Orta Doğu'da tırmanan askeri gerilim, küresel ekonomi üzerinde ağır bir baskı oluşturmaya başladı. ABD ile İsrail'in İran'a yönelik hamleleri ve Tahran'dan gelen karşılıklı misillemeler, bölgedeki jeopolitik riskleri en üst seviyeye taşıdı. ABD’nin İran üzerindeki hava operasyonları ve İran’ın bölgedeki ABD üslerini hedef almasıyla başlayan süreç, enerji piyasalarında arz güvenliği endişelerini zirveye çıkardı. Özellikle Hürmüz Boğazı'nın geçişlere kapatılabileceğine dair yapılan resmi açıklamalar, küresel ticaretin can damarlarından birinin kesilmesi korkusunu doğurarak brent petrol fiyatlarını 84,3 dolarla son bir yılın en yüksek seviyelerine taşıdı.
ENFLASYONDA GÜVERCİN BEKLENTİLER YERİNİ ŞAHİN KAYGILARINA BIRAKTI
Dünya genelinde son dönemde yavaşlama eğilimi gösteren enflasyon süreci, enerji maliyetlerindeki bu sert yükselişle birlikte yeniden rayından çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Petrol fiyatlarındaki artışın ham madde ve nakliye maliyetlerini tetiklemesi, merkez bankalarının "güvercin" yani faiz indirimine meyilli politikalarından uzaklaşmasına neden oluyor. Yatırımcılar, enflasyonun yeniden ivme kazanabileceği korkusuyla para politikalarında daha temkinli ve sıkı bir duruşun öne çıkacağını öngörüyor. Bu durum, piyasalarda beklenen faiz indirim süreçlerinin ötelenmesine ve küresel tahvil piyasalarında ciddi bir satış baskısının oluşmasına yol açıyor.
FED YETKİLİLERİNDEN TEMKİNLİ MESAJLAR VE TAHVİL FAİZLERİNDE SIÇRAMA
ABD Merkez Bankası (Fed) kanadından gelen açıklamalar da piyasalardaki belirsizliği körüklüyor. Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari, jeopolitik saldırıların ardından ekonomik görünümde öngörülebilirliğin azaldığını vurgularken, Kansas City Fed Başkanı Jeff Schmid enflasyon hedefinden sapma lükslerinin olmadığını belirterek şahin bir duruş sergiledi. Bu atmosferde ABD 10 yıllık tahvil faizleri hızla yükselerek yüzde 4 seviyesinin üzerine yerleşti. Para piyasalarındaki fiyatlamalar, Fed’in ilk faiz indirimi için Temmuz ayına kadar bekleyebileceği yönündeki beklentileri konsolide etti.
AVRUPA’DA ENFLASYON ŞOKU VE ASYA’DA AYRIŞAN POLİTİKALAR
Avrupa cephesinde de durum pek farklı değil. Avro Bölgesi'nde enflasyonun Şubat ayında beklentilerin üzerinde gerçekleşerek yüzde 1,9'a yükselmesi, Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) hareket alanını daralttı. Güçlenen dolar ve artan ithalat maliyetleri, Almanya ve Fransa gibi devlerin tahvil getirilerini son iki ayın zirvesine taşıdı. Asya tarafında ise Japonya Merkez Bankası'nın enflasyonist baskılar nedeniyle faiz artırımına gidebileceği konuşulurken, Çin Merkez Bankası'nın daha gevşek bir politika izlemeye devam etmesi bölgedeki tahvil piyasalarının ayrışmasına neden oldu.
NAKİT KRALI: YATIRIMCI GÜVENLİ LİMAN YERİNE DOLARA KOŞUYOR
Piyasa uzmanları, petrol fiyatlarındaki yükselişin doğrudan enflasyonu tetikleyeceği düşüncesinin tahvil faizlerini yukarı ittiğini belirtiyor. İş Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Şant Manukyan'a göre, küresel ölçekte yaşanan bu kaos ortamında yatırımcılar altın gibi geleneksel güvenli limanlarda bile satış yaparak nakit dolar likiditesine yöneliyor. Enerji fiyatlarındaki, özellikle gaz fiyatlarındaki aşırı yükselişin devam etmesi durumunda Avrupa ekonomisinin resesyon riskiyle karşı karşıya kalabileceği ve bu durumun avro üzerinde ekstra bir baskı oluşturarak doların küresel hakimiyetini daha da pekiştireceği öngörülüyor.