Nasıl ki yıllar önce Anadolu’dan KKTC’ye uzanan deniz altı su hattı adanın geleceği açısından bir dönüm noktası olduysa, doğal gaz boru hattı da kritik altyapıyı güçlendirecek ikinci büyük stratejik bağ olacaktır.
Ben bunun da son olmayacağına inanıyorum.
Ardından elektrik enterkonneksiyon hattı…Fiber optik veri ve haberleşme altyapısı…Yüksek kapasiteli dijital iletişim ağları…Belki ileride deniz altından ulaştırma bağlantıları…
Bütün bunlar Türkiye ile KKTC arasındaki ekonomik, teknolojik ve stratejik entegrasyonu çok daha ileri bir seviyeye taşıyacaktır.
Bu yalnızca enerji güvenliği meselesi değildir.
Bu, egemenliktir.
Dayanıklılıktır.
Kriz zamanlarında ayakta kalabilme kapasitesidir.
Ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki uzun vadeli stratejik varlığının somutlaşmasıdır.
TAM ZAMANINDA ATILMIŞ STRATEJİK BİR ADIM
Bu projenin zamanlaması da en az kendisi kadar önemlidir.
Son yıllarda Kıbrıs meselesi giderek iki toplum arasındaki klasik bir ihtilaf olmaktan çıkmış, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki daha geniş bir stratejik dosyaya dönüşmeye başlamıştır.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Avrupa Birliği’nin hukukunu, kurumlarını ve karar alma mekanizmalarını ustalıkla kullanarak kendi tezlerini giderek Avrupa’nın ortak pozisyonuna dönüştürmektedir.
Böyle bir dönemde Türkiye’nin KKTC’nin kritik altyapısını güçlendirmesi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güçlü bir stratejik mesajdır.
Bu proje, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının güvenliği, refahı ve geleceğine verdiği önemin en somut göstergelerinden biridir.
DOĞAL GAZ TALEBİ KENDİLİĞİNDEN OLUŞMAYACAK
Bugün Kuzey Kıbrıs’ta doğal gaz kullanımı fiilen bulunmamaktadır.
Dolayısıyla yalnızca boru hattını inşa etmek yeterli olmayacaktır.
Bu hattı ekonomik olarak sürdürülebilir kılacak talebin de eş zamanlı oluşturulması gerekir.
İlk aşamada doğal gaz;
* elektrik üretim santrallerinde,
* büyük turizm tesislerinde,
* organize sanayi bölgelerinde,
* üniversitelerde,
* kamu kurumlarında,
* askerî tesislerde,
* büyük ticari işletmelerde
kullanılmalıdır.
Ardından şehir içi dağıtım şebekeleri kurulmalı ve konutlara kadar ulaştırılmalıdır.
Ancak burada doğal gaz tek başına düşünülmemelidir.
KKTC, güneşlenme süresi bakımından Avrupa’nın en avantajlı bölgelerinden biridir.
Bu nedenle güneş enerjisi yatırımları hızlandırılmalı, batarya depolama sistemleri kurulmalı ve doğal gaz ile yenilenebilir enerjinin birlikte kullanıldığı hibrit enerji modeli geliştirilmelidir.
Böylece hem elektrik maliyetleri düşecek hem de enerji arz güvenliği önemli ölçüde güçlenecektir.
SADECE GAZ ALAN DEĞİL, GAZ TAŞIYAN BİR ADA
Bu projenin en önemli özelliği geleceğe dönük olmasıdır.
Bugün boru hattı Türkiye’den KKTC’ye doğal gaz taşıyacaktır.
Fakat yarın şartlar değişebilir.
Güney Kıbrıs açıklarındaki Afrodit…
İsrail’in Leviathan ve Tamar sahaları…
Yeni keşfedilecek Doğu Akdeniz rezervleri…
Bütün bunlar ileride Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına ulaştırılabilecek kaynaklar olabilir.
Bu nedenle boru hattının mümkün olduğunca çift yönlü çalışabilecek teknik özellikte tasarlanması son derece akıllıca olacaktır.
Bugün ihtiyaç duyulmayan bir kapasite, yarının en değerli stratejik avantajı hâline gelebilir.
Gerçek stratejik planlama da zaten budur.
GÜNEY KIBRIS SEÇENEĞİ ŞİMDİDEN DIŞLANMAMALI
Bugün Güney Kıbrıs doğal gaz ihtiyacını büyük ölçüde Vasilikos LNG terminali üzerinden karşılamayı planlıyor.
Ancak enerji projeleri günlük siyasi atmosfer için değil, onlarca yıllık dönemler için inşa edilir.
Yarın Kıbrıs meselesinde yeni bir siyasi iklim oluşabilir.
Taraflar arasında yeni bir uzlaşı zemini doğabilir.
Ekonomik gerçekler siyasetin önüne geçebilir.
Böyle bir durumda Türkiye üzerinden gelecek doğal gazın Güney Kıbrıs’a ulaştırılması seçeneği de açık tutulmalıdır.
Bu, bugünkü siyasi pozisyonlardan taviz vermek anlamına gelmez.
Tam tersine…
Her ihtimale hazırlıklı olabilen devletler uzun vadede daha güçlü olur.
DOĞU AKDENİZ İÇİN YENİ BİR JEOEKONOMİK VİZYON
Ben bu projeyi yalnızca KKTC’ye doğal gaz götüren bir boru hattı olarak görmüyorum.
Bu proje;
* KKTC’nin enerji güvenliğini güçlendirecek,
* Türkiye ile ada arasındaki stratejik entegrasyonu derinleştirecek,
* Doğu Akdeniz’de yeni ekonomik iş birliklerinin önünü açacak,
* ileride bölge gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasına imkân sağlayabilecek,
* Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeoekonomik ağırlığını artıracak kritik bir altyapı yatırımıdır.
Bu nedenle projeyi hazırlayan ve hayata geçirenleri kutlamak gerekir.
Çünkü bazen bir boru hattı yalnızca enerji taşımaz.
Güven taşır.
Egemenlik taşır.
Refah taşır.
Ve doğru tasarlanmışsa geleceğin barış ve iş birliği ihtimallerini de bugünden inşa eder.
MALİYET DEĞİL, DEVLET AKLI
Bu projeyi yalnızca yatırım maliyeti üzerinden değerlendirmek doğru olmaz.
Stratejik altyapılar kısa vadeli maliyet-fayda hesaplarıyla değil, uzun vadeli ulusal çıkarlar açısından değerlendirilir.
Anadolu’dan KKTC’ye uzanacak doğal gaz hattı, su hattının ardından Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki ikinci büyük stratejik omurgayı oluşturacaktır.
Bunun ardından elektrik bağlantısı, fiber optik iletişim altyapısı, veri merkezleri ve diğer kritik altyapı projeleri geldiğinde Doğu Akdeniz’de çok daha güçlü, dayanıklı ve entegre bir ekonomik ve güvenlik alanı ortaya çıkacaktır.
Bugün atılan bu adım yalnızca bugünün enerji ihtiyacını karşılamak için değildir.
Bu yatırım, gelecek elli yılın jeopolitiğine yapılan bir yatırımdır.
Bu nedenle maliyeti ne olursa olsun tamamlanmalıdır.
Çünkü bazı yatırımlar ticari değil, stratejiktir.
Bazı projeler yalnızca bugünün bilançosuna değil, gelecek nesillerin güvenliğine hizmet eder.
KKTC doğal gaz hattı da tam olarak böyle bir projedir.
Bu yalnızca bir enerji boru hattı değildir.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz vizyonunun, Kıbrıs Türk halkına verdiği desteğin ve bölgenin geleceğine ilişkin uzun vadeli devlet aklının somut bir ifadesidir. Böyle stratejik altyapılar, ülkelerin kaderini değiştiren sessiz ama kalıcı yatırımlardır.