‘Sevgililer Günü’ hediyesi…

Bazı maçlar vardır, daha ilk düdükle içinize bir şey dolar. Trabzonspor-Fenerbahçe maçı da öyleydi... Sevgililer Günü’ydü ve futbol, sanki özel bir jest yapmaya niyetliydi.

Trabzon’da gol perdesi erkenden açıldı. Bekleme yok, yoklama yok. İki takım da saklanmadı. Tempo yüksek, temas sert, oyun cesurdu. Uzun zamandır bir büyük maçın başlangıcında bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Abartı ya da kinaye değil bu. Gerçekten özlemişim böyle başlangıçları. İlk 45 dakika, futbolun en saf hâliydi. Hızlı, yürekli ve sahici….
İkinci yarı mı?
İşte orada büyü biraz dağıldı. İlk yarının tadı yoktu. Daha temkinli, daha tutuk bir oyun…
İnsan ister ki böyle başlayan bir maç aynı coşkuyla, devam etsin. Ama futbol bazen en güzel cümlesini baştan söyleyip susar. Yine de şükür; en azından bir devre boyunca oyunun kalbine dokunduk.

PEKİ MAÇ NASILDI?

Önce misafir takımdan başlayalım… Takımın başına geldiği günden bu yana, futbol kamuoyunun haklı beğenisini kazanan Tedesco, orta sahayı –her zamankinden biraz fazla- kalabalık tutarak başladı maça...
Böyle başlayınca da kanatların içeriye doğru kat etmesi gerekiyor doğal olarak. Trabzonspor, merkezden hücum etmeyi seviyor. Atak olgunlaştırarak kanatlara doğru akıyorlar. Buradan hareketle, Tedesco’nun başlangıç planı doğruydu. Asıl soru, bu planın tutup tutmayacağıydı. Çünkü; kalabalık merkez ve içeriye kat eden kanatlardaki sorun, geniş alan bırakılmasıydı. Lakin bunu da Trabzonspor, bir iki pozisyon dışında, değerlendiremedi.

‘BÜYÜCÜ'NÜN’ GECESİ

Dedik ya yukarıda; ‘merkez kalabalık tutulursa, kanatlar içeriye kıvrılacak’ diye… İşte bu oyun; ‘Harry Potter’ Kerem’in, bence, en sevdiği ve başarılı olduğu oyun...
35’e kadar maçın içinde olup olmadığı belli olmayan içime, “Acaba kadroyu yanlış mı gördüm” korkusu salarak birkaç kez kontrol ettiren Kerem, attığı golle beraber, oynamaya ve oynatmaya başladı. Kanattan içeriye kat ederek girdiği her pozisyon tehlike doluydu. Hem oynadı, hem de ‘matador’ Asensio’yu da oynattı. 60. dakika gibi pili bitse de, o eski Kerem’i bir süreliğine seyretmek de çok güzeldi doğrusu

BİZDE MİSAFİRLİK ÜÇ GÜN SÜRER KANTE…

Devre arası transferlerinin en çok konuşulan ismi N’golo Kante’ydi. Yeteneği tartışılmaz; Adam topçu oğlu, topçu… Ancak sahada henüz ağırlığını koyabilmiş değil. İkinci maçında da yeterli olduğunu düşünmüyorum.
Yeni geldi, adaptasyon süresi, arkadaşlarını tanıyacak ona da eyvallah da, bizde misafirlik ’üç gündür’ be Kantecim… Üç gün sonra homurdanmaya başlar, “Gel bir işin ucundan tut” der tribünler. Bak Guendouzi’ye… Pıtırak gibi her yerde bitiyor maşallah.
Dost acı söyler; Nottingham Forest maçlarında da böyle oynarsan, küskünlük giriverir araya maazallah…

SÖYLE BAKALIM ONANA EFENDİ…

Gelelim ev sahibine. Golü de bulduktan sonra maçı alıp götürebilirler miydi, tartışılır... Böyle bir maçta Trabzonspor’un iki farklı öne geçip, seyirci desteğini de arkasına alarak, muhteşem bir galibiyete imza atması, “Şampiyonluk yarışında ben de varım” denemesi anlamına gelir miydi?
Evet…
Bu maçın kaybedilmesinin en büyük sorumlusu Onana’dır bence. Arkadaş, Fenerbahçe üç kere geldi, üçü de gol oldu… Onana’nın kurtardığı top yok, yediği üç gol var…
Böyle bir maçta bu hataların telafisi olmuyor. Kalene üç top geliyor ve bu üç topu da –ve üstelik ikisi kapattığın köşeden- ağlardan alıyorsan eğer, denecek hiçbir söz yok sana…
Trabzon’da son düdük çaldığında geride futbolun 45 dakikalık ‘Sevgililer Günü’ hediyesi kaldı. Kısa sürdü ama içtendi. Bazen bir devre bile yetiyor, neden hâlâ bu oyuna inandığımızı hatırlamaya…