Ölümünün 64. yıldönümünde Ahmet Hamdi Tanpınar’a bakış

Türk Edebiyatı deyince aklımıza ilk gelen yazarlardan biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar’a günümüzden baktığımızda, Türkiye’nin modernleşme sancısını ve Doğu ile Batı arasındaki kültürel çatışmayı gözler önüne seren bir rehber olduğunu görebiliyoruz.

Onun kaleminden çıkanları okumak yalnızca bir hikaye okumakla sınırlı kalmıyor.

Musiki, mimari ve felsefeyle örülmüş birçok koldan sarmalanmamızı sağlayan yeni bir alem oluşturuyor bizim için.

Bunu yaparken de Bergsoncu bir yaklaşım sergiliyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar, "Antalyalı Genç Kıza Mektupta"ta Fransız filozof Bergson'un şiir ve sanat anlayışında büyük bir tesiri olduğunu dile getirir.

Tanpınar, "Şiir ve sanat anlayışımda Bergson'un zaman telakkisinin mühim bir yeri vardır.

Pek az okumakla beraber, o da borçlu olduğum insanlardandır." diye anlatır.

'Tanpınar’ deyince aklımıza ilk gelen kavram ise şüphesiz zaman oluyor.

Ona göre zaman, "yekpâre geniş bir an" ve "parçalanmaz bir bütün"den oluşuyor.

Tanpınar, akıp gitmekte olan zamanın yerine yaşanan zamanı yerleştiriyor.

Nitekim 1954 yılında yayınladığı Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı kitabı, günümüzde bile içinde yaşadığımız toplumun modernleşirken yaşadığı sancılardan söz ediyor.

Konu itibariyle hâlâ güncelliğini koruyan bir roman olduğunu söyleyebiliriz.

Ölümünün 64. yıldönümü vesilesiyle Ahmet Hamdi’nin düşünce dünyasına yeni bir yolculuğa çıkarak okuduklarımdan derlediğim bir köşe yazmak istedim.

Tanpınar’ın bugün bizlere ne söylediğini kendi sözlerimle ifade edecek olursam eğer, derin anlamlara sahip cümleleriyle, 5-6 inçlik ekranlarda maruz kaldığımız yapay gürültünün içerisinde dinginliğin ne denli önemli olduğudur.

Kendi sesimizi dahi duymakta zorlandığımız bu dijital çağda dış sesleri kısarak Ahmet Hamdi’nin dünyasına davet ediyorum sizleri:

Bu akşam, bu tenha saati ömrün,

Uzak servilerin arkasında gün.

Bu güneş döşenmiş bahar bahçesi,

Suyun uzaklaşan yaklaşan sesi.

Ve yanık türküsü dalda bülbülün

Ateşten çemberi üstünde gülün.