Anayasa Mahkemesi (AYM), hukuk sistemini ve kamu hizmetlerini yakından ilgilendiren iki önemli yasal düzenlemeyi mercek altına aldı. Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) başvurusu üzerine yapılan incelemede, noterlerin tatil günlerinde çalıştırılmasını yönetmeliğe bırakan düzenleme ile ceza davalarında sanık yerine avukata yapılan tebligatın yeterli sayılmasına ilişkin hüküm Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildi. High Court'un gerekçeli kararlarında "dinlenme hakkı" ve "adil yargılanma hakkı" vurguları öne çıktı.
NOTERLERİN TATİL MESAİSİNE ANAYASA ENGELİ
Noterlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında getirilen ve nöbetçi noterlik gibi uygulamaların önünü açan tatil çalışması düzenlemesi, yüksek mahkeme tarafından iptal edildi. İlgili kanun maddesiyle noterlerin tatil gün ve saatlerinde çalışmasının Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenmesi öngörülüyordu. Ancak Anayasa Mahkemesi, anayasal bir hak olan "dinlenme hakkının" sınırlarının yönetmelik gibi ikincil mevzuatlarla çizilemeyeceğine hükmetti.
Yüksek Mahkemenin kararında, noterliğin her ne kadar serbest meslek olarak icra edilse de esasen bir kamu görevi olduğu hatırlatıldı. Anayasa'nın 50. maddesinde güvence altına alınan hafta tatili ve izin haklarının doğrudan çalışanların dinlenme hakkı kapsamında yer aldığı, bu haklara getirilecek her türlü sınırlamanın ise ancak kanunla yapılabileceği belirtildi.
Kanun koyucunun tatilde çalışmanın temel ilkelerini, sınırlarını ve genel çerçevesini yasada net bir şekilde çizmeden bu yetkiyi tamamen yönetmeliğe devretmesi Anayasa'ya aykırı bulundu. Yasama organının yeni bir düzenleme yapabilmesi amacıyla bu iptal hükmünün 9 ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı.
SANIK YERİNE AVUKATA TEBLİGAT DÖNEMİ KAPANDI
Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bir diğer kritik düzenleme ise Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yapılan tebligat değişikliği oldu. İptal edilen hükme göre, sanığın dosyada bilinen son adresine bildirim yapılamaması ya da bildirim yapılmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi durumunda, avukatına (müdafine) yapılan bildirimler yeterli kabul ediliyordu. Yüksek Mahkeme, bu uygulamanın savunma hakkını ağır biçimde zedelediğine dikkat çekti.
Kararda, ceza yargılamasında hakkaniyete uygun bir sonuca ulaşılabilmesi için savunma hakkının kişiye bizzat ve doğrudan tanınması gerektiği ifade edildi. Suç isnadı altında olan bir kişinin, davanın gidişatından haberdar olmasının ve kendisini bizzat savunabilmesinin temel bir hak olduğuna işaret eden AYM, sanığa ulaşılamadığı gerekçesiyle savunma hakkının sadece avukat üzerinden yürütülmesinin kabul edilemeyeceğini vurguladı. Bu kararla birlikte, ceza davalarında savunma hakkının bizzat sanık üzerinden güvence altına alınması zorunluluğu yeniden tescillenmiş oldu.