Genç Öncüler Gençlik, Spor ve Eğitim Derneği’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlediği “10. Kısa’dan Hisse Kısa Film Festivali”, ustalarla buluşmalar ve çeşitli etkinliklerle sinemaseverlerin yoğun ilgisini çekiyor. Atatürk Kültür Merkezi’nin Yeşilçam Sineması’nda sürdürülen programlar kapsamında festivalin konuğu olan yönetmen ve senarist Yüksel Aksu, sinema serüvenini ve Türk sinemasının güncel sorunlarına ilişkin değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. Festivalde finalist filmler, özel gösterimler ve Filistin seçkisi 30 Kasım’a kadar izleyicilerle buluşmayı sürdürecek.
ALIŞILDIĞIN DIŞINDA ŞAŞIRTICI YAPIMLARA ATMAYA ÇALIŞIYORUM
Yüksel Aksu, "Dondurmam Gaymak"tan son filmi "Bak Postacı Geliyor"a kadar yaptığı tüm işlerde sinemanın dinamik yapısına, oyun yönetimine, oyunculuğa ve özgün konulara dikkat ederek, endüstrinin alışa geldiği kodlar dışında, şaşırtıcı tekstlere sahip yapımlara imza atmaya çalıştığını söyledi.
"Babam ve Oğlum"un çok iyi bir film olduğunu ve gişede de başarı yakaladığını belirten Yüksel Aksu, "Nefes: Vatan Sağolsun", "Beynelmilel" ve "Takva" filmlerinin yanı sıra "Gurbet Kuşları", "Susuz Yaz", "Umut", "Baba", "Kara Çarşaflı Gelin", "Umutsuzlar" ve "Hudutların Kanunu"nun arasında olduğu roman tadında olan birçok filmi başarılı bulduğunu ifade etti.
Yüksel Aksu, bir seyircinin bir filmi izledikten sonra o filmden bir roman okumuş gibi çıkması gerektiğine işaret ederek, şöyle devam etti:
"Yılmaz Güney'in 'Yol' filmini izlediğin zaman, o filmden Türkiye ve genel olarak insanlığın dramına dair bir sosyoloji kitabı okumuş gibi çıkarsın. Ama son yıllarda birileri, sinemada ağlamayı ve gülmeyi bir tür günah kabul ediyor. Bir filmde insanları ağlatıp, güldürüyorsan maharet aslında orada. Film, insanları güldürür, ağlatır, düşündürür, eğlendirir bir sürü şey yapar. Dolayısıyla bunu Hollywood'un bile terk ettiği bir dönemdeyiz. Avrupa, İtalya, Fransa sinemasında da böyle bir şeyin gitmiş olması hicap verici."
YÖNETMENLİK NEYİ YÖNETEMEYECEĞİNİ BİLME SANATIDIR
Yönetmenliğin zanaat ve sanat olarak iki türde olduğu yorumunu yapan Akın Aksu, "Bazen yönetmenlik, neyi terk edebileceğini bilme sanatıdır ya da neyi yönetmeyeceğini bilme sanatıdır." dedi.
Yüksel Aksu, Türkiye'de auteur sinemasıyla, yönetmen sinemasının karıştırıldığına dikkati çekerek, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Auteur ve yönetmen sineması arasında nüanslar var. Mesela Stanley Kubrick, auteurun kralıdır. 'Otomatik Portakal', 'Gözleri Tamamen Kapalı' eserleri... Yani Kubrick'in yaptığı filmlerin hiçbirinin senaryosu kendisine ait değil. Anthony Burgess'in romanlarını alır, senaristlerle yazar ve bir yerlerinden de dokunur. Mesela Necati Cumalı'nın eseri 'Susuz Yaz'da da Metin Erksan'ın kendi öyküsü değil ve 'Susuz Yaz'da bir auteur filmidir."
Son dönemde Türk sinemasının biçimsizlik ve içerik sorunu olduğunu vurgulayan Yüksel Aksu, "Benim gözlemime göre yaklaşık 30 yıldır, Türk sinemasında çok ciddi bir içerik inşaatı sorunu var. Türk sinemasının nabzının son atışları. Toparlayamazsa maalesef 1990'lara geri dönecek. Belki de ilelebet seyirci, sinema yok olacak. Avrupa sinemasının başına gelenler, bizim de başımıza gelecek." diye konuştu.
"Bir hikayede onu anlatma isteği ve samimiyet önemli"
Yazar, senarist ve oyuncu Akın Aksu ise "Senaryo Yazmak" başlıklı söyleşide, senaryolarını genelde karakterler üzerinden değil, bir tema üzerinden kurguladığını belirterek, "Yani seçtiğim konuyu anlatmaya değer kılan, beni etkileyen taraf nedir? Çelişki nerededir? Kendime karşı burada samimi miyim? Bu soruları düşünüyorum. Samimiyet gerçekten önemlidir. Bir işte samimiyet olmayınca olmuyor. Gerçekten bir hikayede onu anlatma isteği ve daha önce anlatılmışlar arasından farklı önemli." görüşlerini paylaştı.
AKSU YAZMA EYLEMİ BİR TUTKUDUR
"Yazmak çok netameli bir iş. Oturup, yazarsınız ama bir yandan tutku gerekiyor. Bir yandan da o tutku arttığı zaman budalalık sınırına dayanır. Benim yazdığım şeylere karşı sürekli sevgi ve nefret ilişkisi var. Bir anlatı geliştiriyorum. Tabii yazmanın çok da anlamlı bir şey olduğunu düşünmüyorum yazmanın."
Bir senaryo yazarken "neden" sorusunu sormanın önemli olduğundan bahseden Akın Aksu, "Senaryoyu yazmadan önce hikayede bir sıralama yapmanız gerekiyor. Doğrudan oturup yazmak mantıklı bir şey değil. O yüzden sürekli plan, plan, plan... Sonra planları sıraya geliştirmek gerekiyor. Notlar almak, kendimize sinopsisler yazmakla bu iş gelişiyor." dedi.
SENARYOYU YAZARKEN İÇİMDEKİ SESLERLE İLERLİYORUM
Akın Aksu, senaryolarında hayattan ziyade hayallerinden daha çok beslendiğini dile getirerek, "Senaryoda diyalogları yazarken kendi içimdeki seslerle ilerliyorum. Tabii herkesin kendine göre diyalogları yazma yolu vardır. Senaryo yazımında 'dışarıdanlık' da önemli. İçeriden görüp yazmak zordur. Ancak dışarıdan bakarak bir şeyler yazılabilir." değerlendirmesinde bulundu.
Kısa filmlere dair de Aksu, "Kısa filmi bir basamak olarak görmüyorum. Kısa metrajın yapısını bir öyküye benzetiyor ve özgür bir olarak tanımlıyorum." ifadesini kullandı.





