Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan 30 Ocak 2026 haftasına ait bankacılık verileri, finans piyasalarında alışılagelmişin dışında bir tabloyu ortaya koydu. Toplam kredi hacmi 302,1 milyar TL seviyesinde dengelenirken, kredilerin alt kırılımlarında yaşanan sert ayrışma ekonomi dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Verilere göre, ihtiyaç kredilerindeki faiz oranları konut ve taşıt kredilerine kıyasla çok daha yüksek olmasına rağmen haftalık bazda yaklaşık 300 milyon TL’lik ani bir artış yaşandı. Buna karşılık, maliyeti daha düşük olan konut kredileri 4,1 milyon TL, taşıt kredileri ise 16,6 milyon TL seviyelerine gerileyerek adeta frene bastı.

YÜKSEK FAİZE RAĞMEN İHTİYAÇ KREDİSİNE HÜCUMUN SIRRI
Ekonomi kurallarına göre en pahalı kredi türü olan ihtiyaç kredisine yönelik bu yoğun ilgi, piyasa uzmanları tarafından "stratejik bir yatırım kayması" olarak yorumlanıyor. Konut ve taşıt kredilerindeki durgunluk, yüksek ana para borçlanmalarının getirdiği yükten kaynaklanırken; vatandaşın çok daha yüksek faiz maliyetlerini göze alarak ihtiyaç kredisine yönelmesi, bu kaynağın doğrudan altına aktarıldığı iddialarını güçlendiriyor. Altın fiyatlarının küresel piyasalardaki hızlı yükselişi, kredi faiz maliyetinin üzerinde bir getiri potansiyeli sunduğu için vatandaşın ihtiyaç kredisini bir tüketim aracından ziyade "yatırım kaldıracı" olarak kullandığı değerlendiriliyor. Taşınmaz varlıklar yerine nakit paranın altın üzerinden yastık altına girmesi, piyasadaki likidite tercihinin ne kadar keskinleştiğini kanıtlıyor.

İŞ DÜNYASINA YÖNELİK DESTEKLER TİCARİ KREDİLERİ DİRİ TUTUYOR
Bireysel taraftaki bu karmaşık tabloya karşılık, ticari krediler tarafında iş dünyasına yönelik sağlanan finansman desteklerinin olumlu etkisi görülüyor. Toplam ticari krediler 273,5 milyar TL seviyesinde güçlü duruşunu korurken, Türk Lirası cinsi ticari kredilerdeki 239,4 milyar TL’lik devasa hacim, reel sektörün finansman ihtiyacının canlılığını koruduğunu kanıtlıyor. Devletin üretim ve istihdamı teşvik etmek amacıyla iş dünyasına sunduğu genel destekler ve kredi kolaylıkları, bankaların ticari segmentteki iştahını yüksek tutuyor. Özellikle sanayici ve KOBİ'lerin finansmana erişimini önceleyen bu politikalar, ticari kredilerin toplam kredi hacmi içindeki ağırlığını her geçen gün artırıyor.

PİYASADA YENİ DÖNEMİN ADI: LİKİDİTE YÖNETİMİ
Veriler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 2026 yılının ilk çeyreğinde hem bireysel hem de ticari tarafta stratejik bir değişim yaşandığı net bir şekilde görülüyor. Vatandaşın büyük yatırımlardan kaçarak ihtiyaç kredisi üzerinden altın gibi likit varlıklara yönelme eğilimi, enflasyonist ortamda bir "varlık koruma çabası" olarak okunuyor. Diğer yandan, iş dünyasına yönelik devam eden destekler sayesinde ticari kredilerde yaşanan hareketlilik, ekonominin üretim kanadında çarkların dönmesini sağlıyor. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde kredi kullanım amaçlarının ekonomi yönetimi tarafından daha sıkı takip edilebileceğini ve yatırım odaklı bireysel kredi kullanımına karşı yeni kısıtlayıcı adımların atılabileceğini vurguluyor.




