Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, ABD Başkanı Donald Trump ile Pekin’de gerçekleştirdiği kritik zirvede, uluslararası ilişkilerin en korkulan senaryolarından birini yeniden masaya yatırdı.
Ticaret savaşları, teknolojik rekabet ve Tayvan boğazında tırmanan askeri gerilimin gölgesinde geçen zirvede Şi, iki dev güç arasındaki güç mücadelesinin küresel bir felaketle sonuçlanabileceği uyarısında bulunarak "Tukidides Tuzağı" kavramına dikkat çekti.
Şi’nin ikili ilişkilerin en hassas dönemlerinden birinde bu kavramı kamuoyu önünde açıkça telaffuz etmesi, Pekin-Washington hattındaki güç savaşının boyutunu gözler önüne seriyor. Asya-Pasifik bölgesinde müttefiklerin de dahil olduğu askeri sürtüşmeler artarken, dünya kamuoyu şu sorunun yanıtını arıyor: Yükselen güç Çin ile yerleşik güç ABD, tarihin tekerrür etmesini engelleyerek büyük bir savaştan kaçınabilecek mi?
TUKİDİDES TUZAĞI NEDİR: 2500 YILLIK JEOPOLİTİK RİSK
"Tukidides Tuzağı", siyaset bilimciler ve jeopolitik uzmanları tarafından, yükselen bir gücün yerleşik bir lider gücü tahtından indirme tehdidi yarattığı anlarda ortaya çıkan kaçınılmaz çatışma riskini tanımlıyor. Kavram, adını MÖ 5. yüzyılda Atina’nın yükselişi karşısında Sparta’nın duyduğu korkunun Peloponez Savaşı’na nasıl yol açtığını kaleme alan Atinalı tarihçi ve stratejist Tukidides’ten alıyor.
Günümüz jeopolitik tablosunda birçok analist, küresel egemenliğini korumaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri’ni Sparta’ya, ekonomik ve askeri olarak devasa bir hızla büyüyen Çin’i ise Atina’ya benzetiyor.
Çin’in son yıllarda gerçekleştirdiği teknolojik ve askeri atılımlar, küresel güç dengesini temelden sarsarken, bu teorik yaklaşım uluslararası diplomasi çevrelerinde ve stratejik araştırma merkezlerinde ana gündem maddesi olmaya devam ediyor.
TARİHİN KANLI SAYFALARI: REKABETİN SAVAŞLA SONUÇLANDIĞI ÖRNEKLER
Harvard Üniversitesi tarafından yürütülen bir uygulamalı tarih çalışması, son 500 yılda yükselen bir gücün yerleşik nizamı sarstığı 16 büyük senaryoyu mercek altına aldı. Bu vakaların 12’sinin büyük yıkımlarla ve savaşla sonuçlanması, Tukidides’in öngörüsünün tarihsel doğruluğunu kanıtlar nitelikte.
-
Habsburg-Fransa ve Osmanlı Rekabeti: 16. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’da Fransız hegemonyasına meydan okuyan Habsburg Hanedanlığı ile daha sonra Habsburglara meydan okuyan Osmanlı İmparatorluğu arasındaki güç savaşı, kıtayı uzun yıllar süren savaşlara sürükledi.
-
Birinci Dünya Savaşı: Uzmanlar, küresel sistemdeki güç kaymalarının yarattığı gerilimin, bir arşidükün suikastı gibi mikro bir olayla nasıl dünya savaşına dönüştüğünü bu dinamikle açıklıyor. Bu trajik senaryoda, Fransa ve Rusya destekli İngiltere "Atina" (yükselen/bloklaşan güç), sanayileşen ve silahlanan Almanya ise konumunu korumaya çalışan "Sparta" rolünü üstlenmişti.
KADER DEĞİL: TUZAKTAN KAÇINMAYI BAŞARAN 4 İSTİSNA
Harvard araştırması, yüksek gerilimli dönemlerde savaşın bir kader olmadığını gösteren 4 önemli istisnayı da ortaya koyuyor. Tarihten ders çıkarmanın önemini vurgulayan bu istisnalar şunlar:
-
Portekiz ve İspanya (15. Yüzyıl): Keşifler çağında Portekiz'in denizlerdeki üstünlüğüne meydan okuyan İspanya, iki krallığı savaşın eşiğine getirdi. Ancak dönemin papasının diplomatik müdahalesi ve 1494 yılında imzalanan Tordesillas Antlaşması ile dünya nüfuz alanlarına bölündü ve sıcak çatışma önlendi.
-
ABD ve İngiltere (19. Yüzyıl Sonu): Amerikan ekonomik ve askeri gücünün Kraliyet Donanması'nı geride bırakmaya başladığı dönemde, İngiltere stratejik bir karar alarak yeni tehditlere odaklandı ve eski sömürgesinin yükselişine uyum sağladı. İngiltere’nin verdiği tavizler, bugün halen devam eden "özel ilişkinin" ve iki dünya savaşındaki ittifakın temelini attı.
-
Soğuk Savaş Dönemi (20. Yüzyıl): İkinci Dünya Savaşı’nın ardından nükleer tekele ve küresel GSYİH'nın yarısına sahip olan ABD’ye, Sovyetler Birliği meydan okudu. İki süper güç, nükleer caydırıcılığın da etkisiyle doğrudan askeri çatışma yerine vekalet savaşları ve ideolojik rekabet yöntemlerini geliştirerek Tukidides Tuzağı’ndan kaçınmayı başardı.
-
Birleşik Almanya ve Avrupa (1990'lardan Günümüze): Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından birleşen Almanya’nın yeniden İngiltere ve Fransa için bir tehdit oluşturacağından endişe ediliyordu. Ancak modern Alman liderler, askeri üstünlük yerine Avrupa entegrasyonu ve ekonomik iş birliği modelini seçerek güç kullanmanın barışçıl bir yolunu buldu.
DİPLOMASİ MASASINDAKİ JESTLER UMUT VERİYOR
Şi Jinping ve Donald Trump’ın Pekin’deki zirve sırasında verdikleri mesajlar ve sergilediği diplomatik jestler, iki liderin de bu tarihi tuzağın ve getireceği risklerin farkında olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, liderler düzeyindeki bu diyalog zeminini korumanın, ABD ve Çin'in Tukidides Tuzağı’na düşme ihtimalini azaltan en önemli faktör olduğunu vurguluyor.