Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde 2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi'nde açıklamalarda bulundu.
Erdoğan'ın açıklamalarından önemli satır başları:
Kıymetli bakanlar, enerji sektörünün değerli temsilcileri, değerli katılımcılar, saygıdeğer misafirler, sizleri en kalbi duygularımla saygıyla selamlıyorum. İstanbul'umuz enerji güvenliği, kaynak diplomasisi ve küresel iş birliğinin masaya yatırıldığı önemli bir buluşmaya ikinci kez ev sahipliği yapıyor. Zirve vesilesiyle Avrupa'dan Asya'ya, Afrika'dan Orta Doğu'ya uzanan coğrafyanın seçkin temsilcilerini ülkemizde ağırlıyoruz. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi'nin ikincisinde sizleri güzel İstanbul'umuzda misafir etmekten büyük bir memnuniyet duyduğumu evvel emirde belirtmek istiyorum.
İŞ BİRLİKLERİNİN GELİŞTİRİLMESİNE KATKI YAPACAK
Değişen küresel manzarada enerji güvenliği, bağlantısallık ve iş birliği temasıyla tertiplenen zirve boyunca düzenlenecek panel ve oturumların ülkelerimiz ve sektörümüz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. İlki geçen sene başarıyla gerçekleştirilen zirvenin bu sene daha farklı konularla ikinci kez tertiplenmesine öncülük eden Enerji Bakanlığımıza ve Turkuaz Medya Grubumuza teşekkür ediyorum. Kritik mineraller ile hidrokarbon alanlarında güncel meseleler yanında tehdit ve fırsatların da ele alınacağı zirvenin, ülkelerimiz arasındaki iş birliklerinin geliştirilmesine katkı yapacağına inanıyorum. Sayın bakanlarla birlikte tüm katılımcılara kıymetli değerlendirmeleri için şimdiden teşekkürlerimi iletiyorum.
Değerli misafirler, enerji arz güvenliğinin günlük hayattan uluslararası siyasete her alanda çok daha önem kazandığı bir süreçten geçiyoruz. Enerji, milli güvenliğin, kalkınmanın, bağımsızlığın ve bölgesel istikrarın merkezinde yer alan bir güç unsuru olma vasfını giderek perçinliyor. Petrol ve doğalgaz halen stratejik kaynaklar olmaya devam ediyor. Bu kaynaklara ulaşmak, bu kaynakları istikrarlı ve maliyet etkin şekilde temin etmek devletler için daha fazla önemli hale geliyor. Bölgemizde son yıllarda yaşanan olaylar bir taraftan enerji arz güvenliğinin ne kadar mühim olduğunu ortaya koyarken, diğer taraftan ülkeler arasındaki bağımlılık ilişkisinin ulaştığı seviyeyi de göstermektedir.
Hatırlarsanız, Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdiğinde gündeme ilk gelen konulardan biri enerjiydi. Enerji tedarikiydi. Doğal gaz ve petrol hatlarının güvenliğiydi. Aynı şekilde 28 Şubat'ta İran'a karşı başlatılan hava saldırılarının olumsuz etkilediği alanların en başında enerji tedariki ve ticareti geliyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarında yüzde 50'leri bulan artışlar gördük. Sadece fiyatlar uçmadı. Enerji tedariki ile ilgili ciddi sıkıntılar da baş gösterdi. Bu jeopolitik gerilimin artçı sarsıntıları günlük hayatı, üretimi, turizmi, hava ulaşımını ve ekonomiyi vurmaya devam ediyor.
TÜRKİYE EN GÜÇLÜ KÖPRÜDÜR
Bir defa şunu burada sizlerin dikkatine getirmek isterim. Türkiye, zengin enerji kaynaklarına sahip coğrafyalarla bunlara ihtiyaç duyan ülkeler arasındaki en güçlü köprüdür. Geçiş ve kavşak noktasıdır. Bölgemizde meydana gelen son krizler Türkiye'nin bu özelliğini teyit ve tahkim etmiştir. Ülkemiz, tüm tahriklere rağmen sağduyulu siyasetiyle savaşın dışında kalmış, diplomasi ve diyaloğu önceleyen girişimleriyle de sükunetin tesisine katkı sağlamıştır. Türkiye hem enerji naklinde güvenilir bir ortak hem de barışın kilit aktörü olarak son süreçte öne çıkmıştır. Bunun olumlu tesirlerini orta ve uzun vadede daha fazla göreceğimize inanıyorum. Sizlerin de bildiği gibi enerji kaynaklarının güvenli, istikrarlı ve düşük maliyetlerle geçişini temin etmek en az bu kaynaklara sahip olmak kadar stratejik öneme sahiptir. Türkiye'nin güvenilir enerji tedarikindeki vazgeçilmezliği bu süreçte bir kez daha anlaşılmıştır.
Değerli dostlarım, bunda elbette son 23 yılda hükümetimizin attığı adımların çok büyük payı var. Göreve geldiğimizde Türkiye'nin günlük doğalgaz giriş kapasitesi yaklaşık 90 milyon metreküptü. Bugün bu rakam 495 milyon metreküpe çıktı. Rusya'dan iki, Azerbaycan'dan iki ve İran'dan bir olmak üzere toplam 5 boru hattı ile doğal gaz temin ediyoruz. Türkiye artık 39 ülkeden, 50'den fazla şirketten doğal gaz tedarik eden dev bir enerji altyapısına sahiptir. LNG terminalleri, FSRU tesisleri, depolama yatırımları ve boru hatlarıyla Türkiye'yi Avrupa'nın en güçlü enerji merkezlerinden biri haline getirdik. Yapacağımız yeni yatırımlarla günlük LNG gazlaştırma kapasitemizi mevcut 161 milyon metreküpten 200 milyon metreküpe çıkartacağız.
SONDAJ FAALİYETLERİNDE PARADİGMAYI DEĞİŞTİRDİK
Kuşkusuz bir diğer kayda değer başarımız, 2016 yılında ilan ettiğimiz milli enerji ve maden politikasıyla başlayan sondaj ve arama faaliyetlerimizdir. Burada kelimenin tam anlamıyla paradigmayı değiştirdik. “Bulanlar ancak arayanlardır” şiarıyla 10 yılda bu alana çok ciddi yatırım yaptık. Kendi mühendislerimizle, kendi gemilerimizle, kendi ekipmanlarımızla Mavi Vatan'da arama faaliyetleri yürüttük. Fatih sondaj gemimizle Cumhuriyet tarihimizin en büyük doğal gaz keşfini gerçekleştirdik. Muhalefetin küçümsediği Sakarya Gaz Sahası'nda günlük üretimimiz bugün 9,5 milyon metreküpe ulaştı. Bu üretim miktarıyla milyonlarca hanemizin enerji ihtiyacını karşılıyoruz. Osman Gazi üretim platformumuzun devreye alınmasıyla birlikte 2026 yılında günlük üretimimizi 20 milyon metreküpe yükselteceğiz. Böylece inşallah 8 milyon hanenin ihtiyacını Karadeniz'den karşılamış olacağız. İkinci yüzer üretim platformumuzun inşası sürüyor. 2028'de onun da hizmete girmesiyle üretim üçüncü fazda günlük 45 milyon metreküpe çıkacak ve 16-17 milyon haneye yerli gazımız ulaşacak.
GABAR'DA TARİH YAZDIK
Değerli dostlar, tabii sadece Karadeniz'de değil, Gabar'da da tarih yazdık. Şırnak Gabar'da gerçekleştirilen petrol keşfimiz, Cumhuriyet tarihimizin en büyük petrol keşfi olarak kayıtlara geçti. On yıllar boyunca terörle ve terör eylemleriyle anılan bölgeler bugün üretimle, yatırımla ve istihdamla anılıyor.
Yıllarca atıl kalan yerlerde bugün turizm canlanıyor. İstihdam artıyor. Tarım gelişiyor. Çiftçimizin, sanayicimizin, esnafımızın, vatandaşımızın yüzü gülüyor. Terörün karanlık gölgesi çekilip huzurun aydınlattığı alanlar genişledikçe yıllarca korkunun, göçün ve güvensizliğin sembolü olan şehirlerimiz hızla ayağa kalkıyor.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE YENİ BİR HİKAYE YAZILACAK
Bakınız bugün Gabar'dan elde edilen üretim Türkiye'nin enerji arz güvenliğine çok büyük katkı sağlamaktadır. Yurt içi petrol üretimimizin yüzde 44'lük kısmı sadece Gabar'daki kuyularımızdan gelmektedir. Terörsüz Türkiye sürecinin menziline ulaşmasıyla birlikte inşallah yeni bir hikâye yazılmaya başlanacaktır. Türkiye, ekonomisine doğrudan ve dolaylı maliyeti 2 trilyon doları aşan ağır bir yükten kurtulurken, terörle mücadeleye ayrılan kaynaklar daha verimli alanlara tahsis edilecek. Bunun da en büyük kazananı on yıllardır sıkıntı çeken bölge halkıyla birlikte 86 milyonun her bir ferdi olacak. Terörün sıfırlandığı bir atmosferin ülkemiz açısından ne manaya geldiğinin işaretlerine şimdiden şahit oluyoruz. Gabar'daki keşiften sonra Diyarbakır'da 4 saha belirlendi. Önümüzdeki 3 yıl içerisinde 24 kuyuda çalışma planlıyoruz. Bunların haricinde başka hazırlıklarımız da söz konusu. Türkiye Petrolleri'nin toplam 1 milyon varil petrol ve doğal gaz üreten bir şirket haline gelmesi için hem yurt içinde hem yurt dışında arama, sondaj ve üretim çalışmalarımızı artırarak sürdüreceğiz.
TÜRKİYE EN GÜVENİLİR ORTAKLARDAN BİRİ
Değerli misafirler, Türkiye kendi kaynaklarını geliştirirken aynı zamanda küresel enerji diplomasisinin en güvenilir ortaklarından biri olarak adından sıkça söz ettiriyor. Somali'deki sondaj faaliyetlerimiz, Pakistan'da planlanan çalışmalarımız, Libya'dan Orta Asya'ya uzanan iş birliklerimiz bunun en somut göstergesidir. Somali açıklarında yürüttüğümüz çalışmalar Türkiye'nin yurt dışındaki ilk derin deniz arama sondajı olması hasebiyle tarihi önemdedir. İklim ve hava şartları elverirse sondaj operasyonunu 6 ila 9 ay arasında tamamlamayı öngörüyoruz. Arzumuz, uzun yıllar iç istikrarsızlıkla ve kıtlıkla boğuşan kardeş Somali halkına bekledikleri müjdeli haberi vermektir.
Komşumuz Suriye'de de hem maden hem petrol tarafında yeni hükümetle ortak çalışmalarımız devam ediyor. Suriye'deki entegrasyon sürecinin tamamlanmasıyla yeni iş birliği fırsatları için zemin çok daha uygun olacaktır. Türkiye olarak sürecin suhuletle hitama ermesi için Suriye hükümetine gereken desteği veriyoruz.
TÜRKİYE BU YARIŞTA OYUN KURUCU OLMAYI HEDEFLİYOR
Diğer taraftan madencilik alanında da büyük bir dönüşüm içindeyiz. Maden çeşitliliği bakımından dokuzuncu sıradayız. 2025 yılında maden ihracatımız 6,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Dünya bor rezervlerinin yüzde 73’üne sahip olan ülkemiz, Eti Maden aracılığıyla dünya bor pazarının lideridir. Nadir toprak elementlerinde Eskişehir Beylikova’da keşfedilen dev rezerv, Türkiye’yi kritik madenler alanında küresel ölçekte Şampiyonlar Ligi’ne taşımıştır. Eskişehir Kırka’da kurulan pilot tesisle lityum karbonat üretiminde ilk ürünü elde ettik. Aynı yerde yıllık 600 ton kapasiteli endüstriyel tesisin kurulumuna yönelik çalışmalarımız aralıksız sürüyor. Şu gerçeğin bir defa hepimiz farkındayız. Enerji dönüşümünün hızlandığı yeni dönemde kritik madenler artık petrol kadar, doğalgaz kadar önemli hale gelmiştir. Savunma sanayinden yüksek teknolojiye birçok sektörün geleceği bu kaynaklara bağlıdır. Türkiye bu yarışta seyirci değil, oyun kurucu olmayı hedeflemektedir. Son 23 yılda bunun altyapısını çok sağlam bir şekilde zaten hazırladık.
Ufku ve vizyonu eski Türkiye’yi aşamayanlara rağmen dünyanın en büyük derin deniz filosuna sahip dördüncü ülkesi olduk. Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali’yle bu alanda yeni bir çığır açtık. Güneş ve rüzgâr enerjisinden hidroelektrik santrallerine temiz enerji alanında tarihimizin en büyük projelerini hayata geçirdik. Bütün bunları da öncelikle ülkemizde tesis ettiğimiz güven ve huzur iklimi sayesinde başardık. Yere sağlam bastık. Kararlı yürüdük. Türkiye’nin önünü kesmek isteyenlere aldırmadan diğer alanlar gibi enerjide de tarihi bir başarıya imza attık. İnşallah enerjide, madencilikte ve doğal kaynaklarda çok daha büyük başarılarla ülkemizi buluşturmakta kararlıyız. Bunun için karada veya denizde hükümranlık alanlarımızda ne kadar tabii kaynağımız varsa işleyecek, bu kaynakların Türkiye’nin atılım sürecinde lokomotif vazifesi görmesini mutlaka sağlayacağız. Altını çizerek ifade etmek isterim ki savunma sanayinde olduğu gibi enerjide tam bağımsızlık ülkemizin kızıl elmasıdır. Türkiye bu hedefine doğru emin adımlarla yürümektedir. Bu yürüyüşün önünün kesilmesine de hiçbir surette müsaade etmeyecektir. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum. Bu düşüncelerle 2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi’nin ülkemiz, bölgemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Zirveye katkı sunan dost ülkelerin temsilcileriyle düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum.