F.Bahçe’nin bugününü anlamak için, düne bakmak lazım!

Türk futbolunun sacayaklarından biri olan Fenerbahçe, şampiyonluk hasretini dindirmek adına girdiği her yeni sezonda, bir şekilde kendi hatalarının kurbanı olmayı sürdürüyor. 2024-25 ve 2025-26 süreçlerine baktığımızda, karşımızda sadece sahada kaybeden bir takım değil; yönetimsel zikzaklar, hatalı kadro mühendisliği ve derinleşen bir idari kriz tablosu duruyor.

Türk futbolunun sacayaklarından biri olan Fenerbahçe, şampiyonluk hasretini dindirmek adına girdiği her yeni sezonda, bir şekilde kendi hatalarının kurbanı olmayı sürdürüyor.
2024-25 ve 2025-26 süreçlerine baktığımızda, karşımızda sadece sahada kaybeden bir takım değil; yönetimsel zikzaklar, hatalı kadro mühendisliği ve derinleşen bir idari kriz tablosu duruyor.
Fenerbahçe’nin bugün geldiği noktayı anlamak için 2023-24 sezonu sonunda yapılan stratejik hataya, yani İsmail Kartal’ın gönderilişine bakmak gerekiyor. Kartal, üçüncü teknik adamlık döneminde 99 puan toplayarak, Sarı Lacivertli kulübün tarihinde en başarılı lig performansına imza atmış, deplasman mağlubiyeti almadan sezonu en çok gol atan takım olarak sezonu tamamlamıştı. Ancak bu başarı, futbolun rasyonel ölçütleriyle değil, yönetimsel bir güç savaşıyla hiçe sayıldı. Ali Koç, Aziz Yıldırım’ın seçim kozu olarak masaya sürdüğü Jose Mourinho hamlesini, “Sen konuşursun, ben yaparım” diyebilmek adına sahiplenip icraata geçirirken, aslında takımın genetiğiyle uyumlu olan ve oyuncular tarafından samimiyetle benimsenen mevcut yapıyı da bozmuş oluyordu.


Mourinho dönemi, beklenen sıçramayı yaratmak bir yana, Fenerbahçe’nin 'İkincilikler aboneliğine'yeni bir halka olmaktan öteye gitmedi.
Hemen ertesinde, Portekizli hocayla girilen 2025 – 2026, yani bu sezonun henüz 5. haftasında, onunla da yolların ayrılıp yerine Domenico Tedesco’nun getirilmesi, Sarı Lacivertli yönetimin ruh halinin en belirgin tanımlaması olarak önümüzde. Tedesco’nun teknik kalitesini tartışmak istemiyorum. Hatasıyla sevabıyla ben Tedesco’nun kalması gerektiği düşüncesindeyim.


Saha içindeki bu kaosu besleyen asıl büyük sarsıntı ise idari tarafta yaşandı. Yeni başkan Sadettin Saran’ın göreve gelmesinin hemen ardından patlak veren hukuki süreç, camianın moral değerlerini kökünden sarstı. Saran hakkında 'Uyuşturucu madde temin etme ve kullanma' suçlamalarıyla başlatılan soruşturma kapsamında verilen yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararları, kulübün marka değerini zedelerken, futbolcuların saha içindeki konsantrasyonunu da doğrudan etkileyen bir dış faktör olarak karşımıza çıktı. Bir spor kulübü başkanının vizyon projeleriyle değil, adli kontrol imzalarıyla anılması, şampiyonluk yarışı veren bir ekip için taşınması zor ve de ağır bir yüktür.
Ezeli rakip Galatasaray’la kıyasladığımızda, kadro mühendisliğindeki vizyon farkı, tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Galatasaray; Victor Osimhen ve Mauro Icardi gibi elit golcülerle hücum hattını zenginleştirip skor yükünü tüm takıma yayarken, Fenerbahçe tam tersi bir tasfiye sürecine girdi. Elindeki golcüleri John Duran ve Youssef En-Nesyri ile yollarını ayıran yönetim, yerlerini 19 yaşındaki genç yetenek Sidiki Cherif ile doldurmaya çalıştı. Cherif potansiyelli bir oyuncu olsa da, rakibin dünya yıldızlarıyla donatılmış hücum hattı karşısında bu hamle, adeta ağır sıklet boks maçına tüy sıklet bir sporcuyla çıkmak gibi görünüyor.


Tüm bu hatalara rağmen, sezon boyunca Fenerbahçe’nin eline şampiyonluk için kritik fırsatlar geçti. Ancak Göztepe ve Kasımpaşa maçlarında her iki maçta da verilen ikişer puan, Alanya, Antalya ve Rize karşısındaki beklenmedik beraberlikler, takımın saha içindeki mental kırılganlığını tescilledi. En trajik olanı ise, ligden düşmesi neredeyse kesinleşmiş Fatih Karagümrük’e karşı alınan 2-0’lık yenilgi ve son dakika golleriyle yitirilen puanlardır. Bu tablo, sadece puan kaybı değil, aynı zamanda rakipler için bir ‘psikolojik üstünlük’ ve alay konusu haline geldi.
Sonuç olarak Fenerbahçe; ‘yapı’, ‘hakem’ veya ‘federasyon’ gibi dış etkenlerin arkasına sığınarak gerçeklerden kaçma lüksünü yitirmiştir. Galatasaray’ın henüz resmileşmemiş olsa da sahada kazandığı şampiyonluğu kutlamak, sportif bir erdem olduğu kadar gerçekçi bir analizdir. Fenerbahçe’nin bu hazin tablodan ders çıkarması, isimler üzerinden değil, akılcı ve sürdürülebilir bir planlama üzerinden yeniden yapılanması şarttır. Aksi takdirde Sarı Lacivertliler için her bahar, hüsranla biten bir başka sezonun habercisi olmaya devam edecektir.
Kalın sağlıcakla...