MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.
Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:
Bu ay yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in indirildiği aydır. Ramazan münasebetiyle cennetin kapıları ardına kadar açılırken, cehennemin kapıları kilitlenip şeytanlar zincire vurulmaktadır. İnsanlığın maruz kaldığı belaların dallanıp budaklandığı bir dönemde nefis terbiyesine, kalp temizliğine, vicdan tefekkürüne ve huzur tecellisine çok ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyaç hâli her geçen gün daha da aciliyet kazanmaktadır. Maalesef insanlık tehlikeli bir girdabın ortasında, çözümü gittikçe karmaşıklaşan girift bir bulmacanın odak noktasındadır. Bir yanda süregelen kanlı çatışmalar, bitmek bilmeyen çekişmeler, iç savaşlar, hâkimiyet kavgaları, istikrarsız coğrafyalar, kutuplaşmış ülkeler, ekonomik zorluklar ve zulüm ile adaletsizliklerin karanlık yüzü varken, diğer yanda mazlumların feryadı, gariplerin iç çekişi ve masumların sürekli kamçılanan mağduriyetleri söz konusudur.
Bakınız, Gazze’de son yüzyılın en ağır insanlık suçu işlenmiştir. Ne hikmetse emzikli bebeklerin, soykırım çarkına sürülen çocukların, toplama kamplarında yavaş yavaş ölüme terk edilen kadınların, yaşlıların, velhasıl suçsuz ve günahsız bir sivil halkın çığlıkları yeterince duyulmamış, yeterince duyarlılık gösterilmemiştir. Şımarık ve soykırımcı İsrail Başbakanı ve hükümeti en küçük bir nedamet hissine sahip olmaktan şöyle dursun, insan hakları ihlaline, adalet ve hukukun inkârına zorbalıkla devam etmiştir. Ramazan, denilince akıllara ve gönüllere düşen sabırdır, şefkattir, samimiyettir, cömertliktir, merhamettir, duadır, hoşgörüdür, aç doyurmak ve açıkta kalana el uzatmaktır. Ancak Filistinli kardeşlerimize bu insani ve vicdani erdemler çok görülmekte, tahammüden göz yumulmaktadır.
"BATI ŞERİA KARARI SOYKIRIM SUÇUNUN FARKLI KANALLARDAN İLERLEDİĞİNİN TEYİDİDİR"
İsrail hükümetinin geçtiğimiz günlerde Batı Şeria’daki arazi tasarrufuna ilişkin aldığı son karar, uluslararası hukukun çiğnenmesi olduğu kadar süregelen soykırım suçunun farklı kanallardan ilerlediğinin de teyididir. Yasa dışı ilhak hamleleri elbette hükümsüzdür. Filistin halkını yerinden ve yurdundan zorla çıkarmayı hedefleyen, Yahudi yerleşimcilere alan açmayı gözeten her türlü gayrimeşru ve gayrihukuki adım inanıyorum ki hakkın ve hakikatin barajını aşamayacaktır. Siyonist vandallığın bir bildiği varsa hiç kuşkusuz Allah’ın da bir bildiği vardır. Ve hiçbir zalim buna güç yetiremeyecek, bununla boy ölçüşemeyecektir. İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında hak iddiası ve egemenlik kurma iştahı sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.
"İSRAİL, İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM İKLİMİNİ ZEHİRLEMEKTEDİR"
Son vahim gelişmeler barışçıl arayışları gölgelemekte, iki devletli çözüm iklimini de zehirlemektedir. Uluslararası toplum, Filistin topraklarına pranga vuran işgal ve ilhak politikalarını reddetmeli, bununla ilgili kararlar ve kararlı hamleler yapmalıdır. Ancak uluslararası toplum mefluç ve metruk hâldedir. Nasıl ki görünen köy kılavuz istemiyorsa, İkinci Dünya Savaşı’nı müteakiben tesis edilen kurallara dayalı uluslararası düzenin iflas ettiğinin de şahitliğine ve itirafına gerek kalmamıştır. Çünkü her şey ortadadır.
13-15 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya’nın Münih şehrinde düzenlenen 62. Güvenlik Konferansı, uluslararası düzenin yıkım sürecinde olduğuna dair yoğun tartışmalarla geçmiştir. “Yıkım altında” temasıyla düzenlenen mezkûr konferans, adeta malumun ilanına sahne olmuştur. 19-23 Ocak 2026 tarihinde yapılan Davos Zirvesi’nde de benzer tartışmalar yaşanmıştır. Yıkılan bellidir, yıkanlar da bellidir. Fakat neyin kurulacağı, nasıl ve ne zaman kurulacağı belirsizliğin ve bilinmezliğin dibine oturmuştur.
"TÜRKİYE KÜRESEL ARENADA İSTİKRAR ADASI GİBİ SİVRİLMEKTEDİR"
Ankara’dan dünyanın genel tablosuna baktığımızda ümitvar olacağımız, memnuniyet duyacağımız, yüreklerimize su serpecek bir aydınlık, bir arayış ve dört başı mamur bir amaç görülmemektedir. Buna karşılık Türkiye hem bölgesinde hem de küresel arenada istikrar adası gibi sivrilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Dışişleri Bakanımızın ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin kesintisiz diplomatik temasları, ihtilafları diyalogla çözme çabaları gerçekten takdir ve tebrike ziyadesiyle layıktır. Masada ve sahada aynı olabilmeyi başaran bir Türkiye ile hepimizin iftihar etmesi esasen manevi bir görevdir. Nerede bir sorun varsa Türkiye müessir bir şekilde oradadır. Komşu ülkelerin siyasi birliği, toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarını herhangi bir tereddüde düşmeden savunan ve sahiplenen, barış, huzur ve istikrar özlemlerinin gerçekleşmesi için fincancı katırlarını ürkütmekten kaçınmayan bir Türkiye gerçeği hepimiz adına bir talihtir. Sadece insanımızın saadetine hizmetle kifayet etmeyen, dahası insanlığın selameti ile bölgesel ve küresel istikrar adına gövdesini taşın altına koymayı göze almış bir Türkiye, tarihimizin saklı kalan ülkülerini gururla takip ve temin gayretindedir. Bozuk plak gibi aynı nakarata takılıp kalanların, ezbere dayalı kara propagandayı seslendirmeyi marifet sayanların zoruna gitse de, alayının birden uykuları kaçsa da diyorum ki Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın sancağı el birliğiyle açılmış, süper güç Türkiye’nin muktedir adımları hamdolsun duyulmaya başlanmıştır.
"ABD İLE İRAN ARASINDAKİ MÜZAKERELER KESİLMEDEN İLERLEMELİ"
Son tahlilde diyeceğim şudur. Ramazan ayında sağduyu ve sükûnet içinde orucumuzu tutup ibadetimizi yaparken manevi muhasebeyi, insanlığın hâl ve gidişatını mutlaka gözden ve gönülden geçirmemiz mecburidir. Bunun yanı sıra ABD ile İran arasındaki müzakerelerin kesilmeden ilerleyip makul bir uzlaşma vasatında görüş ve fikir birliğinin tecelli etmesi samimi dileğimizdir. Kuzeyimiz çalkalanırken güneyimizin de savaş ortamına sürüklenmesi, bölgesel dengelerle birlikte küresel dengeleri de sarsacak yaygın ve küresel bir çatışma hâlini karşımıza çıkaracaktır.
Bir başka mühim mesele de Filistin devletiyle ilgilidir. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, coğrafi bütünlüğe sahip, bağımsız ve egemen bir Filistin Cumhuriyeti’nin kurulmasından başka tarihi, coğrafyayı, insanlık ve İslam vicdanını tatmin edecek ikinci bir seçenek yoktur. Gazze’li mazlumlar başta olmak üzere Türk-İslam âleminin Ramazan-ı Şerif’ini tebrik ediyorum. Muhterem heyetimizin ve aziz milletimizin bu mübarek ayını kutluyor, nice hayır ve hasenata kapı açmasını Yüce Allah’tan diliyorum. Kucaklaşmak varken kutuplaşmak vebaldir. Sevmek varken nefret diline saplanmak vehamettir. Saygı varken küslüğe meyil etmek vefasızlıktır. Konuşmak varken kavga etmek insani hasletlere vedadır. Değerli milletvekilleri, bu Ramazan’da dayanışmanın, duyarlılığın, empatinin ve yardımlaşmanın güzelliklerini hep birlikte göstermeliyiz. Ülkemin her yerinde gönül gönüle vererek kardeşliğimizi yüceltmeliyiz. Bol yıldızlı otellerin restoranlarında değil, mütevazı sofralarda yerimizi almalıyız. Milletvekillerimiz ve tüm teşkilatlarımızla eş zamanlı şekilde daha hızlı, daha aktif, daha sorumlu, daha özenli, daha müşfik, daha kucaklayıcı ve daha hazır olmalıyız. Biz gelin tertemiz gönüller arasında köprü kuralım. Biz gelin fakir fukaranın konuşan dili, bakan gözü, duyan kulağı, dokunan eli olalım. Hatırlayınız, yıllar önce bir konuşmamda anasının babasının gözlerine bakan yurdumun masum çocuklarının sözcüsü olmak istediğimi ifade etmiştim. Onların mahrumiyetini ta yüreğimde hissedip imrenen ruhlarına tercüman olmayı dilemiştim. Küçücük yavruların soğuktan titreyen ellerinden tutarız. Gariplerin ümidi, çağrı arayanların sesi, darda kalanların nefesi oluruz. Çünkü biz büyük bir aileyiz, asil ve soylu bir milletin sevdalılarıyız. Hep dedim, yine diyorum, yine diyeceğim, bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz. Devlet ve millet el ele verdikçe, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı ahlaki ve soylu duruşunu muhafaza ettiği sürece Allah’ın izniyle yapamayacağımız, başaramayacağımız hiçbir şey yoktur. Bugün ne olmuşsa dünün hayalidir. Yarınlar da bugünkü hayallerimizin gerçeğe dönüşmesine imkân sağlayacaktır. Gözümüzün gördüğü hiçbir şeyden korkmaya gerek yoktur. Hangi riski alıyorsak hedeflerimiz de onunla orantılıdır.
Süresi geçmiş tehlikelere karşı kıyabi kahramanlık taslayanların bizi anlayıp anlatması hem mümkün hem de muhtemel değildir. Bildiğiniz üzere devlet ve millet dayanışmasıyla 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan asrın felaketi göğüslenmiş, yaralar sarılmış, umutlar tazelenmiş, ocaklar yeniden tüttürülmüştür. Ne kadar övünsek azdır. Depreme dayanıklı kalıcı konutlar hak sahiplerine teslim edilmiştir. 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri merkezli deprem felaketinde 53.537 vatandaşımız hayatını kaybederken 107.213 vatandaşımız yaralanmıştır. İkiz depremde hayatını kaybetmiş vatandaşlarımıza bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.
Hatırlarsanız devletimiz depremin ilk anından itibaren tüm kaynak ve imkânlarını seferberlik ruhuyla harekete geçirmiştir. Hiçbir insanımız mağdur edilmemiştir. Bugüne kadar depremin toplam maliyeti 150 milyar doları bulmuştur. Yıkılanlar yapılmış, ihtiyaçlar karşılanmıştır. Nitekim her zorluğun üstesinden Allah’ın izniyle gelinmiştir. İnsanüstü emek ve çalışmanın sonunda yeni bir hayatın müjdesi verilmiştir. Asrın inşa seferberliği kapsamında 367.955’i konut, 65.672’si köy evi, 21.690’ı iş yeri olmak üzere toplam 455.357 bağımsız bölümün inşası tamamlanmış ve hak sahibi vatandaşlarımıza teslim edilmiştir. Eğri bakan doğruyu göremezmiş, gönlü pak olanın da yolu şaşmazmış. Cumhuriyet Halk Partisi ile bir muvazaa zemininde toplaşan siyasi garabetler yapılanı kötüleyerek, hizmeti karalayarak, devasa eserleri yok sayarak istismar ve rant peşine düşmüşlerdir. Yalana bin yalan katmanın adı siyaset olamaz. Depremle ilgili dedikodu üretmenin izahı yapılamaz. Doğruyla yanlışı tefrik edemeyen bir siyasetçinin vicdanından bahsedilemez. İyiyle kötüyü fark edemeyen bir siyasetçiden erdemli olmasını beklemek ise boşuna kürek çekmekle eşdeğerdir.
"GAZİ MECLİS, ACİZ MECLİS DEĞİLDİR"
Geçtiğimiz hafta Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına atanan değerli arkadaşlarımızın yasal ve anayasal bir prosedür olan yemin merasimlerinde yaşanan ilkel görüntüleri, şiddet sahnelerini ve antidemokratik muameleleri aziz milletimiz ibretle seyretmiştir. Gazi Meclis aciz bir meclis değildir. Aziz Meclis kürsü işgaliyle üçüncü dünya ülkelerini aratacak bir meclis değildir. Yeni atanan bakanlarla ilgili eğer merak edilen bir husus varsa yasal ve demokratik kanallar açıktır, ortadadır.
"YEMİN TÖRENİNDE OLANLAR SİYASİ EŞKIYALIKTIR"
Muhalefetin sahip olduğu imkânları kullanmaya yanaşmadan Meclisi karıştırması, yasal ve anayasal bir hakkı engellemeye çalışması yeni sürüm bir siyasi eşkıyalık değilse nedir? Ali Kıran başkesen misiniz, nesiniz, kimsiniz. Deli Dumrul gibi hareket etmenin neresi demokrasidir. Aziz Meclisi savaş alanına çevirmenin kime ne faydası vardır. Sözün hükmü yerine yumruğun gücüyle oraya buraya sataşmak bir siyasetçiye yakışıyor mu, CHP’nin siyasi çizgisiyle bağdaşıyor mu?
"İSTANBUL'DAKİ TEZGAHINIZ BOZULDU"
Özellikle yeni atanan Adalet Bakanımızla ilgili rahatsızlığınızın kaynağını nasıl yorumlayalım. İstanbul’daki tezgâhınız bozuldu, öfkeniz buna mı. Rüşvet ve yolsuzluk çarkınız kırıldı, sinir nöbetiniz bundan mı. Maskeleriniz düştü, foyanız ortalığa döküldü. Anormal ve stresli bir gerilimin sebebi buna mı dayalı. Tekrar ifade ediyorum, geçtiğimiz hafta çarşamba günü yapılan yemin merasiminde Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına leke düşüren müfrit ve müfsit Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetini ayıplıyor, haddinizi bilin diyorum.