“Enola Holmes 3 (2026)”, serinin önceki filmleri gibi, ilk bakışta genç izleyiciye seslenen, eğlenceli bir polisiye macera izlenimi veriyor. Oysa film, yine önceki iki yapımın izinden giderek Büyük Britanya'nın geçmişiyle ve ataerkil düzenle hesaplaşmasını sürdürüyor. İlk film kadın haklarını ve siyasal reformu, ikinci film ise 1888 Kibritçi Kızlar Grevi'nden hareketle kadın işçilerin mücadelesini odağına almıştı. Philip Barantini'nin üçüncü filmi, bu eleştirel çizgiyi Malta'ya taşıyarak Britanya İmparatorluğu'nun sömürgecilik geçmişine yöneliyor.
Bu kez çatışmanın merkezinde Enola ile Lord Tewkesbury'nin evlilik kararı var. Viktorya döneminde evlilik, kadının hukuki kimliğini büyük ölçüde kocasına devreden bir kurum. Adının tersten okunuşu "yalnız" olan Enola için bu karar, aşk kadar bağımsızlığını koruyup koruyamayacağıyla da ilgili. Filmin finalinde Tewkesbury'nin aristokrat unvanlarından vazgeçmesi, Enola'nın ise kendi adını, kimliğini koruması, ilişkinin eşitlik temelinde yeniden kurulabileceğini gösteren simgesel bir seçim.
Filmin asıl ağırlık merkezi ise sömürgecilik. Şifreler çözüldükçe, izler Enola'yı yıllar önce örtbas edilmiş askeri bir suça götürüyor. Afganistan'dan yağmalanan altınların Malta açıklarında batırılan bir gemiyle ilişkilendirilmesi, imparatorluğun uyguladığı şiddeti ve işlediği suçu ortaya çıkarıyor. Senarist Jack Thorne, yine de anlatıyı bir kurtarıcı karaktere teslim etmiyor. Yerel direnişçi Mikiel Mizzi'nin, sömürgeciye sömürgeciliğin ne olduğunu anlatmayacağını ifade etmesi de zaten kendi tarihini en iyi o tarihi yaşayanların anlatabileceğini imliyor. Enola ve çevresi, gerçeğin ortaya çıkmasına aracılık ediyor sadece, tarihin sahibi olmaya çalışmıyor.
Hint kökenli bir oyuncunun canlandırdığı Dr. John Watson da filmin dikkat çekici yorumlarından biri. Karakter, Britanya İmparatorluğu'na duyduğu bağlılıkla onun yol açtığı yıkım arasında sıkışmış bir vicdanı temsil ediyor. Moriarty ise kişisel çıkarın ötesine geçen bir öfkeyle hareket ederek devletin gizlediği suçları açığa çıkarmış oluyor. Filmin finali ise intikam yerine adaletin seçilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bununla birlikte Enola Holmes 3, önceki iki filmin anlatı dengesine her zaman ulaşamıyor. Toplumsal meseleleri görünür kılma isteği zaman zaman polisiye gerilimin önüne geçiyor, olay örgüsü kolay çözüldüğü için gizemin etkisi zayıflıyor. Yine de popüler sinemanın geniş izleyici kitlesi içinde bireysel ve kamusal kadın haklarından kadın işçilerin emeğine, oradan sömürgecilik özeleştirisine uzanan düşünsel sürekliliğini koruması bakımından dikkat çekici bir yapım serisi.
Sanata evet.