Çok satan “Gece Yarısı Kütüphanesi” ile dünya çapında geniş bir okur kitlesine ulaşan Matt Haig, pişmanlıklar, ikinci şanslar ve “ya şöyle olsaydı” soruları etrafında şekillenen yeni romanıyla okur karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Yazarın son romanı “The Midnight Train”, sene içinde raflarda yerini alacak.
Canongate etiketiyle yayımlanmaya başlanan roman, Haig’in 2020’de büyük yankı uyandıran The Midnight Library’sinin bir devamı değil, “kardeş romanı” olarak tanımlanıyor. Bağımsız bir kurguya sahip olan The Midnight Train, zaman yolculuğu ve alternatif hayat ihtimalleri temasını bu kez farklı bir metafor üzerinden ele alıyor.

Romanın merkezinde, hayatının en mutlu günlerini büyük aşkı Maggie ile geçiren Wilbur yer alıyor. Her şey sona erdiğinde değişmenin bir yolunu arayan Wilbur, ölümüyle birlikte kendisini Gece Yarısı Treni’nde buluyor. Bu gizemli tren, yolcularına hayatlarındaki en anlamlı anları yeniden yaşama fırsatı sunuyor.
Matt Haig, romanın çıkış noktasını şu sözlerle anlatıyor:
“Bu benim için kişisel bir hikâye. Aklıma gelen en büyük konu hakkında: hayatlarımızı nasıl yaşıyoruz. Kıvılcım, vücudumuz öldükten sonra beynimizin bir süre daha aktif kalabildiği gerçeğiydi. Ve hayatınız gözünüzün önünden geçerken aslında neler olabileceğini düşündüm.”
Zaman yolculuğu anlatılarını sevenler ve hayatın kaçırılmış ihtimallerine edebiyat aracılığıyla yeniden bakmak isteyenler için “The Midnight Train”, şimdiden merakla beklenen romanlar arasında yerini alıyor.





