Dört yıl, yüz binlerce lira borç ve belirsiz bir iş garantisi karşısında altı aylık bir sertifika programı cazip görünebilir. Peki gerçekten öyle mi? Üniversite diploması artık kariyer biletiniz değil mi, yoksa bu yeni dalga sadece pazarlama mı?

İŞVERENLER NE DİYOR

Büyük teknoloji şirketleri, belirli pozisyonlar için üniversite diploması şartını kaldırdı. Küresel bir teknoloji devine göre işe alımlar artık beceri odaklı yapılıyor. Bir veri platformu şirketinin yazılım mühendisi pozisyonlarında başvuranların yüzde 15'i bootcamp mezunu. Öte yandan Fortune 500 şirketlerinin yönetim kademelerinde üniversite diploması oranı hâlâ yüzde 95'in üzerinde. Prestijli danışmanlık ve finans firmalarında diploma hâlâ görünmez bir geçiş kartı işlevi görüyor. Sertifika programları sizi kapıya sokabilir ama hangi kapıya soktuğu kritik.

MALİYET HESABI YANILTICI OLABİLİR

Amerika'da ortalama bir üniversite eğitimi 100 bin dolar tutarken, popüler online platformların nanodegree programları 1400 dolar civarında. Türkiye'de vakıf üniversitesi dört yılda 1 milyon lirayı bulurken, bazı kurumsal programlar ücretsiz sunuluyor. Sayılar net görünüyor, değil mi? Ancak üniversite sadece sertifika değil. Networking, araştırma yapma yeteneği, eleştirel düşünme altyapısı ve disiplinler arası bakış açısı kazandırıyor. Sertifika programları genelde belirli bir araç ya da teknolojiye odaklanıyor. Python öğrenebilirsiniz ama bir ekonomik krizi analiz edip çözüm üretme kapasitesi başka bir şey. Üstelik teknoloji değiştiğinde elinizde ne kalacak?

BAŞLANGIÇ NOKTANIZ KİMSİN SORUSUNU BELİRLİYOR

Bu tartışma aslında kimin için konuştuğumuza bağlı. Kariyer değişikliği yapan 35 yaşında bir profesyonel için altı aylık bir veri bilimi bootcamp mantıklı. Zaten iş tecrübesi var, sadece teknik beceri eksikliği tamamlanıyor. Ama lise mezunu 18 yaşında biri için durum farklı. İş dünyası hâlâ "bilmediğinizi bilme" yeteneğine değer veriyor ve bu genellikle geniş tabanlı bir eğitimle geliyor. Sertifika programları hızlı sonuç vaat ediyor ama uzun vadeli uyum yeteneği konusunda sessiz kalıyor. Sektörler değiştiğinde, işler otomasyona gittiğinde kim ayakta kalacak?

PAZARIN GÖRÜNMEYENLERİ

Online eğitim sektörünün bu süreçte yılında 350 milyar dolarlık bir pazar haline geleceği öngörülüyor. Bu büyümenin arkasında sadece bireysel tercihler değil, şirketlerin eğitim maliyetlerini düşürme isteği de var. Bir çalışanı üniversiteye göndermek yerine kısa süreli online programlarla güncellemek çok daha ekonomik. Ancak bu durumda öğrenme sorumluluğu tamamen bireye yükleniyor. Üniversiteler yapılandırılmış bir öğrenme ortamı sunarken, sertifika programları disiplin ve motivasyonu sizden bekliyor. Tamamlama oranlarına bakıldığında çoğu online programın yüzde 10'un altında kaldığı görülüyor. Başlamak kolay, bitirmek bambaşka bir hikaye.

YASAL VE SENDİKA BOYUTU

Mesleki tanınma ve akreditasyon konusu da masada. Bir mühendislik fakültesi mezunu yasal olarak "mühendis" unvanı alırken, bootcamp mezunu aynı işi yapsa da aynı unvanı taşıyamıyor. Sağlık, hukuk, mimarlık gibi düzenlenmiş mesleklerde durum daha net: diploma şart. Teknoloji sektörü düzenlenmemiş olduğu için daha esnek ama bu esneklik her zaman avantaj değil. İş güvencesi, sendikalaşma, emeklilik hakları gibi konularda diploma sahibi olmak hâlâ fark yaratıyor. Serbest piyasada rekabet edebilirsiniz ama sosyal güvenlik ağı konusunda farklı bir zeminde duruyorsunuz.

GELECEĞİN HİBRİT MODELİ

Belki de asıl soru "ya da" değil "ve" olmalı. Diploma temel mimariyi verirken, sertifikalar özel odaları döşeyebilir. İkisini karşı karşıya koymak yerine hangi kombinasyonun hangi hedefe hizmet ettiğini sormak daha akıllıca. Çünkü eğitim artık tek seferlik bir satın alma değil, sürekli güncellenen bir abonelik modeline dönüşüyor. Bazı üniversiteler bu gerçeği görerek kendi sertifika programlarını başlattı. Geleneksel diploma programlarına mikro-krediler ve modüler kurslar ekleniyor. Öğrenciler istediği kombinasyonu kendisi oluşturabiliyor. Bu hibrit model, hem derinlik hem de esneklik sunma iddiasında. Sonuçta kariyer yolculuğunuz bir maraton ve hangi ayakkabıyı hangi kilometrede giyeceğinize siz karar veriyorsunuz.

Yavuz Selim Doğan

Kaynak: Kanal 6 Haber