Magazin dünyasında son günlerde yine herkesin birbirine baktığı, kimsenin de açık açık “mesele şu” demediği bir dönemden geçiyoruz.
Bir yanda Hadise-Seda Bakan küslüğü, diğer yanda ünlülerin sosyal medyada attığı her adım, yaptığı her beğeni, verdiği her poz…
Ortalık haberden çok yorum, yorumdan çok niyet okuma alanına dönmüş durumda.
Eskiden bir dostluk biterdi, iki kişi kendi arasında yaşar geçerdi. Şimdi öyle değil.
Bir beğeni, bir afiş sırası, bir kulis iddiası, bir ekran yorumu derken iki kişinin arasındaki mesele bütün ülkenin akşam çayına meze oluyor.
Hadise ile Seda Bakan meselesi de tam böyle.
Seda Bakan çıktı, “Kavga etmedik, konuşmadan uzaklaştık” dedi.
Aslında bu cümle bugünün ilişkilerini çok iyi anlatıyor. Artık insanlar büyük kavgalarla değil, sessiz sessiz uzaklaşıyor.
Ne kapı çarpılıyor ne son söz söyleniyor.
Sadece mesajlar azalıyor, buluşmalar bitiyor, sonra bir bakıyorsun iki eski dost artık aynı kareye bile girmiyor.
Ama magazin burada durur mu?
Durmaz.
Hemen arkasından “afiş krizi vardı”, “isim sırası sorun oldu”, “arkadan konuşuldu”, “kıskançlık vardı” iddiaları gelir.
Çünkü magazin boşluğu sevmez. Taraflar susarsa, o boşluğu mutlaka birileri doldurur.
Aslında bu sadece Hadise-Seda Bakan meselesi değil.
Bugün ünlülerin hayatında her şey bir başlık malzemesi.
Ebru Gündeş yüzünü gerdirdiğini söylüyor, konu sesinden çıkıp yüzüne geliyor.
Bergüzar Korel kilo veriyor, oyunculuğundan çok mayolu pozu konuşuluyor.
Hande Baladın gibi başarılı bir sporcu özel hayat iddiasıyla gündeme geliyor, başarıları bir anda aşk söylentisinin gölgesinde kalıyor.
Yani mesele şu:
Biz ünlüleri gerçekten merak mı ediyoruz, yoksa onları sürekli yorumlanacak birer vitrin gibi mi görüyoruz?
Bu işin bir de acı tarafı var.
Bir sanatçı hayatını kaybediyor, daha yas tutulmadan mezarı, mirası, son görüntüsü, son sözü haber oluyor.
Kadir İnanır’ın kabri çiçeklerle doluyor, Mustafa Başalan’ın ölüm haberi geliyor, Fatih Ürek’in ardından miras konuşuluyor.
Elbette haber değeri var.
Ama bazen insan sormadan edemiyor:
Biz gerçekten anıyor muyuz, yoksa ölümün bile magazin malzemesine dönüşmesine fazla mı alıştık?
Bir de işin sahtecilik tarafı çıktı.
Seda Sayan’ın adını kullanıp organizasyon afişi hazırlamak mesela…
Bu artık sadece magazin değil, doğrudan güven meselesi.
Ünlünün adını koy afişe, insanlar inansın.
Sosyal medya çağında dolandırıcılık bile daha “parlak” görünmeyi öğrendi.
Bütün bu haberlerin ortak noktası aynı yere çıkıyor:
Magazin artık sadece kimin kiminle olduğu, kimin ne giydiği, kimin kime küstüğü meselesi değil.
Magazin, toplumun merakını, acımasızlığını, beğeni kültürünü ve bazen de ikiyüzlülüğünü gösteren büyük bir ayna.
Ünlüler konuşunca fazla konuşmuş oluyor, susunca “neden susuyor?” deniyor.
Estetik yaptırsa olay, yaptırmasa yaşlandı deniyor.
Kilo verse “son hali”, kilo alsa “tanınmaz halde” başlığı atılıyor.
Biriyle yemek yese aşk, birini takipten çıksa kriz, bir paylaşımı beğense ihanet sayılıyor.
Belki de asıl mesele ünlülerin hayatı değil, bizim o hayata bakış şeklimiz.
Çünkü kabul edelim; magazin artık sadece sahnedekileri değil, izleyenleri de ele veriyor.
Biz neye tıklıyorsak, neye merak duyuyorsak, neyi büyütüyorsak, gündem de ona dönüşüyor.
O yüzden bugün asıl soru şu:
Ünlüler mi çok değişti, yoksa biz mi artık her şeyi biraz fazla kurcalıyoruz?