Gönül heybesinde kalan son sızı: Bir bayram vedası ve ruhumuzun limanı

Geldi ve gidiyor, değil mi? Hani günlerce o tatlı telaşla yolunu gözlediğimiz, pencerelerin buğusuna parmaklarımızla hayaller çizdiğimiz, çocukların pabuçlarını yastık altına saklayıp sabahı zor ettiği o mübarek misafir... Şimdi sessizce hırkasını omzuna aldı, kapı eşiğinde bize hüzünlü bir tebessümle "Allah’a ısmarladık" demeye hazırlanıyor.

Bayramın üçüncü günü, aslında sadece bir takvim yaprağının düşüşü değil; içimizde kalan o naif, o mahzun ve bir o kadar da vakur sızının adıdır.

Şöyle bir arkanıza yaslanın, sanki karşılıklı birer yorgunluk kahvesi içiyormuşuz gibi dertleşelim sizinle.

Zira bugün, gönül heybesindekileri dökme, ruhu dinlendirme vaktidir.

Farkında mısınız, bugün gökyüzünde bile o meşhur veda havası var.

Bayramın ilk sabahındaki o coşkulu tekbir sesleri, cami avlularındaki o omuz omuza duruşun sıcaklığı, yerini derin bir sessizliğe bıraktı.

Ama bu öyle boş, kimsesiz bir sessizlik değil; yaşanmışlıkların, sımsıkı sarılmaların, belki de gizli köşelerde dökülen o mahcup gözyaşlarının, o "helalleşme" kokulu kucaklaşmaların sessizliği bu.

Bir ay boyunca tuttuğumuz o sabır nefesini, şimdi bayramın son demlerinde birer şükür duasına, birer "iyi ki" cümlesine dönüştürüyoruz.

İKİ BAYRAM ARASINDA BİR KÖPRÜ: NEVRUZ'UN MÜJDESİ

Tam da bu vedanın ortasında, takvimler bize başka bir kadim olan 21 Mart Nevruz Bayramı müjdesini fısıldıyor.

Hani o "yeni gün" dediğimiz, toprağın uyandığı, cemrenin gönüllere düştüğü o kutlu zaman... Ramazan Bayramı’nın manevi huzuru ile Nevruz’un o diriliş neşesi iç içe geçiyor bu yıl.

Nevruz; sadece baharın gelişi değil, Ergenekon’dan çıkan o çelik iradenin, Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan binlerce yıllık kardeşlik ateşinin adıdır.

Toprak ana uyanırken, biz de içimizdeki umudu uyandırıyoruz.

Tıpkı bayram soframızdaki o birlik gibi, Nevruz ateşinin üzerinden atlarken de aslında tüm dertleri, tüm küslükleri o ateşe atıp küle çeviriyoruz. Doğa yeşerirken, milli bağlarımız da o taze bahar dalları gibi filizleniyor.

Maneviyatımızla Ramazan’ı, milli kimliğimizle Nevruz’u kucaklamak; bu aziz milleti ayakta tutan o çift kanatlı ruhun ta kendisidir.

BİZ BİZE BENZERİZ: O KADİM "MİLLİ" KALEMİZ

Bazen soruyorlar, "Sizi bu kadar fırtınanın ortasında nasıl böyle tek yürek tutan nedir?" diye.

Cevabı çok basit aslında; bizim milli hafızamız, o bereketli bayram sofralarında başlar. O sofralar sadece karın doyurduğumuz ahşap tablalar değildir; bir milletin kader birliği yaptığı, vatan sevgisinin imanın bir cüzü olarak o sıcak ekmeğe sürüldüğü kutsal alanlardır.

Büyüklerimizin o öpülmekten aşınmış ellerini başımıza koyarken aslında Anadolu’nun eğilmeyen başını ve vakur duruşunu selamladık.

Şehitliklerin o sessiz ama her şeyi anlatan vakarında dua eden o yaşlı amcamızla, harçlığını alınca gözleri bayram yeri gibi ışıldayan o küçük evladımız aslında aynı büyük ailenin, aynı kutlu çınarın birer dalı olduğunu bir kez daha kalbiyle hissetti.

Bu ruh, bayram bitince bavullara sığmaz; bu ruh bizim sarsılmaz kalemizdir.

PERONLARDA KALAN YARIM GÜLÜŞLER VE ANA DUALARI

Şimdi yollar dolmaya başladı yine... Otogarların o kendine has kalabalığı ve o bitmek bilmeyen gri asfalt şeritleri...

Her araçta bir hüzün paketi, her koltukta bir veda hikayesi, her dikiz aynasında geride bırakılan bir baba ocağı var.

Evlatlar; analarının avuçlarındaki o taze kına kokusunu, babalarının "Yolun açık olsun evladım" diyen o güven veren sesini yanlarına alıp dönüyorlar hayatın hengamesine.

Hiç dikkat ettiniz mi? Bir anne, evladı gittikten sonra kapı eşiğinde elinde su dolu o tasla ne kadar süre öylece bekler?

O bekleyiş, aslında bizim merhamet haritamızdır. O sessizce sokağa dökülen su, bir sonraki bayramın özlemiyle yoğrulmuş, "Sağ salim dön, eksilmeden kavuşalım" diye göğe yükselen sessiz bir yakarıştır.

MİSAFİR GİTTİ, PEKİ YA EV SAHİBİ?

Evet, takvime bakarsak kağıt üzerinde bayram bitti. Yarın sabah yine o bitmek bilmeyen iş koşturmacası, geçim derdi geri dönecek.

Ama diyorum ki; gelin biz bu bayramı kalbimizde bitirmeyelim. Bayramın öğrettiği o merhameti, Nevruz’un hatırlattığı o diriliş azmini yılın her gününe nakış nakış işleyelim.

Bayramın üçüncü günü aslında bize şunu fısıldar; "misafir gitti ama ev sahibi sensin."

Sevgi, saygı, kardeşlik ve milli birlik şuuru artık senin omuzlarında bir emanettir. Bu vatanın her bir köşesi bize her gün bayram olsun istiyorsak, o gönül kapılarını hiç kapatmamalıyız.

SİZE NAÇİZANE, KALPTEN BİR TEMENNİ

Kıymetli okurlarım, temennim odur ki; bu bayramda aldığınız o hayır dualar, attığınız her adımda önünüze birer ışık, sırtınıza birer zırh olsun. Sofranızdan bereket, yuvanızdan çocuk kahkahası, gönlünüzden o sarsılmaz "milli vakar" hiç eksilmesin.

Gurbete gidenlere selametli yollar, evde kalanlara sabır ve kalbi bir dinginlik diliyorum. Bir sonraki bayrama kadar o bayram neşesini, o "yeni gün" sevincini cebinizde bir sır gibi saklayın; hayat sizi ne zaman yorsa o sırrı çıkarıp ruhunuza sürersiniz. Zira biz, bayramı ve baharı kalbinde taşıyanların ülkesiyiz.

Gönül coğrafyamızın her köşesine, çocuktan yaşlıya bin selam ve sonsuz muhabbetle...

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın.