Sanatçısına sahip çıkmayan bir toplum kendi hafızasını nasıl korur?

1970'li yıllarda "Bayan Bacak" lakabıyla tanınan oyuncu ve ses sanatçısı Serpil Örümcer, ekonomik olarak zor günler geçiriyor. Daha önce faturalarını ödemek için fotoğraflarını satan bir dönemin ünlü ismi, şimdi de yaşadığı evin kentsel dönüşüme girmesi nedeniyle zor günler yaşıyor.

Instagram sayfasından yardım çağrısında bulunan oyuncu, sevenlerinden destek istedi. Örümcer, açıklamalarında kendisine "dayalı döşeli bir ev verildiği" iddiasının da gerçeği yansıtmadığını belirterek şunları söyledi:

“Bazı haberlerde bana dayalı döşeli ev verildiği söyleniyor ama bu doğru değil. Şu anda kirada oturuyorum. Ne yazık ki yaşadığım ev de kentsel dönüşüme girdi ve taşınmak için çok az zamanım kaldı. Yeni bir kiralık ev arıyorum ancak kiralar çok yüksek, bütçem yeterli değil. Bu yüzden resimlerimi, kasetlerimi ve üzerinde fotoğrafım olan bir saati satıyorum. Bana destek olan herkese çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.”

Bir döneme damgasını vuran bir sanatçının barınma krizinin eşiğine gelmesi, "Bu işin neresinde yanlış yaptık?" sorusunu bir kez daha aklımıza kazıdı. Ne yazık ki onun hikâyesi, "emekli sanatçı" kavramının ülkemizde ne kadar kırılgan olduğunu gösteren yüzlerce örnekten sadece bir tanesi.

Peki, bu tablo karşısında kim sorumlu? Günümüzde milyonluk bütçelerle çalışan, bir dizi bölümüyle asgari ücretlinin yıllık kazancından daha fazlasını elde eden popüler oyunculara düşen ne? Ve asıl olarak, sanatçıyı güvencesizliğe mahkûm eden sistem karşısında devletin rolü ne olmalı?

Günümüz oyuncularının büyük paralar kazanması, onların suçu değil, içinde bulundukları piyasanın bir gerçeği. Ancak bu noktada "sektör" olarak dayanışma kavramı, sadece sosyal medyadan üzüntü belirten emojiler koymaktan ibaret olmamalı. Gerçek anlamda bir meslek dayanışması, kazananların, bu sektörün temel taşlarını oluşturan büyüklerine koşulsuz bir vefa borcu olduğu bilinciyle hareket etmesini gerektirir.

Türkiye'de oyuncu sendikaları ve meslek örgütleri, ne yazık ki bu tür vakalarda çoğunlukla "yardım kampanyası" düzenlemekle yetiniyor. Oysa ihtiyaç duyulan şey, sistematik bir meslektaş dayanışma fonudur. Bir oyuncu, meslekte geçirdiği her yıl için prim ödediği, emeklilik döneminde ya da darboğaza düştüğünde bu fondan düzenli gelir elde edebileceği bir yapıya kavuşmalıdır. Bu fon, günümüzün yüksek bütçeli yapımlarında görev alan oyuncuların yapacakları küçük oranlı bağışlarla veya yapım şirketlerinin bütçelerinden ayıracakları zorunlu bir kalemle sürdürülebilir hale getirilebilir.

Devlete düşen görev ise daha yapısal ve kurumsaldır. Bu mesele birkaç emekli sanatçıya yardım eli uzatmaktan ibaret değildir. Bir kültür politikası sorunudur.

Tıpkı İtalya'da sanatçılar için özel bir emeklilik fonunun (FPLS – Fondo Lavoratori dello Spettacolo) oluşturulduğu, Fransa'da ise Kültür Bakanlığı'nın sanatçıların barınma ve üretim ihtiyaçlarına yönelik güçlü kurumsal destek mekanizmaları geliştirdiği gibi, Türkiye de sanatçılarını kültürel miras olarak kabul eden yapısal bir model kurmalıdır. Düşünün ki bir Yeşilçam oyuncusu, emekliliğinde sanatçı konukevleri veya uygun maliyetli kira desteğiyle devlet koruması altında yaşayabilsin. Kentsel dönüşüm süreçleri veya doğal afetler karşısında, bu kişiler risk grubu olarak tanımlanıp, tahliye süreçlerinde sosyal devlet ilkesiyle önceliklendirilsin.

Ayrıca, SGK primleri konusunda geçmişte yaşanan aralıklı çalışma sorunu, sanatçıların emeklilikte en düşük maaşla karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Devlet, sanatçıların çalışma hayatındaki bu kesintili yapıyı gözeten, esnek emeklilik modeli geliştirmelidir. Sanat, bir meslek olarak tanımlandığında, bu mesleğin doğasına uygun bir sosyal güvenlik şemsiyesi oluşturulmalıdır.

Serpil Örümcer'in hikâyesi, unutulmaması gereken bir uyarıdır. Bugün televizyonlarda, dijital platformlarda parlayan yıldızlar, yarının hatıralarıdır. Bu ülkede sanatın emeğinin değer görmesi, sadece popüler olunan anlarla sınırlı kalmamalıdır.

Sektörün büyük kazançlarından küçük bir kesit ayırarak kurumsal dayanışma fonları oluşturmak, devletin ise bu oyuncuları birer kültür işçisi olarak görüp onurlu bir yaşam sürmelerini sağlayacak yasal düzenlemeleri hayata geçirmesi artık bir lütuf değil, zorunluluktur.

Bir toplum, sanatçısına nasıl davranıyorsa, aslında kendi hafızasına da o kadar saygı gösteriyor demektir. Unutmayalım ki, bir ülkenin medeniyet seviyesi, sanatçısına sunduğu sosyal güvence ile ölçülür.

Serpil Örümcer'in yaşadığı bu zorlu süreç, eğer yapısal çözümlerle taçlandırılmazsa, yarın başka bir emektarın ismiyle tekrar karşımıza çıkacaktır.

Bu yazıyı, sadece bir yardım çağrısı olarak değil, bir kültür politikası çağrısı olarak okuyalım.

Sanatın emeği incinmesin!