Boşanma sonrası ekonomik destek mekanizması olarak işletilen nafaka sisteminde adalet dengesini kuracak yeni bir model üzerinde çalışıldığı iddiaları vatandaşlar tarafından yakından takip ediliyor. Aile mahkemelerinden gelen iptal taleplerini gündemine alan Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) değerlendirme süreci "2026 AYM nafaka kararı" başlığı altında internet arama motorlarında zirveye oturdu. İşte Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kapsamında yoksulluk nafakası düzenlemesinin hukuki boyutu, tarafların kusur durumları ve nafaka sistemine dair merak edilen tüm detaylar:

2026 AYM NAFAKA KARARI: SÜRESİZ NAFAKA UYGULAMASI KALKTI MI?
Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafaka uygulamasına yönelik önüne gelen başvuruları ve yerel mahkemelerin itirazlarını değerlendirme süreci, kamuoyunda “2026 AYM nafaka kararı” olarak adlandırılmaktadır. Bazı aile mahkemeleri tarafından yüksek yargıya taşınan iptal talepleri, mevcut sistemin anayasaya uygunluğunu masaya yatırmıştır.
Bu hukuki sürecin temel odak noktası, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan ve uygulamada ucu açık yükümlülüklere yol açan “süresiz nafaka” ifadesinin, anayasal ilkelerle ne derece uyumlu olup olmadığının incelenmesidir.

AYM'nin inceleme ve değerlendirme sürecinde ele aldığı temel başlıklar şunlardır:
-
Nafaka süresinin belirli kriterlerle sınırlandırılıp sınırlandırılmaması durumu,
-
Boşanma sonrası tarafların karşılıklı ekonomik dengesi,
-
Toplumsal yapı ve boşanma sonrası sosyal adalet ilkesinin korunması,
-
Hukuki güvenlik hakkı ile taraflar arasındaki ölçülülük ilkesi.
Yüksek yargının bu kapsamda yapacağı değerlendirmeler ve vereceği kararlar, yalnızca bireysel davaları değil, Türkiye'deki genel hukuk sistemini ve aile hukuku uygulamalarını kökten etkileyebilecek bir nitelik taşımaktadır.

TÜRK MEDENİ KANUNU 175. MADDE VE YOKSULLUK NAFAKASI NEDİR?
Mevcut yasal mevzuata göre; Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi, boşanma davası sonrasında yoksulluğa düşecek olan tarafın haklarını ve diğer tarafın mali yükümlülüklerini şu şekilde düzenlemektedir:
-
Mali Güç Oranı: Boşanma yüzünden ekonomik olarak zor duruma ve yoksulluğa düşecek olan eş, diğer taraftan onun mali gücü oranında geçimi için nafaka talep etme hakkına sahiptir.
-
Kusur Şartı: Nafaka talep eden tarafın boşanmaya yol açan olaylardaki kusur durumunun, nafaka ödeyecek taraftan daha ağır olmaması şarttır. Kusur bakımından daha ağır olan eş lehine yoksulluk nafakası hakkı kesinlikle doğmaz.
-
Yükümlünün Kusuru: Nafaka ödemekle yükümlü tutulacak olan tarafın boşanmada kusurlu olup olmaması aranmaz. Kusursuz olsa bile mali gücü oranında nafaka ödemekle karşı karşıya kalabilir.
-
Süresiz Nafaka Tartışması: Kanundaki mevcut tanıma göre nafaka, yasal koşullar oluştuğu ve devam ettiği sürece herhangi bir zaman sınırlaması olmaksızın işleyebilir. Bu durum uygulamada "süresiz nafaka" sistemini doğurmakta ve yıllardır yargı reformlarının odak noktası olmaktadır.

SÜRESİZ NAFAKA TARTIŞMALARININ HUKUKİ BOYUTU VE ADALET DENGESİ
Mevcut süresiz nafaka sistemi, boşanma gerçekleştikten sonra tarafların ekonomik olarak mağdur olmamasını ve dengenin korunmasını amaçlamaktadır. Ancak pratik uygulamada, boşanan taraflar arasında ömür boyu sürebilecek çok uzun süreli maddi yükümlülükler ve bağlar meydana getirmektedir. Bu durum, özellikle nafaka ödeyen yükümlünün ekonomik durumunun, sağlığının veya iş hayatının zaman içerisinde olumsuz değişmesi halinde yeni ve içinden çıkılmaz hukuki uyuşmazlıkları beraberinde getirmektedir.
Hukuk çevreleri, barolar ve akademisyenler süresiz nafaka sistemini şu kriterler üzerinden tartışmaya devam etmektedir:
-
Adalet Dengesi: Her iki tarafın da haklarını gözeten ortak bir paydanın bulunması gerekliliği.
-
Social Devlet İlkesi: Ekonomik yoksunlukla mücadelede yükün sadece eski eşe değil, sosyal devlet mekanizmalarına da paylaştırılması görüşü.
-
Bireysel Ekonomik Özgürlük: Tarafların boşanma sonrasında birbirlerinin mali durumları üzerindeki etkisinden kurtulması.
-
Ekonomik Hayata Katılım: Süreli nafaka modelinin, nafaka alan tarafı boşanma sonrasında yeniden iş ve ekonomik hayata katılım sağlama konusunda teşvik edici olabileceği düşüncesi.



