Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu yaptığı açıklamayla, ülkede öyle kolay kolay hafızalardan silinmeyecek bir olayı ifşa etti.
Aslına bakılırsa, birçoğumuzun bildiği, ancak boyutlarının bu kadar büyük olduğunu kestiremediği ‘Bahis borsası’ içindeki hakem lobisini akıllara durgunluk verecek rakamlarla ilan etti. Kısacası, “Kral çıplak” dedi.
Aslında futbolun arkasından sürüklediği milyonlar bir toplumun, bir vicdan terazisidir de aynı zamanda. O terazinin bir kefesine pislik bulaşıp, kum kaçtığı anda, artık hiçbir gol sevinci, hiçbir zafer coşkusu bir anlam ifade etmez.
Ve bugün, o kumun ya da pisliğin adı bahis.
İşte tam da bu nedenle Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu’nun açıkladığı rakamlar, yalnızca bir skandalın değil, tüm zamanların en popüler oyununu içten içe çürütenlerin de ilanıdır.
Bu nasıl bir iştir arkadaş?..
Şuraya bakar mısınız lütfen…
Hali hazırda görev yapan 571 aktif hakemin 371’inin bahis hesabının olduğu ve bunlardan 152’sinin aktif olarak bahis oynadığı yapılan araştırmada ortaya çıkmış.
Bir hakemin maç yönetirken, cebinde hangi takımın kazanacağına dair bir bahis kuponu olduğunu düşünebiliyor musunuz?
O maçta adaletin mi yoksa, çıkarların mı düdüğü öter? Yanıtını sizlere bırakıyorum.
Bir başka anlatımla; Böyle bir durumda futbol bir oyun olmaktan çıkıp, bir piyango haline dönüşmez mi?
Ve bu tamamen çıkar odaklı manipülasyon sonucunda kaybeden yalnızca futbol ve kulüpler değil, tüm toplumun güven duygusudur.
***
Bir hakemin 18 bin 227 kez bahis oynaması ne demek? Bu, hakemliğin bir meslek olmaktan çıkıp, bir bağımlılığa, bir çıkar döngüsüne evrilmesi değil de nedir.
Yönettiği karşılaşma süresince sahada adalet dağıtması beklenen bir hakemin sanal bir ortamda çıkar arayışı doğrudan, futbolun özüne ihanettir.
Üstelik bu yalnızca Türkiye’nin sorunu değil.
Küresel futbol ekonomisinin, bahis şirketleriyle iç içe geçtiği bir ortamda, kulüp formalarına reklam olma noktasına kadar gelen bu ortamda suç sadece hakemlerde mi?
Elbette ki hayır…
Çünkü, ‘Temiz futbol’ söyleminin nostaljik bir kavram olmaktan öteye gitmediği bu günkü sistemin kendisi kirli.
Açıkçası yasal kurumları hariçte tutarak söylüyorum. Bahis olayı, önce futbolu Pazar haline getirdi. Sonrasında ise, adı profesyonel ancak, yönetiliş biçimleri itibarıyla bakkal dükkanı mantığı güdülen kulüpleri ve oturduğu koltukları, çıkar odağına dönüştürme eğilimindeki yönetici profillerini, ardından medyayı, son olarak da hakemlik müessesesini ele geçirdi.
Lütfen bir endüstri düşünün ki getirisi, oyunun adaletinden daha değerli hale gelmiş, sistematik biçimde çocukları topla haşır neşir olmaktan öte, kupon doldurmaya yöneltiyor.
Tüm bu unsurları değerlendirdiğimizde görüyoruz ki, bu mesele yalnızca bir ‘disiplin suçu’ değildir.
Bu eylem futbolun vicdanına saplanmış paslı bir bıçaktır.
Ve o bıçağı, bedeli ne olursa olsun çıkarmak için seferberlik ilan etmezsek, çok da uzak olmayan bir zaman diliminde hepimiz bu oyunun cesedine bakar hale geliriz.
***
İsterseniz burada durup biraz da bu çirkinliğin nasıl ve de hangi yöntemlerle gerçekleştiğine dair detaylara göz atalım.
Bir kere bahis kriterlerine bakmak lazım. İlk çıktığı süreçte, A takımı kazanır, B takımı kazanır ya da, maç beraberlikle sonuçlanır seçenekleri olan sistem, giderek her türlü spekülasyona açık bahis detaylarıyla saçma sapan hale getirildi.
Özellikle yabancı bahis siteleri incelendiğinde aralarında; “İlk tacı kim atar?”, “İlk korneri hangi takım kullanır?”, “İlk faul atışı hangi takım lehine olur?”, “İlk sarı kartı hangi takım görür?” ya da, “Hakem VAR’a gider mi, giderse kaç kez gider?” gibi çok basit şekilde manipüle edilebilir seçeneklerini görebiliyoruz.
Şimdi gelin size kısa bir senaryo ile olayın nasıl basitçe kurgulanabileceğini aktarayım.
Örneğin A ve B takımları arasındaki maçın hakemi olan ‘X’, kendisi ya da yakın bulduğu birilerine, “Bu maçtaki ilk sarı kartı A takımı görür?” seçeneği üzerine bahis oynarsa, çok rahat bir şekilde bu işlemi gerçekleştirdiği bir şekilde düdük çalabilir değil mi?
Cevaplarınızın, “Evet” olduğunu duyar gibiyim.
Devam ediyorum; Aynı ‘X’, “İlk faulü, ‘B’ takımı kullanır” seçkisini tercih ettiği bir bahis oynar ya da oynatabilir ve bu durumu da çok rahatlıkla gerçekleştirebilir…
Bu ve benzeri pek çok örnek verilebilir. Yani kısacası futbolun olmazsa olmaz ögesi olan hakemlerin kurgulayabileceği ve bu kurgulamadan bahis aracılığıyla, çıkar sağlayabileceği pek çok bahis kriteri mevcut.
***
Bu arada başkan Hacıosmanoğlu’nun “Biz kendi kapımızın önünü temizliyoruz” açıklamasını çok önemli ancak eksik bulduğumu söylemeliyim.
Çünkü bu skandal perdesinin arkasında, yukarıda da altını çizmeye çalıştığım gibi yalnızca hakemler değil, menajerinden yayıncısına, teknik direktöründen yöneticisine dek devasa bir endüstri var.
Ve yine vurgulamaya çalıştığım gibi, bu endüstri, ‘heyecan’ adı altında, çoğu kez de sponsorluk aracılığıyla kumara zemin oluşturuyor.
İşin daha da kötüsü, bu durum çok büyük kitleleri renklerine bağlayan kulüplerin kaderleriyle de oynama noktasına kadar geliyor.
Sonuçta bahis denen sanal tezgah, her hafta sonu milyonlarca insanı yeniden ve yeniden kandırıp ‘bacasız sanayi’ futbola ve bu sektörün içinde yer alan tüm katmanlara büyük zarar veriyor.
Velhasıl-ı kelam, futbol, bir milletin ortak sevincidir. Bahis ise, o sevincin damarlarına enjekte edilmiş bir uyuşturucu ya da bir başka deyişle zehirdir.
Bugün hakemler, yarın teknik adamlar, sonra futbolcular…
Bu çark böyle döndüğü sürece, gün gelecek hiçbir maçın sonucu inanılır olamayacak.
O gün geldiğinde de, skor tabelasındaki rakamlar her ne olursa olsun, insanlığın onuru kayıtsız şartsız ‘sıfır’ı gösterecek.
Kalın sağlıcakla