DÜNYA

İran devlet televizyonu doğruladı: Dini Lider Ali Hamaney öldürüldü

Son dakika... ABD Başkanı Donald Trump'ın İran Dini Lideri Hamaney'in öldürüldüğünü açıklamasının ardından İran devlet televizyonu, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybettiğini duyurdu.

Loading...

Son dakika... İran dini lideri Ali Hamaney öldürüldü.

ABD Başkanı Donald Trump, önceki saatlerde yaptığı açıklamada "Ali Hamaney, tarihin en kötü insanlarından biri, öldü." ifadelerini kullanmıştı.

ABD Başkanı Trump: Tarihin en kötü insanlarından biri Hamaney öldü
ABD Başkanı Trump: Tarihin en kötü insanlarından biri Hamaney öldü
İçeriği Görüntüle

Anadolu Ajansı, 04.44'te geçtiği son dakika haberinde "İran devlet televizyonu, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybettiğini duyurdu." cümlesiyle Ali Hamaney'in öldürüldüğünü abonelerine servis etti.

"İRAN İSLAM DEVRİMİ LİDERİ ŞEHADETE ULAŞTI"

İran devlet televizyonu, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybettiğini duyurdu.

İran devlet televizyonu, Ali Hamaney'in hayatını kaybettiğini belirterek, "İran İslam devrimi lideri şehadete ulaştı." ifadesini kullandı.

ALİ HAMANEY'İN SOSYAL MEDYA HESABINDAN DA AÇIKLAMA YAPILDI

Tahran'da patlama sesleri: İsrail, İran'a saldırı başlattı!
Tahran'da patlama sesleri: İsrail, İran'a saldırı başlattı!
İçeriği Görüntüle

HAMANEY HAYATINI NASIL KAYBETTİ?

İran medyası Hamaney'in hayatını kaybettiği anlarla ilgili şu detayları paylaştı:

İslam Devrimi'nin Yüksek Lideri, Liderlik Konutu'ndaki görev yerinde şehit edildi. Şehit edildiği sırada, kendisine verilen görevleri yerine getiriyordu ve iş yerindeydi (ofisinde) ve bu alçakça saldırı Cumartesi sabahının erken saatlerinde gerçekleşti.

Dünya ayakta: İran karşı saldırıya geçti
Dünya ayakta: İran karşı saldırıya geçti
İçeriği Görüntüle

İRAN'DA 40 GÜNLÜK YAS İLAN EDİLDİ

İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in hayatını kaybetmesinin ardından İran'da 40 günlük yas ve 7 gün resmi tatil ilan edildi.

ALİ HAMANEY KİMDİR?

Ali Hamaney'in kökeni ve dini eğitimi

Tam adı Seyyid Ali Hüseyni Hamaney olan lider, 19 Nisan 1939’da Meşhed’de doğdu. Sekiz çocuklu, mütevazı ve dindar bir ailenin ikinci çocuğuydu. Babası, Şii geleneğine mensup orta düzey bir din âlimiydi. Ailenin kökeni, İran’ın Doğu Azerbaycan eyaletindeki Hamane kasabasına dayanıyordu; bu nedenle Azeri kimliği, Hamaney’in toplumsal arka planının önemli bir parçası oldu.

Henüz çocuk yaşta Kur’an eğitimi aldı, 11 yaşında dini ilimlerde icazet kazandı. Gençlik yıllarında Meşhed ve Kum’daki medreselerde eğitim gördü. İslam hukuku (fıkıh) ve Şii teolojisi alanında ilerleyerek “merce-i taklid” seviyesine ulaştı; bu makam, Şii dünyasında en yüksek dini otoritelerden biri olarak kabul edilir.

Ancak Hamaney’in dini kimliği hiçbir zaman salt manevi bir çerçeveyle sınırlı kalmadı. O, daha genç yaşlarda siyaseti dinî mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu.

Ali Hamaney'in Şah’a karşı mücadele ve devrim süreci

1960’lı yıllardan itibaren, İran’ı yöneten Muhammed Rıza Pehlevi’nin Batı yanlısı monarşisine karşı gelişen muhalefetin aktif isimlerinden biri oldu. Özellikle 1963’te başlayan protesto dalgasında öne çıktı.

1963-1977 yılları arasında altı kez tutuklandı, işkence gördü ve sürgüne gönderildi. Bu dönemde yeraltı faaliyetleri yürüttü, vaazları ve hitabet gücüyle Şah karşıtı çevrelerde tanındı. Etkileyici bir hatip olarak geniş kitleleri mobilize edebilen bir figüre dönüştü.

1979’da İran İslam Devrimi başarıya ulaştığında, devrimin lideri Ruhullah Humeyni’nin en yakın çalışma arkadaşları arasında yer aldı. Devrim Konseyi üyeliğine getirildi ve kısa sürede yeni rejimin ideolojik mimarlarından biri olarak öne çıktı.

Suikast girişimi ve “yaşayan şehit” imajı

27 Haziran 1981’de Tahran’da bir camide konuşma yaptığı sırada düzenlenen bombalı saldırıdan ağır yaralı olarak kurtuldu. Bu saldırı sonucunda sağ kolu felç kaldı ve bir daha kullanamadı.

Bu olay, Hamaney’in rejim içindeki konumunu güçlendirdi. “Yaşayan şehit” olarak anılmaya başlanması, devrimci meşruiyetini artırdı ve onu sistemin sembolik figürlerinden biri haline getirdi.

Cumhurbaşkanlığından rehberliğe

1981’de İran’ın üçüncü Cumhurbaşkanı seçildi ve 1989’a kadar bu görevde kaldı. Bu dönemde İran-Irak Savaşı’nın son yıllarına tanıklık etti ve devlet mekanizmasının merkezinde yer aldı.

1989’da Humeyni’nin ölümünün ardından Uzmanlar Meclisi tarafından İran’ın ikinci Dini Lideri seçildi. Bu seçim, İran siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcıydı. Anayasal olarak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı, yargı erkini atama yetkisi, devlet televizyonu ve kritik kurumlar üzerinde nihai söz hakkı gibi geniş yetkiler Hamaney’in elinde toplandı.

36 yılı aşkın süre boyunca İran’daki tüm temel güç merkezleri üzerinde belirleyici bir otorite kurdu. Cumhurbaşkanları değişti, parlamentolar yenilendi; ancak sistemin nihai karar mercii olarak Hamaney kaldı.

Dış politikada sert bir hat izledi

Hamaney’in dış politika anlayışı, özellikle ABD ve İsrail karşıtlığı üzerine inşa edildi. ABD’yi sık sık “Büyük Şeytan” olarak tanımladı ve Washington ile tam normalleşmeye karşı çıktı.

Rusya ve Çin ile stratejik ilişkilerin güçlendirilmesi, onun döneminde belirginleşti. Bölgesel düzeyde ise Hizbullah, Hamas ve Husiler gibi aktörlere verilen destek, İran’ın Ortadoğu’daki nüfuz alanını genişletti. Bu politika, Batı’da “Şii Hilali” olarak adlandırılan jeopolitik etki kuşağının temelini oluşturdu.

Adı zaman zaman uluslararası krizlerle ve suikast iddialarıyla anıldı. Almanya’daki Mykonos davasında İranlı muhaliflere yönelik suikastın azmettiricileri arasında gösterildi. Buna karşın içeride, rejimin devamlılığının teminatı olarak sunuldu.

Ailesi ve özel hayatı

Eşi Mensure Hocasete Bakırzade ile altı çocuk sahibi oldu: Dört erkek, iki kız. Ailesi kamuoyundan büyük ölçüde uzak bir yaşam sürdü. Oğullarından özellikle Mücteba Hamaney’in rejim içindeki etkisi sıkça tartışıldı. Bazı yorumcular onu potansiyel halef olarak görse de, İran sisteminde liderliğin miras yoluyla devredilmesi anayasal olarak mümkün değil.

Hamaney’in şiire ve edebiyata ilgi duyduğu, dini ve siyasi eserler kaleme aldığı biliniyor. Mütevazı bir yaşam sürdüğü, Tahran’daki sade konutundan nadiren ayrıldığı ve yurt dışına çok az seyahat ettiği ifade ediliyordu.