Güvenecek kim kaldı?

Bütün sorunların ortasında bir de GÜVEN BUNALIMI yaşamaya başladık mı? Memlekette dolandırıcı çok. Her gün birimizi dolandırıyorlar. Güven öyle hassas bir duygudur ki, CAM TAVAN gibi, bir kez kırılırsa bir daha ne yapışır, ne onarılır.

Gözümün önünden gitmeyen iki görüntü var: burada da paylaştığım Özgür Özel’in bir yılda beyazlaşmış saçları, kırışmış yüzü ve düşünceli bakışları ile yorgun ama öfkeli ve dirençli hali.

Diğeri de üç saat boyunca izlediğim Odysseus rolündeki Matt Damon, on yıl süren savaştan sonra yurduna ve evine dönmek için yola çıkar ama başına gelmeyen felaket ve entrika kalmaz; bütün gemileri batar, bütün adamları ölür, sonunda ülkesine, sırtlan sürüsü taliplerin istila ettiği sarayına öldürülmeden girebilmek için dilenci kılığında gider ve onu bir tek sadık köpeği Argos tanır, 20 yıl sonra ona kavuşabilmenin mutluluğuyla sarayın dışına atıldığı kapının önünde ölür.

SUÇU İKTİDARA ALTERNATİF OLMAK

Biri İKTİDARA YÜRÜDÜĞÜ İÇİN mevcut iktidar tarafından yoluna mayınlar döşeniyor! Partisine bir hain bulundu, Butlan atandı. Sinsi tilki, yıllardır hepimizi kandırmış! Parti binası, il ve ilçe başkanları, kasadaki bir milyar, hepsine el koydu. Özgür Özel, masal kahramanları gibi derdini anlatabilmek için kendini Anadolu yollarına vurdu. Altında artık ne otobüsü var, ne de mali gücü. Ama öyle kıymetli bir şeye sahip ki; HALKIN SEVGİ VE İNANCINA!

Her gittiği yerde, binlerce kişi peşinden koşuyor, kamyon kasalarında konuşma yaparken yaşlı teyzeler sana otobüs alacağız diye onu teselli ediyor!

Birileri sarayından çıkamaz ve halkın arasına karışmaz, öteki il binasından ancak cenaze törenleri için, etrafında korumalarla çıkarken partisiz, parasız pulsuz ancak kararlı, inançlı, imanlı Özgür Özel ve arkadaşları önlerine çıkarılan her türlü ejderha, fırtına, canavara karşı savaşıyor, kılıçla!

Butlan kararına karşı Yargıtay’a gitmesi gereken dosya 57 gün mahkeme başkanının çekmecesinde bekledikten sonra Adli Tatil’den iki gün önce ve hafta sonu tatiline denk getirilerek yollandı. Acaba neden? Yargıtay hakimlerini yeteri kadar korkutamadılar mı? Ya karar geri dönerse diye mi?

HOMEROS’UN DESTANI

Odysseus, günümüzün en yeni teknikleriyle çekilmiş ama en eski öyküsünü anlatan bir film. Eve dönmeye çalışan bir Kralı tanrılar cezalandırıyor. Saraya gelip iktidarını yeniden ele alamasın diye karısı adeta tutsak, oğlu, oyuncak…
Ama o yılmıyor, kaybedebileceği ne varsa kaybediyor ama geri dönme inancını yitirmiyor: çünkü karısı, oğlu, köpeği ve tabii en önemlisi HALKI İKTİDAR için onu bekliyor!

Özgür Özel’i de bir derviş gibi Anadolu yollarında evine barkına uğramadan, karısını kızını görmeden, sabahtan gece yarılarına kadar yol teptiren neden bu: Halkı ona inanıyor, zindanlarda suçsuz yere yatan yol arkadaşları, daha doğrusu tek suçu seçimde mevcut lidere karşı iktidarı alabilecek tek aday Ekrem İmamoğlu, hukuksuz biçimde yargılanır, savunma hakkı bile kısıtlanırken yapabileceği tek şey var: İKTİDARI KAZANMAK!

İKTİDAR değişirse, ADALET, HUKUK, REFAH da gelecek.

GÜVEN SARSILIRSA…

Bütün bu paradoks arasında bir de GÜVEN BUNALIMI yaşamaya başladık mı? Memlekette dolandırıcı çok. Her gün birimizi dolandırıyorlar. Güven öyle hassas bir duygudur ki, CAM TAVAN gibi, bir kez kırılırsa bir daha ne yapışır, ne onarılır. Değiştirmek gerekir.

Haluk Levent ve AHBAP’a biz güvenmiştik. Sevmiştik. Karşımıza Ahtapotun Kolları gibi bir örgüt çıkıyor!
Herkesi kandırmış. Paraları toplamış. Sonra ne olmuş? Aydınlanmadan kimseyi suçlamam, ama asıl da parası olan kadınları kandırmış, onlara inanıyorum.

Avukat Ece Güner’e üzülüyorum. Donanımlı, varlıklı ve muhalefetin içinde, en yakınında çalışan biri olarak ne kadar yanılmış olabilir? Ve nasıl? Bizim gibi maaşla geçinen insanların saymayı bilemeyeceği büyüklükte paralar konuşuluyor. Kim kime niye bu kadar borç verir?

Ve artık kim kime yardım parası verir? İyi niyetle çalışan bütün STK’ların önünü de kesti mi Haluk Levent? Biz kamu kurumlarına inanmadığımız, güvenimizi yitirdiğimiz için STK’lara yardım yaparken artık kime inanacağız, yaptığı en büyük kötülük, o güveni yıkmış, kırmış olmasıdır.

Suçlu ya da suçsuz, zaman gösterecek. Ama artık güvenecek kim kaldı, ne kaldı? Elinde feneriyle Diyojen gibi dolaşan yorgun adam Özgür Özel ve arkadaşları dışında?...