Grönland: Doğru gerekçe, yanlış adam, yanlış savunma
Donald Trump’ın Grönland hakkındaki açıklamalarını ilk duyduğumda doğrusu ben de birçok kişi gibi bunun yine alışıldık Trump çıkışlarından biri olduğunu düşündüm.
Bir NATO müttefikinin toprağından, sanki Manhattan’da satılık bir arsa ya da yeni bir emlak projesinden söz eder gibi bahsetmek… “Gerekirse alırız”, “Amerikan güvenliği için gerekli”, “kontrol etmeliyiz” demek…
İlk bakışta ciddiye alınması zor görünen bu sözlerin aslında çok daha derin bir anlam taşıdığını fark etmem uzun sürmedi.
Mesele Grönland değildi.
Mesele, dünyanın sessizce hukukun gücünden gücün hukukuna doğru kayıyor olmasıydı.
HUKUKUN GÜCÜNDEN GÜCÜN HUKUKUNA
Uluslararası sistem uzun yıllar boyunca egemenlik, uluslararası hukuk ve müttefiklik ilkeleri üzerine inşa edildi. Kusursuz değildi elbette. Güçlü devletler yine güçlüydü. Ancak en azından güçlerini meşrulaştıracak ortak kurallar vardı.
Bugün ise tablo değişiyor.
Rusya Ukrayna’da tarihî hak iddiasıyla hareket ediyor.
Çin Tayvan’ın kendi toprağı olduğunu söylüyor.
İsrail güvenlik gerekçesiyle yeni fiili durumlar yaratıyor.
Şimdi Amerika da Grönland konusunda benzer bir dili kullanıyor.
Büyük güçler artık önce hukuku değil, güvenliği; önce egemenliği değil, stratejik çıkarı öne çıkarıyor.
Trump’ın sözleri bu değişimin belki de en çıplak örneği.
TRUMP ASLINDA NEYİ GÖRÜYOR?
Bununla birlikte Trump’ın tamamen haksız olduğunu söylemek de kolaycılık olur.
Hatta tam tersine…
Bence teşhisi büyük ölçüde doğru.
Dünya haritasına alıştığımız şekilde baktığımızda Grönland bize buzlarla kaplı, nüfusu az, ekonomik değeri sınırlı uzak bir ada gibi görünür.
Oysa haritayı Kuzey Kutbu merkezli çevirdiğinizde bambaşka bir dünya çıkar karşınıza.
Grönland, Kuzey Amerika’nın kalkanıdır.
Rusya’dan gelebilecek hava ve füze tehditlerinin en kritik geçiş noktalarından biridir.
Yeni Arktik deniz yollarının tam merkezindedir.
Kritik mineraller bakımından dünyanın en zengin rezervlerinden bazılarına sahiptir.
Amerika’nın Pituffik Üssü de bunun tesadüf olmadığını gösteriyor.
Üstelik mesele yalnızca Rusya değildir.
Çin de yıllardır Arktik bölgesine sessiz ama sistemli biçimde yatırım yapıyor.
Limanlar…
Bilim merkezleri…
Maden projeleri…
Lojistik koridorları…
Pekin biliyor ki iklim değiştikçe yalnızca buzullar erimeyecek; küresel ticaretin ve enerji jeopolitiğinin haritası da yeniden çizilecek.
Bu nedenle Trump’ın temel sorusu doğrudur.
Batı, Arktik’te Rusya ve Çin karşısında geride mi kalıyor?
Bence evet.
SORUN TEŞHİS DEĞİL, TEDAVİ
Benim itirazım Trump’ın gördüğü tehlikeye değil.
İtirazım onu çözme biçimine.
Trump dünyaya büyük ölçüde bir emlak yatırımcısının gözleriyle bakıyor.
Belki bunda şaşıracak bir şey de yok.
Sonuçta hayatının büyük bölümü gökdelenler, arsalar ve gayrimenkul pazarlıkları içinde geçti.
Üstelik Amerikan tarihinde bunun örnekleri de var.
1803’te Louisiana Fransa’dan satın alındı.
1867’de Alaska Rusya’dan alındı.
Meksika-Amerika Savaşı sonunda Kaliforniya ve bugünkü Amerikan Güneybatısı Washington’ın kontrolüne geçti.
19. yüzyılın dünyasında büyük devletler toprak satın alıyor, satıyor veya savaşarak sınır değiştiriyordu.
Trump sanki hâlâ o çağdaymış gibi düşünüyor.
Stratejik değeri yüksek bir arazi varsa, fiyatı bulunur ve alınır.
Oysa Grönland satılık bir arazi değildir.
Orada yaşayan insanlar vardır.
Parlamentosu vardır.
Hükümeti vardır.
Kimliği vardır.
Geleceği hakkında karar verme hakkı da öncelikle Grönland halkına aittir.
İşte Trump’ın en büyük hatası burada başlıyor.
AMERİKA’NIN GRÖNLAND’I SATIN ALMASINA GEREK YOK
Aslında Washington’ın istediği güvenlik hedeflerinin büyük bölümü bugün de gerçekleştirilebilir.
Amerikan askerî varlığı zaten adada bulunuyor.
Danimarka da NATO müttefiki olarak Arktik güvenliğinde Amerika ile işbirliğine karşı değil.
Daha fazla radar kurulabilir.
Yeni hava üsleri açılabilir.
Limanlar geliştirilebilir.
Ortak buz kırıcı filosu oluşturulabilir.
Kritik mineraller Amerikan ve Avrupalı şirketlerle birlikte çıkarılabilir.
Bütün bunlar Grönland’ın egemenliğini tartışmaya açmadan yapılabilir.
Sorun güvenlik değildir.
Sorun kullanılan siyasi dildir.
Çünkü bir halka “sizi satın almak istiyoruz” dediğiniz anda ortaklık kurma şansınızı da zedelersiniz.
AVRUPA’NIN DA AYNAYA BAKMASI GEREKİR
Bütün sorumluluğu Trump’a yüklemek doğru olmaz.
Avrupa da yıllarca Arktik’i ihmal etti.
Rusya üslerini güçlendirirken…
Çin yatırım planları hazırlarken…
Avrupa çoğu zaman çevre raporları ve bütçe tartışmalarıyla vakit kaybetti.
Bugün “Grönland satılık değildir” demek kolaydır.
Asıl soru şudur:
Peki Grönland’ın güvenliğini kim sağlayacak?
Ekonomisini kim geliştirecek?
Gençlerine kim gelecek sunacak?
Bu soruların cevabı yalnızca Danimarka değildir.
Yalnızca Amerika da değildir.
DOĞRU YOL
Benim gördüğüm çözüm ne Amerikan egemenliği ne de Avrupa’nın mevcut rehavetidir.
Doğru çözüm yeni bir Arktik ortaklığıdır.
Amerika güvenlik kapasitesini ortaya koymalıdır.
Avrupa teknoloji ve finansman sağlamalıdır.
Danimarka tarihî sorumluluğunu yerine getirmelidir.
En önemlisi de Grönland halkı masanın tam ortasında yer almalıdır.
Kritik mineraller yalnızca dışarıya zenginlik üretmemeli; önce Grönlandlılara refah sağlamalıdır.
İnuit halkının kültürü korunmalıdır.
Çevre korunmalıdır.
Yeni limanlar ve havaalanları yalnızca askerî amaçlarla değil, Grönland’ın ekonomik bağımsızlığını güçlendirecek şekilde planlanmalıdır.
Ana mesajım şu:
Grönland tartışması aslında Trump tartışması değildir. Bu, yeni dünya düzeninin nasıl şekilleneceğine ilişkin bir tartışmadır.
Artık büyük güçlerin yeniden nüfuz alanları oluşturduğu, kritik minerallerin petrol kadar değer kazandığı ve Arktik’in yeni jeopolitik satranç tahtasına dönüştüğü bir döneme giriyoruz.
Trump bu değişimi görüyor. Belki birçok Avrupalı liderden daha erken görüyor.
Ancak doğru bir jeopolitik teşhis, yanlış yöntemlerle savunulduğunda kendi meşruiyetini de kaybeder.
Uluslararası düzenin geleceğini belirleyecek olan yalnızca kimin daha güçlü olduğu değil, o gücü hangi hukuk, hangi meşruiyet ve hangi ortaklık anlayışıyla kullandığı olacaktır.
Trump’ın gerekçesi büyük ölçüde doğru olabilir. Ama yanlış adamın, yanlış üslupla savunduğu doğru bir fikir, sonunda yanlış bir politikaya dönüşebilir.
Yorumlar
0