Küresel ekonominin ağırlık merkezlerinden biri olan Orta Doğu, bugüne kadar tanık olmadığı türden bir finansal ve demografik yer değiştirmeye sahne oluyor. Askeri bir çatışma olarak başlayan ABD-İsrail ve İran eksenindeki gerilim, İran'ın ABD üslerini barındıran Körfez ülkelerini de açıkça hedef tahtasına oturtmasıyla tam bir ekonomik savaşa evrildi.
Bugüne kadar devasa petrol gelirlerini geleceğin ekonomisine entegre etmek için trilyonlarca dolarlık turizm, finans ve lüks gayrimenkul yatırımlarına imza atan Körfez ülkeleri, en temel yatırım kriteri olan ‘güvenlik’ sınavından geçemiyor.
Özellikle son yıllarda uluslararası sermayeyi ve nitelikli göçü çekerek İstanbul'un bölgesel cazibesinden pay alan Dubai gibi merkezler, füzelerin gölgesinde tarihinin en hızlı sermaye çıkışı riskiyle karşı karşıya.
PETROL SONRASI RÜYAYA DARBE: FİNANS VE TURİZM ÜRKÜYOR
Körfez'deki kriz sadece lüks konut projelerini değil, bölgenin yeni ekonomik omurgasını oluşturan finans ve turizm sektörlerini de derinden sarsıyor. Sıcak çatışma riskinin havayolu koridorlarını güvensiz hale getirmesi turizmdeki o 'parıltılı' imajı çizerken, asıl büyük deprem finansal sistemde yaşanıyor. Şeffaflıktan uzak yasal altyapılar ve tamamen yabancı yatırımcının güvenine dayalı kurulan ekonomik ekosistem, ilk büyük krizde çözülme emareleri gösteriyor. Kanal 6 Haber’e konuşan sektör uzmanlarına göre, sadece gayrimenkulde değil, bölgedeki bankacılık ve finans sisteminden 300 milyar doların üzerinde bir fonun güvenli liman arayışına girmesi, İstanbul'un tarihi geri dönüşünün en net sinyali olarak okunuyor.

YÜKSEK KAZANÇ DEĞİL, SÜRDÜRÜLEBİLİR GÜVEN ARAYIŞI
Körfez ülkelerindeki hukuki zemin zayıflığına ve ekonominin dışa bağımlı yapısına dikkat çeken Gayrimenkul ve İnşaat Platformu Başkanı Mustafa Ekiz, küresel sermayenin yatırım felsefesindeki değişime işaret ediyor. Ekiz'e göre, yabancı yatırımcının sınırlı haklara sahip olduğu Körfez pazarı, kriz anlarında hızla daralma potansiyeli taşıyor:
"Ortadoğu yüksek kazanç potansiyeli sunan ancak aynı ölçüde yüksek risk barındıran bir yatırım coğrafyasıdır. İran–İsrail gerilimi ve Suriye ile Irak gibi ülkelerdeki istikrarsızlık, yatırım kararlarını doğrudan etkileyen temel faktörlerdir. Hukuki belirsizlikler, yabancı yatırımcıya sınırlı haklar tanınması ve ekonomilerin büyük ölçüde enerjiye bağımlı olması, bu riski daha da artırır. Dubai gibi merkezlerde büyüme hızlı olsa da, bu büyüme büyük ölçüde yabancı yatırımcıya dayanır ve güvene aşırı bağımlıdır. Güvenin zedelendiği anlarda piyasa hızlı şekilde daralabilir. Bu nedenle yatırımcı için asıl önemli olan yüksek kazanç değil, güvenli ve sürdürülebilir kazançtır."
GAYRİMENKULDE GÜVEN FAYI KIRILDI: YÜZDE 20'LİK ERİME
Sermayenin ve yatırımcının bu keskin refleksini değerlendiren Gayrimenkul Pazarlama ve Satış Profesyonelleri Derneği (GAPAS) Başkanı Mustafa Kemal Şahin ise bölgede yaşananların geçici bir kriz değil, kalıcı bir 'güven kırılması' olduğunun altını çiziyor. Yatırımcının önceliğinin mülkiyet güvenliği olduğunu vurgulayan Şahin, tablodaki dramatik erimeyi şu sözlerle özetliyor:
"Gayrimenkul yatırımı huzur ve istikrarın olmadığı yerde durmaz. Bugün Körfez ülkelerinde, özellikle Dubai'de yaşananları sadece geçici gerginlik olarak görmemek lazım; bu artık bir güven kırılmasıdır. Yatırımcı şuna bakıyor: Parası güvende mi? Mülkiyeti korunuyor mu? Şu an Dubai gayrimenkul endeksi sadece bir haftada yüzde 20 eridi. Eğer bu belirsizlik sürerse, rakamların yüzde 50-60 bandında bir değer kaybına doğru gittiğini göreceğiz. Sadece gayrimenkul de değil, bölgedeki bankacılık sisteminden 300 milyar doların üzerinde bir sermaye çıkışı riski var. Bu devasa para şu an kendine yeni, güvenli ve bildiği bir liman arıyor. İşte bu noktada Türkiye ve özellikle İstanbul, bu fırtınalı denizde sığınılacak en sağlam kaledir."

SERMAYENİN ROTASI: İSTANBUL YENİDEN SAHNEDE
Bölgedeki bu devasa sermaye göçü, kültürel bağları, hukuki güvence altyapısı ve reel demografik derinliği ile İstanbul'u yeniden oyun kurucu pozisyonuna taşıyor. Körfez'den çıkan hem Türk yatırımcıların hem de uluslararası fonların, durma noktasına gelen Dubai piyasasını terk ederek İstanbul'a yönelmesi, yeni dönemin ekonomi politiğini özetliyor. Uzmanların 'yeni normal' olarak tanımladığı bu süreç; yüksek getiri vaatlerinden ziyade varlık güvenliğinin merkeze alındığı, İstanbul'un üst segment ve markalı projelerinin bölgesel sermayenin ana kasası olacağı bir dönemin kapılarını aralıyor.





