şehitlerimizin mübarek kanlarıyla yoğrulmuş dostluğumuzu, kardeşliğimizi bozmaya kimsenin ama hiç kimsenin gücü yetmez. Bunun için kardeşliğimizi kundaklamak isteyenlere eyvallah demeyeceğiz. Aramıza nifak sokmaya çalışanlara inat, biz zafer marşlarımızı kardeşlik türkülerimizle birlikte coşkuyla söylemeye devam edeceğiz. Bu vesileyle başta Halil Kut Paşa olmak üzere, 110 sene önce kazanılan şanlı zaferde emeği bulunan subaylarımız ile şehitlerimizi de, gazilerimizi de bir kez daha rahmetle iade ediyorum. Kut’ül Amare Zaferi’mizin 110. sene-i devriyesi kutlu olsun diyorum.

"500 BİN HAK SAHİBİNİ BELİRLEDİK"
Aziz yol ve dava arkadaşlarım, partimizin kuruluşunun 25. yıl dönümüne adım adım yaklaşırken ilk günkü aşkla, ilk günkü heyecanla milletimize hizmet ediyoruz. Hani Yunus Emre diyor ya, bir gönül yaptın ise, er eteği tuttun ise, bir kez hayır ettin ise, binde bir ise az değil. İşte biz de gönüller yapmak, gönüller kazanmak, eser ve hizmet siyasetiyle vatandaşlarımızın gönlüne girmek için canla başla çalışıyoruz. Gerek şahsım, gerek kabine üyelerimiz, gerekse değerli milletvekillerimiz, elbette belediye başkanlarımız, bir tek saniyemizi dahi boşa harcamamak adına yoğun bir mücadelenin içindeyiz.
Geçen hafta cumartesi günü bu minvalde çok önemli bir adım attık. Biliyorsunuz 24 Ekim’de 81 ilimizde 500 bin sosyal konut kazandıracak 100 Yılın Konut Projesi’ni kamuoyumuzla paylaşmıştık. Halkımız projemize gerçekten yoğun bir ilgi gösterdi. Öyle ki 500 bin konut için yaklaşık 8 milyon vatandaşımız başvuru yaptı. Vatandaşlarımızın bu itimadına layık olabilmek için hemen kolları sıvadık, 29 Aralık itibarıyla kura süreçlerimizi başlattık. 4 ay gibi rekor bir sürede 81 ilimizde noter huzurunda tamamen şeffaf bir şekilde 500 bin hak sahibimizi belirledik.
"2027 MART AYI İTİBARIYLA EVLERİ TESLİM ETMEYE BAŞLAYACAĞIZ"
Ankara’dan İzmir’e, Gaziantep’ten Trabzon’a, Çorum’dan Hatay’a kadar on binlerce ailemizi ev sahibi yapacak sürecin ilk aşaması tamamlandı. Şimdi hedefimiz evlerimizi hızla inşa edip hak sahiplerine teslim etmek. Sahada çok hızlı bir şekilde inşa sürecine başlayacağız. İnşallah 2027 Mart ayından itibaren evlerimizin anahtarlarını peyderpey teslim edeceğiz. 7.300 lira ile 11.000 lira arasında bir taksitle insanlarımızı yuva sahibi yapmanın bahtiyarlığını yaşayacağız. Projeyle ayrıca ilk kez İstanbul’da kiralık konut uygulamasını da hayata geçiriyoruz. İstanbul’umuza 100 bin sosyal konutun yanı sıra 15 bin kiralık konut inşa ediyoruz. Dar gelirli vatandaşlarımız çok uygun koşullarda TOKİ’den ev kiralayacak. Bu yaz kiralık konutların da anahtarlarını teslim etmeye başlıyoruz. Kura’da ismi çıkan vatandaşlarımızın gözleri aydın olsun diyorum, yeni yuvalarında inşallah güle güle otursunlar. Kura’da ismi çıkmayan vatandaşlarımız da üzülmesinler. Biz sadece TOKİ vasıtasıyla 1 milyon 760 bin konut üretmiş bir iktidarız.

"BİZİM MİLLETE FAYDASI OLMAYAN SAHTE VE SANAL TARTIŞMALARLA İŞİMİZ OLMAZ"
Şunu tüm vatandaşlarımızın çok iyi bilmesini isterim. Biz bu ülkeye, bu millete sevdalıyız. Unutmayın. Hizmet eden izzet bulur prensibi bizim siyasetteki pusulamızdır. Bizim gerilim siyasetiyle işimiz olmaz. Bizim ülkeyi kutuplaştıran polemiklerle işimiz olmaz. Bizim millete faydası olmayan sahte ve sanal tartışmalarla işimiz olmaz. Biz bunların hiçbirinde yokuz. Olmadık ve olmayacağız. Bizi arayan açılışta bulur, şantiyede bulur, devasa yatırımların temelini atarken, bitmiş eserleri hizmete açarken, buralarda bulur, iş ve icraat üretirken bulur. Bizi arayan milletimizin gönül sarayının baş köşesinde bulur. Bizi arayan bu milletin derdiyle dertlenirken, sevincine ortak olurken bulur.
ÖZGÜR ÖZEL'E TEPKİ: "BASIN MENSUPLARINI KÜSTAHÇA TEHDİT EDENLERDEN OLMADIK"
Değerli milletvekillerimiz, kıymetli misafirler, bizim siyasetimizde şehircilikte olduğu gibi hayatın diğer kulvarlarında da çözümsüzlük çözümdür anlayışına yer yoktur. 23 yıldır büyük küçük demeden milletimizin her türlü derdiyle ilgilendik, her sorununa çözüm yolları bulmaya çalıştık. Hak ve hürriyetlerin genişletilmesinden devlete çöreklenmiş oligarşik yapılarla mücadeleye, siyaset odaklarının geriletilmesinden millî iradenin güçlendirilmesine kadar her alanda Cumhuriyet tarihinin en büyük reformlarına imza attık. Birçok alanda sessiz devrimler gerçekleştirdik. Ana muhalefet gibi lafa gelince basın özgürlüğünden dem vurup sırf yolsuzluklarını ifşa ediyorlar diye kürsüden basına parmak sallayanlardan, basın mensuplarını küstahça tehdit edenlerden olmadık. Eleştirilere tahammül gösterdik, yapıcı önerilere kulak verdik, hukuksuzluklar karşısında hakkımızı yine hukukun içinde aradık. Onu kapatacağız, şunun kapısına kilit vuracağız, hepinizden hesap soracağız gibi antidemokratik yollara asla tevessül etmedik. Bakınız burada yıllardır bizi basın özgürlüğü konusunda topa tutanların iki yüzlü tavrına kısa bir parantez açmak istiyorum. Şimdi değerli kardeşlerim, biz hafta sonu İstanbul’da 100 bin konutun kura çekim törenini yaparken aynı saatlerde CHP Genel Başkanı belediye başkanlarıyla toplantıdaydı. Toplantı sonrasında çıktı, yine ipe sapa gelmez bir sürü ithamda bulundu. Son derece seviyesiz ifadelerle şahsımızı ve partimizi hedef aldı. İçinde zerre kadar vizyonun, projenin, nezaketin olmadığı, Türkiye’nin ana muhalefet partisine asla yakışmayan bir üsluba dinleyenler muhatap oldu. Bir defa şu derin çelişkiyi herkes görüyor. Yolsuzlukla yargılanan belediye başkanları karşısında kuzu kesilenler, bakıyorsunuz basın mensuplarına karşı aslan postuna bürünüyor. Rüşvet pazarlığı yapanlara iki laf edemeyenler, kürsüde önlerine gelene tehditler savuruyor. Yıllarca basın özgürlüğünden, farklı seslere ve görüşlere saygılı olmaktan, eleştirilere kulak vermekten bahsettiler. Ama daha ortada hiçbir şey yokken onu bunu tehdit etmeye başladılar.




