Gökyüzünde zarif bir imza gibi beliren o incecik hilal, sadece takvim yapraklarının değiştiğini değil; yorgun gönüllerin nihayet bir limana yanaştığını fısıldıyor.
Hoş geldin ya şehr-i Ramazan; evimize, çocukluk hatıralarımıza ama en çok da daralan göğsümüze bir inşirah gibi hoş geldin.
Bazı aylar vardır, sadece zamanın içinden geçip gitmezler; bizim içimizden geçerler. Ramazan da öyledir.
O geldiğinde eşyaya bir vakar, ekmeğe bir aziziyet, suya bir özlem ve insana tarif edilemez bir yumuşaklık çöker.
Sokaklarda tüten o sıcak pidenin kokusu, aslında sadece unun ve suyun hikayesi değil; bizi çocukluğumuzun o güvenli limanlarına, dedemizin dizinin dibine, ninemizin dualı ağzına götüren bir zaman makinesidir.
*Görselde yapay zekadan faydalanılmıştır.
ESKİMEYEN BİR ÇOCUKLUK SIZISI: NEREDE O ESKİ SOFRALAR?
Her Ramazan geldiğinde, içimizde bir yerlerde o eski, kalabalık ve neşeli sofraların hasreti sızlar.
Hatırlıyor musunuz?
Televizyonun sesinin kısıldığı, sadece kaşık seslerinin ve dışarıdan gelen ezan bekleyişinin o kutsal sessizliğinin hakim olduğu anları...
Şimdi sofralarımız belki daha zengin, tabaklarımız daha süslü ama o günlerdeki o "bir lokmayı bin cana bölüştüren" samimiyeti her yıl yeniden arıyoruz.
Ramazan, bize kaybettiğimiz o ruhu geri getirmeye gelir.
Bize sadece aç kalmayı değil; bir yetimin başını okşamanın, bir komşunun kapısını çalmanın, "Nasılsın?" demenin aslında en büyük iftar olduğunu hatırlatır.
Çünkü asıl oruç, dili yalandan, eli haramdan, kalbi ise nefretten koruyabildiğimizde amacına ulaşır.
SAHURUN SESSİZLİĞİ: KULUN RABBİYLE BAŞ BAŞA KALDIĞI O MAHREM AN
Gecenin en siyah anında, şehirlerin üzerine çöken o muazzam sükûneti düşünün... Sadece pencerelerden sızan sarı ışıklar ve mutfaklardan gelen hafif tıkırtılar.
Sahur, insanın kendi içine yaptığı en uzun yolculuktur. Herkes uyurken, kainat sahibiyle kurulan o gizli bağ, ruhun en saf gıdasıdır.
O vakitlerde içilen bir bardak su, sadece bir sıvı değil; sabrın ilk adımı, iradenin nişanesidir.
Sahurda edilen dualar, gökyüzüne daha yakın, kalbe daha bitişiktir. İnsan o an anlar ki; aslında ne kadar aciz ama bir o kadar da sevilen bir kuldur.
Modern dünyanın karmaşasında unuttuğumuz o "kul olma" bilinci, seher vaktinin serinliğiyle yeniden damarlarımıza yayılır.
BOŞ KALAN SANDALYELER VE DOLUP TAŞAN HATIRALAR
Bu yıl da iftar sofrasına oturduğumuzda, bazılarımızın gözü o boş sandalyeye takılacak.
Belki geçen yıl yanımızda olan bir büyüğümüz, belki sesini duymaya doyamadığımız bir dostumuz artık yok...
Ramazan’ın en hüzünlü yanı, gidenlerin yokluğunu o büyük sofralarda daha çok hissettirmesidir. Ama inancımız bize der ki; sevgi bakidir ve dualar engel tanımaz.
Bizler bugün o boş sandalyelerin yasını tutarken, aslında gidenlerin ruhuna gönderdiğimiz bir Fatiha ile sofrayı daha da genişletiyoruz.
Ramazan, ölümü bir yok oluş değil, bir yer değiştirme ve büyük vuslata hazırlık olarak görmemizi sağlar.
Hüzün de bu ayın bir parçasıdır ve o hüzün, kalbi katılaşmaktan koruyan en nazik ilaçtır.
AL SANCAK ALTINDA, TEK BİR DUA ETRAFINDA
Ramazan bizi sadece bireysel bir arınmaya çağırmaz; bizi biz yapan o büyük birliğe, "Millet" olmanın o asil duygusuna davet eder.
Minarelerin arasında yanan mahyalar, semaya yükselen "Allahuekber" nidaları ve gölgesinde huzur bulduğumuz Al Sancak... Hepsi aynı hakikatin farklı renkleridir.
Bizler, dünyanın dört bir yanında zulüm altında kıvranan, bir lokma ekmeğe, bir yudum barışa hasret kalan kardeşlerimizin sızısını da iftar soframızın başköşesine oturturuz.
Onların acısıyla burkulmayan bir yürek, hakkıyla oruç tutmuş sayılmaz. Çünkü bu ay, "ben" olmaktan çıkıp "biz" olmanın, mazlumun ahına ortak olmanın ayıdır.
"Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Ra'd, 28)
BİR ARINMA MEVSİMİ: İFTARA DEĞİL, KENDİMİZE KAVUŞMAK
Ramazan bittiğinde, sadece bayram kıyafetlerini giyen insanlar mı olacağız?
Yoksa ruhunu sabırla yıkamış, öfkesini şefkatle dindirmiş, diline sevgi mührü vurmuş birer "gönül insanı" mı?
Ramazan tabiri caiz ise bir okuldur. Öğretmeni sabır, imtihanı irade, diploması ise ebedi huzurdur.
Dilerim ki bu mübarek ay boyunca gönül evimizi öyle güzel temizleyelim ki; içinde ne kibir kalsın, ne de kin.
Sadece saf bir sevgi ve derin bir şükür... Sofranız bereketli, gönlünüz huzurlu, dualarınız kabul olsun.
Bu mübarek ayın bereketi; başta şehit ailelerimiz ve gazilerimiz olmak üzere, tüm mazlum coğrafyalara ve necip milletimize rahmet olarak yağsın.