Geçtiğimiz Nisan ayında, İstanbul Karaköy-Tünel hattında bastonuna yaslanarak güçlükle yürüyen, geçimini sağlamak için anılarını ve fotoğraflarını içeren kitabını sokak sokak satmaya çalışan 83 yaşındaki Yeşilçam oyuncusu İhsan Gedik'in o iç burkan hali, hepimizin yüreğini dağlamıştı.
Ne yazık ki, usta sanatçı için zor günler devam ediyor. Sağlık sorunları yaşayan İhsan Gedik, Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi'ne kaldırıldı. Onun bu zorlu mücadelesinde dualarımızı eksik etmeyelim.
İhsan Gedik, Yeşilçam sinemasının altın çağında, özellikle canlandırdığı sert ve unutulmaz kötü karakterlerle hafızalara kazındı. 10 Haziran 1942 doğumlu usta oyuncu, 1963'te başladığı sinema hayatında yaklaşık 48 yıl boyunca 600'e yakın filmde rol aldı. Başta Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın olmak üzere dönemin tüm büyük yıldızlarıyla kamera karşısına geçti.
MERT RAMAZAN DEMİR VE HİLAL YELEKÇİ ARASINDA AŞK İDDİASI
Şu an için ortada ne bir fotoğraf var, ne bir açıklama, ne de bir doğrulama. Sadece bir programda dile getirilen bir iddia. Mert Ramazan Demir uzun süredir aşk hayatıyla ilgili sessizliğini koruyor. Afra Saraçoğlu'ndan ayrıldıktan sonra özel hayatına dair hiçbir şey bilmiyoruz. Taraflardan ses çıkmıyor. Sessizlik bazen doğrulama olarak yorumlansa da, henüz net bir şey söylemek için erken.
İREM HELVACIOĞLU'NUN GÖZYAŞLARI
İrem Helvacıoğlu, katıldığı bir davette gazetecilerin "Babası bebeği görüyor mu?" sorusu üzerine gözyaşlarına boğuldu. "Bilmem" yanıtını verirken gözleri doldu.
Bu, magazin basınının en hassas konularından biri. Bir kadının, hem yeni doğum yapmış hem de boşanma sürecinden geçmiş bir annenin gözleri önünde gözyaşlarına boğulması... Bunu izlemek, bunu manşet yapmak ne kadar doğru? Magazin haberciliğinin de bir etik sınırı olmalı. Her şey haber olmak zorunda değil. İrem Helvacıoğlu, zaten boşanmayla ilgili yasal bir sürece girdiğini ve bu yüzden konuşamayacağını belirtmiş. Yani sınırını çizmiş. Ama yine de üzerine gidilmiş. Umarım bu olay, magazin dünyasına bir ders olur. Bir annenin gözyaşları manşet değildir, vicdandır.
GÜNEŞİN DOĞDUĞU YER'DE BAŞROL KRİZİ
Uğur Güneş’in sözleşme imzalama aşamasında yapım şirketiyle anlaşamadığı için, "Güneşin Doğduğu Yer" isimli dizisinden ayrıldığı ve yerine Burak Özçivit'in geldiği konuşuluyor. Set tarihi ertelendi. Ayrıca, Uğur Güneş’in sosyal medyada yaptığı "kul hakkı" ve "doymadın" paylaşımları, Burak Özçivit’e gönderme olarak yorumlandı.
Eğer bu ağır ve sert sitem Burak Özçivit için yapıldıysa, Bu, işin sadece bir sözleşme meselesi olmadığını gösteriyor. Uğur Güneş haklı mı, bilemeyiz. Bu iddialar doğru ise bu sözler, sektördeki rekabetin ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor.
ECE İRTEM'İN CENAZESİNDE SAYGISIZLIK
Bu, magazin dünyasının en karanlık yüzlerinden biri. Bir insanın son yolculuğunda, ailesinin en zor anında telefonla görüntü çekmek, bunu sosyal medyada paylaşmak... Bu vicdansızlıktır. Deniz Seki'nin söylediği gibi, "Acının da bir mahremiyeti vardır." Ece İrtem, genç yaşta, aniden hayatını kaybetti. Ona yakışan, acısına saygı duymak, ailesine başsağlığı dilemek ve sanatını yad etmekti. Ama maalesef, bazıları bu acıyı bir "içerik" olarak gördü. Umarım bu olay, magazin dünyasına bir ders olur. Bir cenaze, magazin malzemesi değildir.
EMEL YILDIZ'IN EVLAT ACISIYLA VEDASI
Yeşilçam'ın usta ismi "Panter Emel" lakaplı Emel Yıldız, 85 yaşında hayatını kaybetti. Kızını kaybettikten 40 gün sonra hayata veda etti. Cenazesinde Türkan Şoray gözyaşlarına boğuldu.
Bir evlat acısına dayanamayan bir anne. Türkan Şoray'ın sözleri çok anlamlı: "Beni sinemayla ilk tanıştıran, film setlerine götüren kişi Emel Abla'ydı. Mesleğimi onun sayesinde sevdim. Evlat acısını kaldıramadı, kalbimdeki yeri her zaman bambaşka olacak." O, bu dünyada hayvan hakları için her şeyi yaptı ve her acıya dayanabildi. Ancak evlat acısına dayanamadı. Mekanı cennet olsun.
SANATÇI TAMER ÖZTOPRAK'TAN YÜREK BURKAN HİKAYE: "UNUTMA BENİ" ŞEHİTLERE ARMAĞAN OLDU!
Efsane sanatçı Esmeray'ın ölümsüz eseri "Unutma Beni”, yıllar sonra yeniden hayat buldu. Ve bu kez sadece bir şarkı değil, bir emanetin, bir vefa borcunun ve bir şehit babasının yürek burkan hikayesinin taşıyıcısı oldu.
Başarılı sanatçı Tamer Öztoprak, bu eşsiz eseri yeniden yorumlama kararı aldığında, içinde bambaşka bir duygu vardı. Sadece bir şarkı okumak değil, bir anlam yaratmak istiyordu. Ve bu yolda karşısına çıkan hikâye, onun bu şarkıya olan bakış açısını tamamen değiştirdi.
Tamer Öztoprak, Esmeray'ın "Unutma Beni" adlı eserinin muvafakatnamesini aldığı gün, çok değerli bir hocasının, şair ve yazar Mustafa Kuvancı'nın yanına giderek şöyle demiş: "Hocam, böylesine güzel bir eseri aldım. Ben bunu askerlere, polislere armağan etmek istiyorum."
Mustafa Kuvancı'nın cevabı: "Tabii ki!"
Ve ardından Tamer Öztoprak o hikâyeyi bana anlattı ve çok duygulandım.
“Günlerden bir gün, Ekrem Dereli adında bir polis memuru, çocuğunu Mustafa Kuvancı'nın kurumunda eğitim aldırmak istemiş. Ancak tüm sınıflar doluymuş. Polis memuru, özellikle emanetinin burada okumasını istemiş ve "Yarın göreve gitmem lazım" diyerek bir sınıfa çocuğu yerleştirmiş. İlk taksitleri ödeyip, görevine, Doğu Anadolu'ya gitmiş.
Takdiri ilahi o gün şehit düşmüş. Mustafa Kuvancı, yönetim kurulunu toplayıp şöyle demiş: "Bunda bir keramet var. Rahmetli gitmeden önce 'emanet' kelimesini kullandı. O zaman biz bu çocuğu okutmalıyız, bu emaneti üstlenmeliyiz."
Ve bir hafta-10 gün sonra, anne de vefat etmiş. Çocuk, Enes Dereli, hem yetim hem öksüz kalmış.
Enes, müdürün odasına girdiğinde Tamer Öztoprak gözyaşlarına hakim olamamış. O an, şarkıya bambaşka bir anlam yüklenmiş. Tamer Öztoprak, Enes'e şöyle demiş: "Sen benim oğlum sayılırsın. Bu klipte oynar mısın, bana rol arkadaşlığı yapar mısın?"
Enes'in cevabı ise şöyle olmuş: "Tabii ki isterim."
Ve klipte, rahmetli Ekrem Dereli'nin mezarına bir gül bırakılmış. İşte O mezarın başında duran delikanlı Enes ve yanında ise onu bu klibe taşıyan, bu anlamlı hikayeyi gün yüzüne çıkaran Mustafa Kuvancı yer alıyor.
Tamer Öztoprak, sadece bir şarkıyı yeniden okumamış. Bir şehit babasının emanetini, bir yetim çocuğun hayatına dokunarak onurlandırmış. Esmeray'ın "Unutma Beni" şarkısı, artık sadece bir aşk şarkısı değil; bir vatan, bir emanet, bir vefa ve bir baba-oğul hikâyesinin de taşıyıcısı olmuş.
Şimdi Enes Dereli üniversiteyi bitirdi. Ve bu şarkı, tüm şehitlerimize armağan edildi.
Yattıkları yer nurla dolsun...
İşte bu hikaye, sanatın sadece bir eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda bir vefa borcu, bir hatırlatma ve birleştirici bir güç de olabileceğini gösteriyor.