Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un 11. Yargı Paketi kapsamında ‘Covid-19 affı’ olarak bilinen düzenleme ile cezaevlerinden tahliyelerin başladığını duyurmasının ardından vatandaşların kafasında bazı soru işaretleri oluştu. Diyarbakır’da Okay Gür isimli şahsın cezaevinden çıktıktan sadece 3 gün sonra imam nikahlı eşini katletmesi de kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Türkiye’de en çok tepki çeken aflardan olan Rahşan Affı da bu yaşananlardan sonra olumsuz sonuçları nedeniyle gündeme geldi.
RAHŞAN AFFI ÇIKTIKTAN SONRA NE OLMUŞTU?
Rahşan Affı olarak bilinen 2000 yılında çıkartılan Şartlı Salıverme Yasası (4616 sayılı yasa) ile yaklaşık 23 bin hükümlü doğrudan tahliye edilirken, farklı infaz rejimi uygulamalarıyla toplamda yaklaşık 70 bin kişi bu düzenlemeden etkilendi. Cezaevi nüfusu kısa dönemde önemli ölçüde azaldı, ancak bu etki kalıcı olmadı.
Bazı kaynaklarda, 67 binden fazla mahkûm sayısının çıkarılan afla 49 bine kadar düştüğü, 3 yıl sonra 64 bini geçtiği yazılmıştır. Bazı hukukçular, aftan yararlanıp serbest kalan mahkûmların yüzde 60'tan fazlasının 3 yıl içerisinde tekrar suç işleyerek hapse girdiğini belirtmiştir.
|
Yıl |
Cezaevi Nüfusu (Hükümlü + Tutuklu) |
Kaynak / Not |
|
1999 (ö öncesi) |
~67.581 kişi |
Cezaevlerinde yoğunluk yüksek seviyede (resmî istatistikler) (TCHD) |
|
2000 (affı yılı sonunda) |
~49.512 kişi |
Rahşan Affı uygulandığı dönemde nüfus ciddi şekilde düştü (TCHD) |
|
2001 (kısa süre sonra) |
~55.609 kişi |
Aff sonrası nüfus tekrar artış gösterdi (HMB) |
|
2005 |
~55.870 kişi |
Cezaevlerinde (tutuklu+hükümlü) nüfus artışı devam etti (TCHD) |
|
2006 |
~70.277 kişi |
2000’lerin ortalarında nüfus tekrar yükseldi (TCHD) |
11. Yargı Paketi kapsamında başlayan tahliyelere ilişkin Avukat Melike Yıldız, Kanal 6 Haber’e özel açıklamalarda bulundu.
“POLİTİKALARLA DESTEKLENMEZSE BENZER SONUÇLAR GÖRÜLEBİLİR”
Avukat Yıldız denetimli serbestliğin infaz sisteminin bir parçası ve mahkumların topluma yeniden kazandırılmasına aracılık eden faydalı bir sistem olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Eğer bu tahliyeler, sosyal devlet politikalarıyla desteklenmezse; yani istihdam, bağımlılıkla mücadele, eğitim ve yerel destek mekanizmaları kurulmazsa, benzer sonuçların ortaya çıkması şaşırtıcı olmaz. Suç, bireysel bir sapma değil; toplumsal eşitsizliğin bir yansımasıdır. Bir hukukçu olarak benim de itirazım tam burada başlıyor.
Toplumsal etki, tahliyenin kendisinden çok tahliyelerden sonra devletin bu tahliye edilenleri ne şekilde takip ettiği ile de ilgilidir."
“HEM TAHLİYE EDİLENLERİ HEM DE TOPLUMU KORUMAKTAN UZAK”
Tahliyeler sonrası hükümlülerin rehabilitasyonu ve topluma uyumu, yeni düzenlemenin başarısını belirleyecek kritik bir faktör olarak öne çıkıyor. Peki cezaevlerinde hükümlülere sağlanan rehabilitasyon topluma kazandırılmaları için yeterli mi? Yıldız şöyle açıkladı:
"Bizim ceza infaz sistemimiz teoride her ne kadar hükümlüleri topluma kazandırma ve yeniden suç işlemeyi önleme hedefiyle çalıştığını iddia etse de pratikte bu böyle değil ne yazık ki. Birçok eğitici ve rehabilite edici program hazırlansa da işin pratiğinde birçok hükümlü bunlardan çeşitli gerekçelerle faydalanamıyor.
Pratikte Türkiye’de cezaevleri fiilen ıslah mekânı olmaktan çok uzak. Rehabilitasyon, meslek edindirme, psikososyal destek gibi mekanizmalar ya yok ya da sembolik düzeyde. İnsanları yıllarca toplumun dışında tutup, sonra hiçbir destek sunmadan topluma uyum sağlamalarını beklemek gerçekçi değildir.
Suçun tekrar etmesi her zaman bireysel bir kötülük hali meselesi değil. Maalesef cezadaki ıslah amacının gerçekleşmemesi, bu mekanizmaların tam ve sağlıklı çalışmaması ile de ilgili. Barınma, iş, sağlık ve psikolojik destek sağlanmadan yapılan tahliyeler, ne yazık ki hem tahliye edilenleri hem de toplumu korumaktan uzak."
“YARGI PAKETİ BİR EŞİTSİZLİK YARATTI”
11. Yargı Paketi’nden teröristlerin ve deprem suçlularının yararlanmayacağı Adalet Bakanı Tunç tarafından açıklansa da aksi yönde devam eden iddialara ilişkin Yıldız şunları söyledi:
"Her ne kadar bazı suç tipleri kapsam dışında bırakılmış ve bu kanunda da açıkça yer almışsa da 11. Yargı Paketi bir eşitsizlik yaratmıştır.
Hele ki terör suçlarının öngörülebilirliğinin zayıflığı, yine bir çok ifade hürriyeti kapsamındaki eleştirel ifade ve eylemin de kolayca terör suçu olarak değerlendirilmesi, değişen suç anlayışı; infaz sistemini de duruma göre değişken yapmakta. Kapsam dışı bırakılan suç tipleri ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılması halinde mahkemenin önceki içtihatları doğrultusunda konuyu ele alabileceğini söyleyebiliriz.
Toplumsal fayda infaz sistemindeki değişikliklerle değil insanları suça iten nedenlerle mücadele ederek sağlanır. Rehabilitasyon için gerekli unsurlar sağlanmadan yapılan infaz düzenlemeleri suçun tekrarını önlemek bir yana, toplumsal güvensizliği ve cezasızlık algısını derinleştirme riski taşımaktadır."




