Araştırmacı gazeteci ve yazar Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’da uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Çalışmalarıyla gazetecilik mesleğinin yalnızca haber aktarmaktan ibaret olmadığını ortaya koyan Mumcu, ölümünün 33'üncü yıl dönümünde anılıyor. İşte Mumcu'nun yaşadıkları ve gerçeğin peşinde verdiği mücadele...
1942 yılında Kırşehir’de dünyaya gelen Uğur Mumcu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Öğrencilik yıllarından itibaren yazıya ve düşünce üretimine ilgi duyan Mumcu, siyasal olaylara duyarlılığı ve sorgulayıcı yaklaşımıyla dikkat çekti. 12 Mart 1971 askeri muhtırası döneminde yazıları nedeniyle tutuklandı ve Mamak Askeri Cezaevi’nde kaldı. Bu dönem, onun düşünsel dünyasını ve gazetecilik çizgisini daha da keskinleştirdi.
HER ZAMAN HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNDU
Gazetecilik kariyeri boyunca Cumhuriyet gazetesinde yazan Mumcu, özellikle devlet, siyaset, silahlı yapılar, istihbarat örgütleri ve tarikatlar arasındaki ilişkileri konu alan araştırmalarıyla tanındı. Belgelerle konuşmayı ilke edinen Mumcu iddialarını her zaman dayandırdığı verilerle kamuoyuna sundu. Yazılarında sıkça hukukun üstünlüğünü, laikliği ve bağımsızlığı savundu.
YAKIN TARİHE IŞIK TUTAN ESERLER ORTAYA KOYDU
Uğur Mumcu yalnızca köşe yazılarıyla değil, yayımladığı kitaplarla da geniş kitlelere ulaştı. Silah Kaçakçılığı ve Terör, Rabıta, Tarikat-Siyaset-Ticaret, Kürt Dosyası ve Papa–Mafya–Ağca gibi eserleri, Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutan önemli kaynaklar arasında yer aldı. Bu çalışmaları nedeniyle sık sık tehditler aldı; ancak gazetecilik yapmaktan vazgeçmedi.
"HALKIN VİCDANI"
Mumcu, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı” düşüncesini savunarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini temel bir sorumluluk olarak gördü. Ona göre gazeteci, iktidarların değil halkın yanında durmalıydı. Bu yaklaşımı, onu toplumun geniş kesimleri nezdinde “halkın vicdanı” olarak anılan bir isim haline getirdi.
YARGI SÜRECİ UZUN YILLAR SÜRDÜ
Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 sabahı Ankara’daki evinin önünde otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti. Suikasta ilişkin ilk yargılamalar, Mumcu'nun ölümünden 7 yıl sonra başladı. Mumcu suikastı ile Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok cinayetlerini de kapsayan davanın adı "Umut" oldu.
SUİKAST DAVASI
İlk derece mahkemenin kararının Yargıtay tarafından bozulmasının ardından, yeniden görülen davada, 3 sanık "yasa dışı Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu örgütünü kurmak ve yönetmek" suçundan, 5 sanık ise aynı örgüte üyelikten çeşitli sürelerde hapis cezalarına mahkum edildi.
Anayasa Mahkemesi, gözaltında tutuldukları tarihlerdeki mevzuatın, gözaltı süresinde avukata erişim imkanı tanımadığı gerekçesiyle, sanıklar Recep Aydın, Mehmet Ali Tekin, Hasan Kılıç, Mehmet Şahin ve Yusuf Karakuş'un yeniden yargılanmasına karar verdi.
Öte yandan suikastın kilit ismi olarak bilinen ve bombayı araca yerleştirdiği öne sürülen davanın firari sanıklarından Oğuz Demir'in dosyası ayrıldı. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Demir'in yargılanmasına devam ediliyor.
MİRASI YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR
Aradan geçen yıllara rağmen Uğur Mumcu’nun öldürülmesi tam anlamıyla aydınlatılamazken, bıraktığı gazetecilik mirası yaşamaya devam ediyor. Mumcu, her yıl ölüm yıl dönümünde, gerçeğin peşinden gitmenin bedelini ödemiş bir gazeteci olarak anılıyor.