İsrail basınında yer alan analizlere göre Orta Doğu'daki stratejik dengeler büyük bir değişim sürecinden geçiyor. Tel Avivli uzmanlar, bölgedeki yeni oluşumda Türkiye’nin üstlendiği role dikkat çekerken, kaçırılan siyasi fırsatlara ve "ateş kuşağı" riskine dair uyarılarda bulundu.

ORTA DOĞU'DA GÜÇ DENGELERİ MERCEK ALTINDA

İsrail medyasında yankı bulan değerlendirmelerde, bölgedeki güç dinamiklerinin yeniden yapılandığı vurgulandı. Maariv gazetesine konuşan Hayfa Üniversitesi Strateji ve Orta Doğu Uzmanı Prof. Dr. Amatzia Baram; Lübnan, İran ve ABD arasındaki diplomatik trafiğin İsrail için zorlu bir süreci beraberinde getirdiğini ifade ederek Türkiye’nin bölgede artan ağırlığına işaret etti.

TEHDİT DENGESİNİ DOĞRUDAN ETKİLİYOR

Washington ve Tahran yönetimleri arasında tekrar başlayan nükleer pazarlıkların bölgedeki güvenlik dengelerini sarsacağını belirten Baram, ABD’nin bu süreçte siyasi prestijini de hesaba kattığını vurgulayarak şunları söyledi:

Başkan Trump, Obama gibi tehdit eden ama icraat yapmayan biri olarak algılanmak da istemiyor. Ateş açmadan bile güçlü ve net bir nükleer anlaşma bunu sağlayacaktır. Siyasi imaj da söz konusu. Konuşan ama sonuç getirmeyen biri olmak ona göre değil. Bu nedenle, onun bakış açısından nükleer alanda net bir siyasi başarı kritik önem taşıyor.

İRAN'A MÜDAHALE HALA MASADA

ABD'nin İran'a yönelik askeri müdahale seçeneğini hala canlı tuttuğunu ifade eden Baram, şu değerlendirmede bulundu:

"Tahminime göre, sınırlı bir Amerikan askeri saldırısı olasılığı hala yüzde 50’nin biraz üzerinde. Eğer İranlılar nükleer alanda tavizler içeren doğrudan ve hızlı müzakereler yoluna girmezlerse ki şu anda müzakereler yavaş ve Umman’daki bir arabulucu aracılığıyla yapılıyor, Amerikan askeri müdahalesi için baskı artacaktır. Amerikan askeri tehdidi, İranlıları taviz vermeye zorlamak için tasarlanmış baskı mekanizmasının bir parçasıdır, ancak taviz verilmezse tehdit bir ateş saldırısına dönüşecektir."

İSRAİL’İN ÇEVRESİNDEKİ ATEŞ KUŞAĞI

Muhtemel bir nükleer mutabakat sağlansa bile İsrail’in savunma hattındaki risklerin sürdüğünü belirten Baram, “Gerçekten etkili bir nükleer anlaşma olursa, varoluşsal tehdit önemli ölçüde azalacaktır. Ancak füze tehdidi ve ‘vekalet’ tehdidi devam edebilir” ifadelerini kullandı.

Bu koşullarda savunma bütçesinin ve iş birliğinin artması gerektiğini söyleyen Baram, Başbakan Netanyahu’nun Trump ile ek güvenlik önlemlerini müzakere etmesi gerektiğini savundu. Baram'a göre İsrail, Türkiye’yi de kapsayan bölgesel "ateş kuşağı" ile mücadelede Amerikan desteğine daha fazla muhtaç kalacak.

Lübnan cephesine dair de önemli saptamalarda bulunan Baram, bölgede Hizbullah’ın silahsızlanmasına yönelik yerel bir siyasi irade oluştuğunu ancak İsrail’in bu fırsatı uluslararası alanda yeterince kullanamadığını belirtti. Uzman, bu stratejik boşluğun gelecekte İsrail aleyhine ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısını yaptı.

TÜRKİYE’NİN CİDDİYETİNİ TEL AVİV ANLAYAMADI

Bölgesel denklemde Türkiye’nin etkisinin Tel Aviv tarafından yeterince analiz edilemediğini savunan Baram, Ankara’nın askeri gücünü şu sözlerle vurguladı:

"Türkiye, İran’dan askeri olarak daha güçlü, NATO’ya ve Körfez ülkelerine bağlı; ayrıca çok geniş bölgesel hedefleri var. Türkiye’nin ciddiyeti İsrail’de henüz tam olarak anlayamadı ancak Ankara her şeye rağmen bölgedeki etkisini sistematik biçimde gün geçtikçe genişletiyor."

İsrailli uzman asıl riskin, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik etkisinin zamana yayılarak artması olduğunu vurgulayarak "Bölgesel süreçler bir günde gerçekleşmez, kademeli olarak inşa edilir. Güçleri anlaşıldığında, onları durdurmak bazen çok zordur" ifadelerini kullandı.

Kaynak: Kanal 6 Haber