Son yıllarda “longevity” yani uzun ve sağlıklı yaşam kavramı tüm dünyada giderek daha fazla konuşuluyor. Estetik uygulamalardan takviye ürünlere, gençleşme terapilerinden biyoteknolojik araştırmalara kadar birçok alan bu başlık altında değerlendiriliyor. Ancak uzmanlara göre mesele yalnızca organların daha uzun süre çalışması değil; beynin, hafızanın ve algının korunması.
Kanal 6 Dijital’de yayınlanan Dr. Biran Ekici ile Sağlıklı Yaşam programında konuşan Nöroloji Uzmanı Dr. Oğuzhan Onultan, uzun yaşamın merkezinde beynin yer aldığını vurgulayarak dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Onultan, fiziksel olarak sağlıklı görünen birçok insanın ilerleyen yaşlarda ciddi bilişsel problemler yaşayabildiğini belirterek, “Kaslarınız güçlü olabilir, yürüyebilirsiniz ama evden çıktığınızda geri dönüş yolunu bulamıyorsanız iş değişiyor” dedi.
“RÜYA GÖRMÜYORSANIZ KALİTELİ UYKU UYUMUYORSUNUZ”
Programın en dikkat çeken başlıklarından biri uyku oldu. Dr. Onultan’a göre kaliteli uyku yalnızca uzun süre uyumak anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan beynin derin uyku evrelerine geçebilmesi.
Uzman isim, “Rüya görülmeyen uykuya ben uyku demiyorum. O uzanmakla sızmak arası bir şey” diyerek REM uykusunun önemine dikkat çekti.
Beynin gece boyunca kendini temizlediğini belirten Onultan, özellikle gece 24.00 ile 02.00 arasındaki uyku sürecinin melatonin üretimi ve hafıza sistemi açısından kritik olduğunu söyledi. Uyku sırasında beynin toksinlerden arındığını ve sinir ağlarının yeniden organize olduğunu belirten uzmanlar, düzensiz yaşam tarzının bu sistemi bozduğunu ifade ediyor.
Özellikle teknolojik ekranlardan yayılan mavi ışığın melatonin düzenini bozduğunu söyleyen Onultan, yatmadan önce telefon, tablet ve televizyon kullanımının sınırlandırılması gerektiğini belirtti. “Beynin uykuya geçişi bir uçağın piste inişi gibi olmalı” diyen Onultan, sakinleşmeyen beynin kaliteli uykuya dalamadığını söyledi.
STRES, KORTİZOL VE HAFIZA MERKEZİNE “SÜREKLİ KURŞUN”
Programda stresin beyin üzerindeki etkileri de geniş şekilde ele alındı. Uzmanlara göre sürekli yüksek stres altında yaşamak, beynin hafıza merkezi olan hipokampüsü doğrudan etkiliyor.
Dr. Onultan, kortizol seviyesinin uzun süre yüksek kalmasının hafıza ve konsantrasyon üzerinde ciddi yıpratıcı etkiler oluşturduğunu belirterek, “Aslında hafıza merkezimize sürekli kurşun sıkıyoruz” ifadelerini kullandı.
Uzmanlara göre yalnızca ilaçlar değil; yaşam biçimi, düşünce şekli ve günlük rutinler de beynin yaşlanma hızını etkiliyor. Bu nedenle stres yönetimi, modern nörolojinin en önemli başlıklarından biri olarak görülüyor.
Programda ayrıca “anı yaşamak”, zihni gereksiz yüklerden arındırmak ve sürekli kaygı üretmemek gibi psikolojik yaklaşımların da beyin sağlığı açısından önemli olduğu vurgulandı.
“10 BİN ADIM ŞART DEĞİL” AMA HAREKETSİZLİK TEHLİKELİ
Uzmanlara göre beynin korunmasında hareket büyük rol oynuyor. Ancak burada önemli olan profesyonel spor değil, düzenli hareket alışkanlığı.
Programda paylaşılan bilimsel verilere göre her gün 10 bin adım atmanın şart olmadığı, ancak minimum hareket seviyesinin korunmasının beyin sağlığı açısından kritik olduğu belirtildi. Özellikle gün içine yayılan yürüyüşler, merdiven çıkmak ve aktif yaşam alışkanlığı beynin sinir ağlarını destekliyor.
Dr. Onultan, hareketin yalnızca kasları değil, beynin bağlantı ağlarını da güçlendirdiğini ifade ederek, “Nasıl kaslarımızı çalıştırıyorsak beynin networkünü de zenginleştirmemiz gerekiyor” dedi.
KÖK HÜCRE VE EKZOSOM TEDAVİLERİ YENİ UMUT MU?
Programın en çarpıcı bölümlerinden biri ise son yıllarda hızla gündeme gelen kök hücre ve ekzosom tedavileri oldu.
Özellikle Alzheimer, Parkinson, MS ve felç gibi nörolojik hastalıklarda yeni nesil biyoteknolojik tedavilerin umut verici sonuçlar verdiğine dikkat çekildi. Programda konuşulan bilgilere göre, ekzosom adı verilen hücresel yapılar sinir hücreleri arasındaki iletişimi destekleyebiliyor ve bazı çalışmalarda ciddi iyileşme sonuçları ortaya çıkabiliyor.
Dr. Onultan, bu alandaki gelişmeleri heyecanla takip ettiğini belirtirken, uygulamaların mutlaka bilimsel denetim altında yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle sertifikalı laboratuvarlar ve kontrollü üretim süreçlerinin önemine dikkat çeken uzmanlar, yanlış uygulamaların ciddi riskler oluşturabileceğini söyledi.
Programda ayrıca bu tedavilerin gelecekte sağlık turizmi açısından Türkiye’ye önemli katkılar sağlayabileceği değerlendirmesi de yapıldı.
“BEYNİN ORKESTRA ŞEFİ DOPAMİN”
Programın dikkat çeken başlıklarından biri de dopamin ve mitokondri üzerine yapılan değerlendirmeler oldu.
Dr. Onultan’a göre dopamin, beynin yönetici sistemlerinden biri. “Bence beynin orkestra şefi dopamin” diyen uzman isim, yaşlanma sürecinde hücresel enerji üretiminden sorumlu mitokondrilerin de büyük rol oynadığını söyledi.
Uzmanlara göre kaliteli uyku, düzenli hareket, dengeli beslenme ve stresin azaltılması; dopamin ve serotonin dengesinin doğal yollarla korunmasına yardımcı oluyor.
“UZUN YAŞAMIN SIRRI TEK BİR İLAÇTA DEĞİL”
Programın sonunda verilen ortak mesaj ise dikkat çekiciydi: Uzun yaşamın sırrı tek bir tedavide ya da mucizevi bir takviyede değil.
Uzmanlara göre kaliteli uyku, hareket, zihinsel üretkenlik, stres yönetimi ve beynin korunması bir bütün olarak ele alınmalı. Modern tıp yeni nesil tedavilere yönelse de, yaşam tarzı değişikliklerinin hâlâ en güçlü koruyucu faktör olduğu belirtiliyor.