7-8 Temmuz tarihlerinde liderleri bir araya getiren NATO Zirvesi, sadece askeri ve siyasi stratejiler açısından değil, küresel finans piyasaları ve ekonomik dengeler açısından da kritik bir dönüm noktası oldu. Türkiye'nin de aktif olarak yer aldığı NATO Savunma Sanayii Forumu'nda, Avrupa merkezli projeler kapsamında 7 yeni stratejik sözleşmeye imza atıldı. NATO Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcısı tarafından duyurulan bu tarihi projeler; yeni mühimmat üretimi, uzay kullanımı ve entegre hava savunma sistemleri gibi hayati alanları kapsıyor.

İmzalanan sözleşmelerden 5'inin toplam bedelinin 75 milyar dolar gibi devasa bir hacme ulaşması, savunma endüstrisinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Sektör temsilcileri ve uzmanlar, bu gelişmelerin Türkiye'nin jeopolitik ağırlığını artıracağını öngörürken, finans çevreleri ise somut adımları izlemek üzere "bekle-gör" stratejisine geçmiş durumda.

SAVUNMA SANAYİİNDE İHRACAT POTANSİYELİ VE HİSSELERDEKİ 'BEKLENTİ' FİYATLAMASI

Filiz Eryılmaz Nato

NATO Savunma Sanayii Forumu kapsamında açıklanan 75 milyar dolarlık devasa bütçeli anlaşmaların makroekonomik yansımalarını değerlendiren Pusula Yatırım Başekonomisti Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, atılan adımların Türkiye'nin ihracat potansiyeline çarpan etkisi yapacağını vurguladı. Eryılmaz, bu tarihi hamlenin ekonomik ve stratejik boyutuna ilişkin şu kritik tespitlerde bulundu:

"Bu 75 milyar dolarlık anlaşma oldukça önemli. Çünkü bundan sonraki süreçte Türkiye'de savunma sanayii tarafında ihracat potansiyelini artıracak önemli bir gelişme. Tabii savunma sanayiinin ihracat potansiyelinin artması Türkiye'de sadece bu sektör özelinde değil, diğer sanayinin diğer dallarına da bu mutlaka sirayet edecektir dolaylı yollardan da olsa. Bu açıdan çok kıymetli.

Bir de tabii biliyorsunuz hani bizim savunma sanayiide öncü olma gibi bir durumumuz vardı. Dolayısıyla bu durumu daha da pekiştirecek, bu sektörü çok daha güçlendirecek bir adım olarak okuyorum ben bunu. Bu açıdan çok kıymetli. Hani bunun hem ekonomik anlamda bir önemi var hem de stratejik olarak da... Çok stratejik bir alan olduğu için Türkiye'yi ve Türkiye'de özellikle birçok ülkeye göre bu alanda öncü olduğu için önemli bir ülke haline getiriyor diyebilirim bu savunma sanayii meselesinin."

Finansal piyasaların bu devasa anlaşmaya verdiği tepkiyi de analiz eden Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, borsadaki fiyatlama mekanizmasının klasik "beklenti satın alınır, gerçekleşme satılır" mantığıyla çalıştığına dikkat çekti. Savunma sanayii hisselerinin zirveden tam bir hafta önce bu gelişmeyi fiyatlamaya başladığını belirten Eryılmaz, anlaşmaların resmiyet kazanmasının ardından Aselsan ve Altınay gibi öncü hisselerde kar satışlarının görüldüğünü ifade etti. Ancak bu durumun geçici olduğunu, orta ve uzun vadede bu potansiyelin savunma sektörü hisseleri için son derece olumlu bir zemin hazırlayacağını dile getirdi.

döviz

YABANCI YATIRIMCI İÇİN 'BEKLE-GÖR' DÖNEMİ

İç piyasadaki kırılganlıklara, MSCI ve S&P uyarılarına, Temmuz ayındaki sıcak iç siyaset başlıklarına ve halka arzların getirdiği baskıya da dikkat çeken Eryılmaz, borsa yükselmek istese bile bu dinamikler yüzünden güçlü bir alım gerçekleşmediğini söyledi.

Türkiye ile ABD arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması hedefinin 2019'dan beri konuşulduğunu, şu anki hacmin 35 milyar dolar civarında olduğunu hatırlatan Başekonomist, bu hedefe kısa vadede ulaşmanın kolay olmadığını ancak savunma sanayii gibi stratejik alanlara odaklanılarak bu sürecin hızlandırılabileceğini aktardı.

Eryılmaz, yabancı yatırımcının ise ancak somut adımlarla tescillenmiş bir Türkiye-ABD yakınlaşması ve Türkiye'nin NATO içindeki yerinin güçlenmesi durumunda bölgeye ilgi göstereceğini, şimdilik piyasanın "bekle ve gör" modunda olduğunu sözlerine ekledi.

JEOPOLİTİK RİSKLERİN GÖLGESİNDE BİR ZİRVE: İRAN KRİZİ VE PETROL ŞOKU

Onurcanborsa

Gedik Yatırım Yatırım Danışmanlığı Müdür Yardımcısı Onurcan Bal ise NATO Zirvesi'nin piyasa yansımalarını daha çok küresel jeopolitik riskler ve makro göstergeler üzerinden değerlendirdi. Zirveden çıkan mesajların özünde Türkiye-ABD ilişkilerinin iyiye gittiğine dair net bir özet sunduğunu belirten Bal, Trump'ın yaptırımlar ve F-35 konusundaki olumlu beyanatlarının normal şartlarda piyasalara çok daha güçlü ve pozitif yansıyabileceğini dile getirdi. Finansal piyasaların bu olumlu havayı tam olarak soluyamamasının nedenini zamanlama şanssızlığına bağlayan Bal, küresel piyasaları sarsan gelişmeleri şöyle özetledi:

"Ancak tam bu NATO zirvesinin olduğu süreçte Amerika'nın İran'a tekrar bir saldırı düzenlemesi ve Trump'ın ateşkesin sona erdiğine ve İran'a yönelik hani saldırıların yapılabileceğine dair açıklamaları, tekrardan jeopolitik riskleri artırırken petrol fiyatlarında da 70 dolarlardan 80 dolara kadar hızlı bir yükselişi tetikledi. Mevcut durumda yeniden jeopolitik risklerin gündeme, gündemin ön sırasına taşındığı bir süreçteyiz.

Burada Amerika'nın saldırılarını takip ettik hem çarşamba günü hem perşembe günü. Şu an yine aynı zamanda diyalog kanalı tamamen kapandı diyebileceğimiz bir noktada da değiliz. Ama haziran sonrasında varılan mutabakatla birlikte jeopolitik riskler önemli ölçüde azalmıştı. Bu haftaki gelişmelerle birlikte bunlar tekrar ön plana çıktı. Petrol biraz yükseldi; şu an 75-76 dolar seviyesinde brent petrol, 80 dolardan hafif geriledi. Ancak yine de önümüzdeki günlerde tekrar ajandamıza, gündemimize jeopolitik gelişmeler ve buradaki haber akışları girmiş oldu."

Zirvenin ikili ilişkiler boyutunda taşıdığı tüm olumlu potansiyele rağmen, Orta Doğu'da tırmanan sıcak çatışma ortamının ve petrol fiyatlarındaki ani dalgalanmanın gölgesinde kaldığını belirten Onurcan Bal, bu küresel risklerin baskısıyla Borsa İstanbul'da NATO haftasında alıcılı bir seyir yerine, ne yazık ki satış ağırlıklı bir fiyatlama tablosunun ön plana çıktığını kaydetti.

KONGRE BARİKATI VE SEİA SÖZLEŞMESİNİN TARİHSEL HAFIZASI

Can Baydarol

Uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği (AB) Uzmanı Can Baydarol, NATO Zirvesi'nin perde arkasını, vaatlerin hukuki zeminini ve Türkiye'ye yüklenen yeni stratejik misyonları derinlemesine bir analizle ele aldı. Baydarol, CAATSA yaptırımlarına son verilmesi, Türkiye'nin parasını ödediği F-35 uçaklarına kavuşması (liderlerin 5 adetten bahsettiğini ancak kendi bilgi dağarcığında 6 adet olduğunu not düşerek), yeni F-16 tedariki ile modernizasyon kitlerinin alınması ve milli muharip uçak KAAN'ın motorlarının satın alınabilmesinin önünün açılması gibi başlıkların kulağa son derece hoş geldiğini belirtti.

Cumhurbaskani Erdogan Ve Trumptan Ortak Aciklamalar Trump Turkiyeye Caatsa Yaptirimlarini Kaldiracagiz

Ancak tüm bu maddelerin ön koşulu olan CAATSA'nın kaldırılmasının bir ABD yasası olduğunu ve tek başına Trump'ın iradesinin yeterli olmayıp Kongre onayının şart olduğunu hatırlattı. Trump'ın iç politikadaki popülarite kaybı nedeniyle kasım ayındaki yenileme seçimlerinde Kongre'de sandalye kaybetme riski taşıdığını belirten Baydarol, Yahudi ve Rum lobilerinin seçimler üzerindeki etkisinin de bu süreci gölgeleyebileceğini söyledi.

Türkiye Abd

Geçmişten tarihi bir örnek veren Baydarol, 1985 yılında Türkiye ile ABD arasında Savunma Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) imzalanırken de ABD'nin taleplerinin derhal karşılandığını ancak Türkiye'nin haklı taleplerinin sürekli ertelendiğini, bu yüzden mevcut soyut vaatler karşısında rasyonel bir temkinlilik sergilemek gerektiğini paylaştı.

Zirve boyunca tüm dünyada bir "Trump Şov" izlendiğini; İtalya Başbakanı Meloni ile olan magazinsel ilişkilerden İspanya ve Grönland meselesi üzerinden Danimarka'ya dönük sert uyarılara kadar pek çok konunun gündemi meşgul ettiğini belirten AB Uzmanı Can Baydarol, zirvenin sonuç bildirgesine ve küresel güvenliğin yeni anayasasına dair hayati maddeleri özetledi.

İttifakın 5. Maddesi'nin (birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır) yeniden teyit edildiğini, ancak diğer üyelerin Trump'ın tek taraflı hamlelerine karşı "Sana saldırmazlar da sen saldırırsan biz o savaşta yokuz!" mesajı verdiğini belirten Baydarol; Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından kapatılamayacağının kabulü, İran'ın nükleer bir tehdit olmasının engellenmesi, Rusya'nın kalıcı tehdit olarak tanımlanması, Ukrayna'ya önümüzdeki yıl için 70 milyar dolarlık dev yardım paketi ve Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırma zorunluluğu gibi maddelerin "NATO 3.0" olarak adlandırılan yeni dünya koşullarına göre yeniden yapılanma reformunun tescili olduğunu ifade etti.

BATI İTTİFAKINA NET MESAJ

Hem Batılı müttefiklere hem de Türkiye'nin iç siyaset dinamiklerine hayati uyarılarda bulunan Can Baydarol, Avrupa Birliği ülkelerinin bugüne kadar savunma giderlerini tamamen ABD'nin sırtına yıkarak konforlu bir barış ve refah projesi içinde yaşadıklarını ifade etti.

Söz konusu Türkiye olduğunda ise Batı'nın sürekli çeşitli bahanelerin arkasına sığınarak dışlayıcı bir tavır takındığını hatırlatan uzman,

"Madem ki bizden Avrupa güvenlik mimarisi için çok şey bekliyorlar, o zaman onların da bize yaklaşımlarında sözde kalmayan önemli değişimler geçirmeleri gerekiyor. Örneğin vakit kaybetmeksizin tam üyelik yolumuzun tekrar teyidi, gümrük birliğinin güncellenmesi, AB menşei sorununun hemen çözülmesi, vize meselesinde acil ilerlemeler gibi…" çağrıda bulundu.

Muhabir: Tuba Tunca