Çin haber ajansı Xinhua'nın aktardığına göre, ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, iki ülke ilişkilerini ve küresel gelişmeleri ele alan bir telefon görüşmesi yaptı. Görüşmenin içeriğine dair detaylar sınırlı tutulurken, zamanlaması diplomatik kulislerde geniş yankı uyandırdı. Temasın, Şi Cinping'in gün içerisinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı ve "yeni bir yol haritası" çizdiği görüşmenin hemen ardından gelmesi dikkat çekti.
PEKİN VE MOSKOVA'DAN "BÜYÜK GÜÇ" MESAJI
Trump ile görüşmesinden hemen önce Putin ile bir araya gelen Şi Cinping, uluslararası sistemin giderek çalkantılı bir hal aldığına dikkat çekerek, Rusya'ya "sorumlu büyük güçler olarak birlikte hareket etme" çağrısında bulundu. Şi, Çin-Rusya ilişkilerinin daha proaktif bir yaklaşımla derinleştirilmesi gerektiğini vurgularken, Putin de BM, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi platformlarda işbirliğini artırmaya hazır olduklarını belirtti.
2025 yılında, İkinci Dünya Savaşı'nın bitişinin 80. yıl dönümü vesilesiyle karşılıklı ziyaretlerde bulunan iki lider, Pekin ile Moskova arasındaki stratejik yakınlaşmayı perçinlemişti.
TRUMP: "RUSYA'YI ÇİN İLE EVLİLİĞE BİZ ZORLADIK"
ABD Başkanı Trump'ın yeni döneminde, Washington'ın Rusya ve Çin bloğuna karşı izlediği politika da farklı bir boyut kazandı. Trump, Mart 2025'te Fox News'e verdiği röportajda, önceki ABD yönetimlerini eleştirerek şu çarpıcı ifadeleri kullanmıştı: "Bir tarih öğrencisi olarak Çin ile Rusya'nın bir araya gelmesinin iyi bir şey olmadığını bilmelisiniz. ABD'nin yanlış politikaları, Rusya'yı Çin ile evliliğe zorladı."
Trump'ın bu yaklaşımı, Ukrayna Savaşı'nın sonlandırılması için Avrupa'yı dışlayan planları ve Moskova ile doğrudan temas kurma isteğiyle birleştiğinde, transatlantik ittifakında (NATO/AB) endişe yaratırken, Rusya'yı Çin ekseninden koparma stratejisi olarak da okunuyor.
KÜRESEL DÜZENDE ROLLER DEĞİŞİYOR: KİM "REVİZYONİST"?
Uzun yıllardır Batı bloku, Çin ve Rusya'yı mevcut uluslararası düzeni güç yoluyla değiştirmeye çalışan "revizyonist güçler" olarak tanımlıyordu. Ancak Trump'ın ikinci dönemindeki agresif dış politika hamleleri bu tanımları bulanıklaştırdı.
Trump yönetiminin gümrük tarifeleriyle küresel ticareti tek taraflı şekillendirmesi, Panama Kanalı, Grönland ve Gazze üzerindeki hak iddiaları, Venezuela ve İran'a yönelik müdahale tehditleri; ABD'yi de statükoyu bozan ve güç yoluyla düzeni değiştirmeye çalışan bir aktör konumuna taşıdı. Şi ile yapılan bu son görüşme, değişen bu küresel dengeler içinde Washington'ın yeni pozisyonunu belirleme çabası olarak görülüyor.








