Bu süreçte, Güney Kutbu'na açılan önemli kapılardan biri olan Melbourne'de bulunduğum sırada, üniversitelerin ve araştırma merkezlerinin Antarktika çalışmalarına verdiği önemi yakından gözlemleme fırsatı elde ettim. Özellikle Melbourne'deki akademik çevrelerde kutup araştırmalarının bilimsel, ekonomik ve stratejik boyutları üzerine yürütülen çalışmalar, bu alana olan ilgimin şekillenmesinde belirleyici oldu.
Bu ilginin bir sonucu olarak Avustralya'daki kitap pazarından kutup araştırmalarına ilişkin çok sayıda kaynak eser temin ederek yaklaşık 63 ciltlik bir koleksiyonu Türkiye'ye gönderdim. Böylece kutup çalışmaları, akademik araştırmalarıma eklenen yeni ve kalıcı çalışma alanlarından biri hâline geldi.
Daha sonraki yıllarda Almanya ile devam eden akademik bağlantılarım sayesinde dikkatimi giderek Kuzey Kutbu'na yönelttim. Yaptığım değerlendirmeler sonucunda, özellikle Türkiye'nin gelecekteki ekonomik, jeopolitik ve bilimsel çıkarları açısından Arktika Bölgesi’nin Antarktika'dan daha öncelikli bir araştırma sahası olduğu kanaatine ulaşmış oldum.
Bu doğrultuda ilk önemli saha çalışmalarımdan biri, Almanca adı "Spitzbergen" olan ve Türkçede çoğunlukla Svalbard Takımadaları olarak bilinen bölgeye gerçekleştirdiğim araştırma gezisi oldu. Bu ziyaret, Arktika coğrafyasını yerinde inceleme açısından son derece verimli geçti ve dönüşünde Türkiye'de bu bölgeyi kapsamlı biçimde tanıtan ilk eserlerden birini yayımlama imkânını bulmuş oldum.
Bu çalışmaların ardından gerçekleştirdiğimiz yaklaşık bir haftalık İzlanda araştırma gezisi ise Arktika coğrafyasına ilişkin bakış açımı daha da geliştirdi. Bu saha çalışmaları bana, küresel iklim değişikliği, yeni deniz ticaret yolları, enerji kaynakları ve büyük güç rekabeti dikkate alındığında Arktika Okyanusu'nun geleceğin en önemli jeostratejik merkezlerinden biri hâline geleceğini açık biçimde gösterdi. Bir anlamda, geçmişte Akdeniz'in dünya siyasetindeki rolünü gelecekte Arktika Bölgesi’nin üstlenebileceği düşüncesi bu süreçte zihnimde şekillendi.
Bu değerlendirmeler beni Arktika'nın üç stratejik adası üzerinde yoğunlaşmaya yöneltti: İzlanda, Svalbard ve bölgenin en dikkat çekici coğrafi unsuru olan Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland. Yaklaşık 2,16 milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle dünyanın en büyük adası olan Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland, yalnızca coğrafi büyüklüğüyle değil; doğal kaynakları, jeopolitik konumu, iklim değişikliğinin etkileri ve uluslararası rekabet açısından da geleceğin en önemli araştırma alanlarından biri olarak öne çıkmaktadır.
Uzun yıllardır yürüttüğüm çalışmaların temel hedeflerinden biri de Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ı yerinde incelemek ve elde edilen verileri "Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland Dosyası" başlığı altında kapsamlı bir yayın serisine dönüştürmekti. Son beş yılın önemli bir bölümünü bu araştırmanın hazırlık sürecine ayırdım. Bu hazırlığın en önemli aşamalarından biri ise Arktika Bölgesi’nin en kuzey başkentlerinden biri olan Nuuk'a gerçekleştirdiğimiz saha ziyaretiydi.
Nuuk seyahatinin planlanması beklediğimizden daha uzun ve zorlu bir süreç oldu. İlk aşamada İskandinav Havayolları (SAS) üzerinden yaptığımız uçuş rezervasyonu, herhangi bir bilgilendirme yapılmaksızın iptal edildi. Konuyla ilgili çok sayıda yazılı başvuru ve elektronik posta göndermemize rağmen uzun süre geri dönüş alamadık. Alman akademik çevrelerinden dostlarımızın desteğiyle bu sorunu aşarak seyahatimizi yeniden planlayabildik.
Kopenhag'da geçirdiğimiz iki günlük süreç, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland araştırmasının önemli hazırlık aşamalarından biri oldu. Bu süre içerisinde müzeleri ziyaret ettik, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland Kültür Evi'nde çeşitli görüşmeler gerçekleştirdik ve Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland toplumunun Türkiye'ye yönelik olumlu yaklaşımını gözlemleme fırsatı bulduk. Bu temaslar, gelecekte kurulabilecek akademik ve kültürel iş birlikleri açısından da umut verici izlenimler sundu.
Nuuk'a ulaştığımız ilk gece karşılaştığımız ilk deneyimlerden biri ise teknolojik altyapısı gelişmiş akıllı konut sistemleri oldu. Konaklayacağımız eve giriş sırasında yaşadığımız kısa bir teknik aksaklık, yardımsever bir Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönlandlı genç kadının desteğiyle çözüldü. Bu küçük olay, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland toplumunun misafirperverliği konusunda edindiğimiz ilk olumlu izlenimlerden biri olarak hafızamızda yer etti.
Ertesi gün başladığımız saha gözlemleri sırasında Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın doğal çevresi, şehir planlaması, yaşam biçimi ve toplumsal yapısı dikkat çekici bulgular sundu. Yerel halkın farklı kesimleriyle yaptığımız görüşmeler, araştırmamızın sosyal ve kültürel boyutunu zenginleştirdi. Bu görüşmelerden elde edilen veriler, hazırlıkları devam eden "Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland Dosyası" kapsamında ayrıntılı biçimde bilimsel yöntemlerle değerlendirilecektir.
Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın yerli halkı olan İnuitlerin kökenine ilişkin bilimsel çalışmalar da araştırmamızın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Günümüzde yapılan genetik ve arkeolojik araştırmalar, İnuit atalarının binlerce yıl önce Asya'nın kuzeydoğusundan, Bering Boğazı üzerinden Alaska ve Kanada Arktiği yoluyla Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'a ulaştıklarını ortaya koymaktadır. DNA analizleri ve arkeogenetik çalışmalar bu göç sürecine ilişkin önemli bilimsel veriler sunmaktadır.
Öte yandan Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın tarihsel gelişimi incelendiğinde, 18. yüzyıldan itibaren Danimarka'nın bölgedeki etkisinin arttığı, misyoner faaliyetleriyle birlikte Hristiyanlığın yaygınlaştığı ve zaman içerisinde adanın sömürge yönetimi altında kaldığı görülmektedir. Bu tarihsel süreç, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın bugünkü siyasal ve toplumsal yapısını anlamak açısından büyük önem taşımaktadır.
Elinizdeki röportaj ve devamında yayımlanacak çalışmalar, yalnızca bir gezi izlenimi sunmayı değil; Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın tarihini, toplumunu, ekonomisini, uluslararası ilişkilerini ve Arktik jeopolitiğindeki yerini bilimsel veriler ışığında Türk kamuoyuna tanıtmayı amaçlamaktadır. Türkiye'de bu alandaki akademik boşluğun doldurulmasına katkı sağlayacak "Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland Dosyası"nın, önümüzdeki dönemde Arktik çalışmalarına ilgi duyan araştırmacılar için önemli bir başvuru kaynağı olmasını temenni ediyorum.
Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland Bayrağı ile güzel bir başlangıç yaptık.
*Burada Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland’da misyoner çalışmaları başlatan ve bu nedenle Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın Havarisi olarak anılan Hans Egede ile fotoğrafım.
MOĞOL-İNİUT TÜRK YURDU GRÖNLAND'DA İLK GÜN, İLK GÖZLEMLER
Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'a ulaştığımız ilk gün, bölgenin doğal coğrafyası ilk bakışta dikkat çekiciydi. Haziran - Temmuz ayı olmasına rağmen serin hava, dağların zirvelerindeki kar örtüsü ve fiyortlarla bütünleşen manzara, Arktika coğrafyasının kendine özgü karakterini yansıtıyordu. İlk izlenimlerimiz, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın doğasının hem sert hem de etkileyici olduğunu gösteriyordu.
Sabah erken saatlerde şehir merkezinde dolaşırken genç bir çiftle karşılaştık. Kendileriyle kısa bir sohbet etme fırsatı bulduk. Konuşmamız sırasında Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland halkının tarihî kökenleri üzerine de görüş alışverişinde bulunduk. Günümüzde arkeolojik ve genetik araştırmaların ortaya koyduğu bulgular doğrultusunda, İnuit halkının atalarının binlerce yıl önce Sibirya ve Kuzeydoğu Asya'dan Bering Boğazı üzerinden Alaska ve Kanada Arktiği yoluyla Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'a ulaştığı bilinmektedir. Yerel halkın da bu tarihsel kökeni benimsediği görülmektedir.
Sohbetimiz sırasında dikkat çeken bir diğer husus ise alkol tüketiminin toplumdaki görünürlüğüydü. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen karşılaştığımız gençlerden birinin alkollü olması, bu konunun Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın sosyal yapısında önemli bir mesele olmaya devam ettiğini düşündürdü. Nitekim Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland üzerine yapılan birçok sosyal bilim araştırması da alkol bağımlılığının, özellikle sömürgecilik döneminin sosyal ve kültürel etkileri, hızlı toplumsal dönüşüm, ekonomik zorluklar ve ruh sağlığı sorunlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu ortaya koymaktadır.
Şehirde yaptığımız yürüyüş sırasında deniz kıyısına uzanan yerleşim alanlarını, kayalık yamaçları ve yaşamın doğayla iç içe sürdüğü mahalleleri gözlemleme fırsatı bulduk. Bazı bölgelerde modern şehirleşmenin ve yeni yaşam alanlarının izleri belirgin biçimde görülürken, bazı mahallelerde ise daha mütevazı yaşam koşulları dikkati çekiyordu.
Bu ilk gözlemler, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın bir yandan hızla modernleşmeye çalışan bir Arktika toplumu olduğunu, diğer yandan ise sömürgecilik döneminden miras kalan sosyal ve ekonomik sorunlarla yüzleşmeye devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenle Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ı yalnızca doğal güzellikleriyle değil, tarihsel geçmişi, toplumsal dönüşümü ve kültürel yapısıyla birlikte değerlendirmek gerekmektedir.
*Sabahın erken saatlerinde alkol alan genç ile sohbetimizden bir kare...
NUUK'TA KÜLTÜR, KİMLİK VE GELECEĞE DAİR GÖZLEMLER
Nuuk'ta ilk dikkatimi çeken unsurlardan biri, yaklaşık 20 bin nüfuslu bir başkent olmasına rağmen kültürel altyapısının son derece güçlü olmasıydı. NUUK’da üç müze var. Mitolojisi renkli ve ders verici anlatımlar içermekte, geleneksel ev tipleri yanında modern evlerin sayısı oldukça fazla. Denize yakın yerlerde evler bir iki katlı. Denizden uzaklaştıkça kat sayısı artıyor. Antalya’da bunun tersi bir yapılaşma var. Tüm gün boyunca ışık var. Beyaz yazları yaşıyoruz. Halkı çok sevimli ve yardımsever. Sohbeti seviyorlar. Çarşı ve pazarda turistlerden de aynı parayı alıyorlar.
Şehirde faaliyet gösteren müzeler, yalnızca Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın tarihini sergileyen mekânlar değil; aynı zamanda toplumun kültürel hafızasını koruyan, günümüzü belgeleyen ve geleceğe ilişkin vizyonunu ortaya koyan önemli bilimsel merkezler niteliğindedir. Müze koleksiyonlarında geleneksel İnuit yaşamına ait eserlerden modern sanat çalışmalarına, sömürge dönemine ilişkin belgelerden çağdaş Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland toplumunu anlatan sergilere kadar geniş bir içerik yer almaktadır.
Bu müzeler incelendiğinde, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın yalnızca doğal zenginlikleriyle değil, aynı zamanda güçlü bir kültürel kimliğe sahip olduğu açık biçimde görülmektedir. Röportaja eşlik edecek fotoğraflar da bu kültürel dönüşümü ve tarihsel sürekliliği görsel olarak ortaya koymaktadır.
Şehir merkezinde yaptığımız gözlemler, özellikle Nuuk'ta yaşayan Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönlandlıların Avrupa kültürüyle yoğun etkileşim içinde olduğunu göstermektedir. Eğitim sistemi, kamu kurumları ve günlük yaşamın birçok alanında Danimarka ve genel olarak Batı Avrupa'nın etkileri hissedilmektedir. Bununla birlikte, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland toplumunu bütün yönleriyle anlayabilmek için yalnızca başkentte bulunmanın yeterli olmadığı kanaatine vardım. Daha küçük yerleşim birimlerinde yaşayan İnuit topluluklarının geleneksel yaşam biçimlerini ve kültürel değerlerini yerinde gözlemlemek, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın toplumsal yapısını daha sağlıklı değerlendirmeye imkân sağlayacaktır.
Bu kapsamda görüştüğümüz bir balıkçı ve avcı, ailesinin kuşaklar boyunca İnuit kökenini koruduğunu ifade etti. Sohbetimiz sırasında Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın geleceğine ilişkin düşüncelerini de paylaştı. Kendi görüşüne göre Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın geleceğine yalnızca Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland halkı karar vermeli ve dış müdahalelerden uzak bir siyasal süreç izlenmelidir. Son dönemde uluslararası kamuoyunda tartışılan Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ın jeostratejik önemi ve özellikle ABD Başkanı Donald Trump döneminde gündeme gelen açıklamalar hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Bu değerlendirmeler, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland toplumunda farklı siyasi görüşlerin ve gelecek tasavvurlarının bulunduğunu göstermesi bakımından dikkat çekiciydi.
Başbakanlık binası önünde gerçekleştirdiğimiz bir başka sohbet sırasında ise bazı yerel kişiler, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland siyasetinde Danimarka ile ilişkilerin önemli bir tartışma konusu olduğunu dile getirdiler. Görüştüğümüz kişilerden biri, mevcut siyasi yönetimin Danimarka ile yakın ilişkiler sürdürdüğünü, buna karşılık bağımsızlığı savunan kesimlerin ise İnuit kimliğini ve ulusal egemenliği daha fazla öne çıkardığını ifade etti. Bu görüşler, elbette bireysel değerlendirmeler olup Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland toplumundaki farklı siyasi yaklaşımlardan yalnızca birini yansıtmaktadır.
Saha araştırmamız boyunca gerçekleştirdiğimiz bu ve benzeri görüşmeler, hazırlıkları devam eden "Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland Dosyası" kapsamında ayrıntılı biçimde ele alınacaktır. Amacımız, Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland'ı yalnızca doğal güzellikleriyle tanıtmak değil; tarihini, kültürünü, toplumsal yapısını, siyasal tartışmalarını ve Arktika Bölgesi’ndeki stratejik konumunu bilimsel veriler ve saha gözlemleri ışığında Türk kamuoyuna aktarmaktır.
Nuuk, dünyanın en kuzey başkentlerinden biri olmasının ötesinde; değişen dünyanın yeni jeopolitik, ekonomik ve kültürel dengelerini anlamak isteyen araştırmacılar için önemli bir gözlem laboratuvarı niteliğindedir. Bu nedenle Moğol-İniut-Türk Yurdu Grönland üzerine yürütülecek çalışmaların, önümüzdeki yıllarda Türkiye'deki Arktika araştırmalarına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.
Son olarak,
ABD Başkanı Donald Trump’ın 2026 NATO zirvesi için Ankara’ya inmesinden önce Moğol-İniut-Türk Yurdu Gröndland’ın başşehri NUUK’un sahil koylarından birine Türk bayrağı dikildi.