GÜNDEM

Diyarbakır'a altın yıllarını yaşatan efsane Emniyet Müdürü Gaffar Okkan: Makamdan sokaklara uzanan hikaye

Diyarbakır sokaklarında zırhlı araçları kaldırıp halkla kucaklaşan, "3310" telsiz koduyla adaleti ve güveni yeniden inşa eden efsane müdür Ali Gaffar Okkan, şehre bıraktığı derin sevgiyle yaşamaya devam ediyor. Diyarbakır’ın gönlüne "Gaffar Baba" olarak kazınan Ali Gaffar Okkan, şehadetinin yıl dönümünde tüm Türkiye'de özlem ve derin bir saygıyla anılıyor.

Türkiye’nin yakın tarihinde hiçbir isim, görev yaptığı şehirle Ali Gaffar Okkan kadar bütünleşmedi. Sakarya’nın Hendek ilçesinden çıkıp Diyarbakır’ın kalbine uzanan bu yolculuk, sadece bir emniyet müdürünün görev tayini değil; bir şehrin korku duvarlarını yıkan toplumsal bir devrimin başlangıcıydı.

TELSİZDEN YÜKSELEN UMUT: 3310 MERKEZ...

Diyarbakır sokaklarında telsiz mandalına basıldığında duyulan "3310" kodu, sadece bir amiri değil, adaleti ve huzuru temsil ediyordu. Okkan, geldiği gün zırhlı araçların camlarını aşağı indirdi, koruma ordularını arkasında bıraktı. Makam odasının kapısını söküp atan bu adam, "Halktan korkulmaz, halkla beraber yürünür" diyerek devleti vatandaşın sofrasına oturtan ilk isimdi.

KADINLARIN ELİNDE YÜKSELEN GÜVEN: SOKAKLAR DEĞİŞİYOR

Gaffar Okkan’ın en büyük vizyonlarından biri, Diyarbakır'da ilk kez kadın polislerin sokağa çıkarılması oldu. Okkan, şehirde bir ilke imza atarak kadın polisleri sahaya indirdi. Diyarbakır’ın en yoğun kavşaklarında trafiği yöneten kadın polisler, şehrin çehresini bir anda değiştirdi. Okkan, kadının elinin değdiği her yerin güzelleşeceğine inanıyordu ve bu hamlesiyle Diyarbakır sokaklarına modern bir kimlik kazandırdı.

HALKIN ARASINDA BİR HALK ADAMI

Gaffar Okkan'ın en unutulmaz özelliklerinden biri, resmi üniformasını ve protokolünü geride bırakıp halkın arasına karışmasıydı. Sık sık tedbili kıyafetle, yani sivil kıyafetlerle çarşıda, pazarda, kahvehanelerde gezerdi. Bir simitçiyle laflar, bir esnafla çay içer, vatandaşın gerçek dertlerini, polisten duyduğu şikayetleri ilk ağızdan dinlerdi. Ayrıca sokakta karşılaştığı vatandaşlara cep telefonu numarasını verip, yolda gördüğü yaşlıları da makam aracıyla evlerine bırakırdı. O, sadece bir emniyet müdürü değil, herkesin ulaşabildiği bir "ağabey" idi.

DİYARBAKIR’IN ALTIN YILLARI VE GAFFAR BABA

Onun dönemine tanıklık edenler o yılları hala "Diyarbakır’ın Altın Çağı" olarak adlandırır. Sadece suçla savaşmadı; yoksullukla, sahipsizlikle ve çaresizlikle de savaştı. Bir gün bir garibanın cenazesinde tabut taşırken, ertesi gün Diyarbakırspor tribünlerinde atkısını sallarken görüldü. Şehir ona bir memur gibi değil, ailesinden biri gibi sarıldı. Emniyet binasına girmekten korkan insanlar, artık dertlerini anlatmak için "Gaffar Baba"ya koşuyordu.

BİR ŞEHİR SÖZLEŞTİ: HER EVE BİR ALİ GAFFAR

24 Ocak 2001’de kurulan o hain pusu sadece 5 polis memurunu ve bir müdürü hayattan koparmadı; bir şehrin kolunu kanadını kırdı.Ancak o gün Diyarbakır halkı hiç unutulmayacak bir vefa örneği gösterdi. Kepenkler yas için kapandı, binlerce insan sokaklara döküldü.

O günden sonra Diyarbakır’da doğan binlerce bebeğe "Ali Gaffar" ismi verildi. Bugün o çocuklar büyüdü, delikanlı oldu; ama her birinin ismi, bu topraklarda sevginin kurşunla öldürülemeyeceğinin canlı birer nişanesi olarak yaşıyor.