İstanbul, Volkswagen Arena…
Yağmur yağıyor, hava buz gibi.
Ama Ayazağa’ya kadar uzanan kuyruklarda kimsenin yüzünde şikâyet yok.
Çünkü o kuyruklarda beklenen şey sadece bir konser değil, altı yıllık bir özlem.
6 bin kişi… Hepsi aynı duyguyla orada. Bir konser için değil, bir hatırayı yeniden yaşamak için.
Altı yıl… Bu şehir için uzun bir süre.
Çok şey değişti bu arada.
Ama belli ki değişmeyen bir şey var: İstanbul, Tarkan’ı hâlâ kendi sesi olarak görüyor.
Ve sonunda sahneye çıkan isim, bu şehrin en tanıdık sesi: Tarkan.
16 Ocak ilk geceydi.
Dönüşün ilk selamıydı…
İstanbul “hoş geldin” dedi.
“Ölürüm Sana” ile başladı.
Tesadüf değil.
Bu şarkı bir hit değil, bir dönemin hafızası.
Ustalık dediğin şey, repertuvarı değil, anı doğru yerden başlatmayı bilmektir.
Ardından “Dudu”, “Sevdanın Son Vuruşu”, “Şerbetli”… Şarkılar aktı ama salonda asılı kalan şey, Tarkan’ın sesi değil, özlemdi.
16 Ocak gecesi sahneden hayranlarına dönüp, “Sizi çok özledim” dedi. Her sanatçı söyler bunu.
Ama bazı ağızlardan çıkınca slogan olur, bazılarından çıkınca itiraf. İstanbul da bunu ayırt eder zaten.
Ve aynı konuşmanın içinde, sözü bir anda bambaşka bir yere bağladı, “Affedin beni, bu kadar yılları araya koymamalıydım.”
Bakın, bu kolay bir cümle değil. Bunu herkes söyleyemez.
Bu, yıldız olmanın değil, ustalaşmanın cümlesidir.
Sahnedeki adam o an bir pop ikonundan çıktı, yıllar sonra kapıyı çalıp “haklısınız” diyebilen birine dönüştü.
İstanbul da bu cesareti alkışladı zaten.
Dünyada kaç star, binlerce kişinin önünde böyle bir özürle kendini çıplak bırakır?
İşte Tarkan farkı burada… Altı yılın ağırlığını tek cümleyle hafifletti, salondan da karşılığını aldı.
Bir gün sonra, 17 Ocak’ta ikinci kez sahneye çıktı. 17 Ocak gecesinin en güçlü anıysa şarkıdan değil, bir cümleden geldi.
Kalabalığın içinde bir yüz…
Sahnedeki gözler onu fark etti: Mabel Matiz.
İlk gece yoktu.
Çünkü o da sahnedeydi.
Bostancı’da, kendi konserinde.
Ama ikinci gece oradaydı.
Seyirci olarak. Dinleyen olarak.
Ve Tarkan sahneden seslendi: “Seni her şeyinle olduğun gibi seviyoruz.”
Bakın, bu cümle çok kıymetli.
Bu cümle alkış için kurulmaz, PR değildir.
Bu, bir sanatçının diğerine uzattığı insanî bir eldir.
Salondaki alkış da işte bu yüzden koptu, bir şarkıyı değil, bir duruşu selamladı.
Ardından “Hepsi Senin mi?” geldi.
O an şarkı yer değiştirdi.
Müzik mesaj oldu. Ve gecenin duygusu sahneden salona yayıldı.
Salonda sadece hayranlar yoktu o gece.
Dizilerin aranan yüzleri, sinemanın tanıdık simaları, kulislerde sözü geçen yapımcılar, iş dünyasının patronları da oradaydı.
Kimi locadan izledi, kimi ayakta alkışladı.
Ama hepsinin ortak noktası şuydu: Bu geceyi kaçırmak istemediler.
Çünkü İstanbul’da bazı geceler vardır…
Kim kimdir fark etmez.
Herkes aynı şarkıda buluşur.
Tarkan, Ocak boyunca Volkswagen Arena’da toplam sekiz kez sahnede olacak.
İki konser geride kaldı, kalan gecelerde de bu şehir yine aynı şarkıda buluşacak.
Ama bazı geceler vardır, takvimle ölçülmez.
İlk gece bekleyişin karşılığıydı…
İkinci gece ise hafızaya kazındı.
Ve evet…
Bu şehir, Tarkan’ı gerçekten özlemiş.
Belli oldu.