İran’daki olaylar her geçen gün daha da şiddetleniyor. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’nın (HRANA) sahadan doğruladığı verilere göre, protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı 538'e yükseldi. Bu kayıpların 490’ı göstericilerden, 48’i ise güvenlik güçlerinden oluşuyor. Ayrıca iki haftalık süre zarfında 10 bin 600’den fazla kişinin gözaltına alınması, baskının boyutunu gözler önüne seriyor.

TRUMP’TAN ASKERİ MÜDAHALE SİNYALİ

ABD Başkanı Donald Trump, yaşanan can kayıplarına sessiz kalmadı. Trump, Tahran yönetimiyle bir görüşme zemini aradıklarını belirtse de, baskıların devam etmesi durumunda askeri müdahale seçeneğinin masada olduğunu vurguladı. Trump, "Müzakere teklifimiz var ancak önce harekete geçmemiz gerekebilir" diyerek İran yönetimine açık bir uyarı gönderdi.

TAHRAN’IN YANITI: HEM SAVAŞA HEM DİYALOĞA HAZIRIZ

Trump’ın bu sert çıkışına İran Dışişleri Bakanı Arakçi’den yanıt gecikmedi. Durumun "tamamen kontrol altında" olduğunu savunan Arakçi, Trump’ın müdahale imasının sadece terörist grupları ve yabancı ajanları cesaretlendirdiğini iddia etti. Arakçi, dünya kamuoyuna net bir mesaj verdi: "Savaşa da hazırız, diyaloğa da." Bakan ayrıca, kısıtlanan internet erişiminin yakında normale döneceğini de sözlerine ekledi.

OLAYLAR NASIL BU NOKTAYA GELDİ?

Krizin fitili, 28 Aralık 2025'te Tahran Büyük Çarşı'da ateşlendi. Yerel para biriminin hızla değer kaybetmesi ve halkın alım gücünün düşmesi, esnafı ve halkı sokaklara döktü. İlk günlerde ekonomik taleplerle başlayan eylemler, güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle birlikte kısa sürede hükümet karşıtı geniş çaplı gösterilere dönüştü.

BÖLGEDE HEDEFLER BELİRLENDİ

İran yönetimi, ABD'nin göstericileri korumak bahanesiyle güç kullanması halinde, bölgedeki ABD ordusunu ve İsrail'i "meşru hedef" olarak göreceklerini duyurdu. Bu açıklama, bölgesel bir savaş riskinin ne kadar yakın olduğunu bir kez daha kanıtladı.