Türkiye, Ayser Çalık Ortaokulu'nda meydana gelen ve tüm ülkeyi yasa boğan silahlı katliamın şokunu üzerinden atabilmiş değil. Eski bir emniyet müdürü ve başmüfettiş olan babası Uğur Mersinli'ye ait silahları okula sokarak etrafa dehşet saçan 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli olayı, bireysel silahlanma ve okul güvenliği konularını yeniden Türkiye'nin bir numaralı gündemi haline getirdi.
Olaydaki ihmaller zincirini ve kamuoyunda doğru bilinen yanlışları Kanal 6 Haber mikrofonlarına değerlendiren eski emniyet mensubu Oğuzhan Çelik, oldukça çarpıcı ve ezber bozan tespitlerde bulundu.
BÜYÜK İHMAL: SİLAHLAR KİLİTLİ KASADA DEĞİLDİ
Babanın silahları saklamaması bir ihmal mi? sorusuna net bir dille "Evet" yanıtını veren uzman, silah sahibinin taşıdığı hayati sorumluluğun altını çizdi. Evdeki silah sayısının doğrudan bir tehdit unsuru olmadığını belirten uzman, asıl sorunun muhafaza koşulları olduğunu şu sözlerle ifade etti:
"Evinde silahı olan kişinin, silahını üzerinde taşımayacağı zaman en iyi şekliyle kilitli bir kasada muhafaza etmesi gerekir. Basından duyduğumuz kadarıyla zihinsel ve psikolojik problemleri olan bir çocuğun yaşadığı evde, silahların onun ulaşabileceği şekilde korunaksız bırakılması çok büyük bir problemdir. Babanın 5 ya da 25 tane silahının olması sorun değildir; asıl mesele bu silahları uygun koşulda saklamamasıdır."
"POLİGONA GİTMESİ KATLİAMIN SEBEBİ DEĞİL"
Babanın katliamdan önce oğlunu poligona götürmesinin eleştirilmesi üzerine de değerlendirmelerde bulunan uzman isim, atış yapmanın bir konsantrasyon sporu olduğunu hatırlattı. Çocuğun profesyonel bir nişancı olmadığını vurgulayan uzman, olay anındaki detaylara dikkat çekti:
"Birkaç kere atış yaparak melekeler kazanılsa herkes keskin nişancı olurdu. Olayda hedef gözetmekten ziyade, kalabalık bir ortama girilip rastgele ateş edilmesi söz konusu. Hatta çocuk sadece bir tabanca ve iki şarjör kullanmış, silahların birinin üzerinde kalite kontrol etiketi bile duruyor. Yani çocuk silahları sadece yanına almış. Bu da aslında silah kullanmayı bilmediğinin ve eylemin şuursuzca yapıldığının en net göstergesidir."
"ARABAYI DA ÇOCUKLARIN ÜZERİNE SÜREBİLİRDİ"
Güvenlik uzmanı, eşyaların kullanım amacına göre nasıl ölümcül silahlara dönüştüğünü çarpıcı örneklerle anlattı. Çocuğun tedavisiz bırakılan psikolojik durumunun asıl saatli bomba olduğunu belirten uzman, tehlikenin boyutunu şu sözlerle gözler önüne serdi:
"Çocuğun asıl problemi zihinsel sorunlarının olması ve alması gereken psikolojik destekten yoksun bırakılmasıdır. Silaha erişemeseydi, babasının arabasının anahtarını alıp okuldan dağılan çocukların üzerine de sürebilirdi. O zaman 'Niye babasının iki arabası var?' mı diyecektik? Veya parmağınıza taktığınız bir anahtar, elinize aldığınız bir döner bıçağı bile amacı dışında kullanıldığında bir silahtır. Asıl sorun, akli melekeleri yerinde olmayan bir çocuğun bu kriz anına sürüklenmesidir."
"2000 YILINDAN SONRA SİLAHA ULAŞMAK ZORLAŞTI"
Kamuoyunda sıkça dile getirilen "silaha ulaşmanın çok kolaylaştığı" yönündeki iddialara da karşı çıkan uzman, "2000 yılından sonra silaha ulaşmak kolaylaştı deniyor, hayır aksine 2000 yılından sonra silaha ulaşmak daha da zorlaştı ve bu zorluk halen devam ediyor" diyerek, yasal prosedürlerin aslında ne kadar sıkı olduğuna dikkat çekti.
"POLİS DİKMEK YETMEZ, ÜNİFORMA ŞART"
Olayın ardından okulların kapısına polis ekiplerinin yerleştirilmesiyle ilgili de konuşan eski emniyet mensubu, polisiye tedbirlerin okul ortamı için kalıcı bir çözüm olmadığını savundu. Okul güvenliğinin temelinde disiplinin yattığını belirten uzman, Milli Eğitim Bakanlığı'na şu önerilerde bulundu:
"Okul içerisinde polisiye tedbirler itici gelir. Kapıya bir kolluk görevlisi koymakla bu iş çözülmez. Okullarda tekrar sıkı bir disiplin ortamına dönülmeli; üniforma zorunluluğu getirilmeli, saç sakal kuralları tavizsiz uygulanmalıdır. Çocuklar okula uzun saçla, kot pantolonla, eşofmanla girmemelidir. Dışarıdan bakıldığında kimin öğrenci olup kimin olmadığı net bir şekilde belli olmalıdır. Güvenliğin ilk adımı budur."